Yazı İnan Özdemir
Rüzgar Bizi Taşıyacak mı? Zorlu Hava Koşullarında Bisikletin Sınırları
Nisan ayı, gerçekten de ayların en zalimi. Yol bisiklet sezonunun Kuzey Avrupa’nın soğuk ve rüzgarlı coğrafyasına kaydığı bu dönemde, T.S. Eliot’un meşhur dizesi tekrar tekrar gündeme geliyor. Bu yılki Gent-Wevelgem, bunu bir kez daha kanıtladı: sadece 39 bisikletçi yarışı bitirebildi. Kar, yağmur, rüzgar… Ve pes etmeyen bisikletçiler.
Yarışta hava şartları kadar tehlikeli kazalar da konuşuldu. Aynı hafta içinde:
- E3 Harelbeke‘de Fabian Cancellara kaza yaptı,
- Ronde Van Vlaanderen‘de görevli araçlar iki bisikletçiye çarptı,
- Bask Turu‘nda organizasyon hataları nedeniyle birkaç bisikletçi hastanelik oldu.
Ve bu liste uzayıp gidiyor.
Sporun Epik Yanı mı, Bisikletçilerin Sağlığı mı?
Her yıl bu sezon başladığında aynı sorular gündeme geliyor:
“Bisikletçiler neden bu kadar zorlu hava koşullarında yarışmak zorunda kalıyor?”
“Neden yarışlar iptal edilmiyor ya da nötralize edilmiyor?”
“Güvenlik neden hâlâ bir öncelik değil?”
Gent-Wevelgem gibi rüzgarın bisikletçileri yoldan savurduğu yarışlar neden hâlâ devam ediyor?
Bask Turu’nda neden tehlikeli bir caddede hiçbir güvenlik önlemi alınmadı?
Bisiklet dünyası bu sorulara net bir cevap veremiyor. Bazılarına göre bu yarışların “epik” tarafı sporun ruhunu oluşturuyor. Ancak bu epiklik, insan hayatının ve güvenliğinin önüne geçmemeli.
Sadece Hava Koşulları Değil, Organizasyonel Hatalar da Gündemde
Zorluklar sadece yolda değil, organizasyonda da mevcut.
Hatırlarsınız, Katalonya Turu’nda kameraman finiş sprintini kaçırdı.
Thomas Dekker’in saat rekoru denemesi, kronometre hatası yüzünden anlamsızlaştı.
Bütün bu örnekler, teknolojinin gelişmesine rağmen bisikletin hâlâ temel sorunları çözmekte zorlandığını gösteriyor.
“Birlik” Olmadan Değişim Gelmiyor
Team Sky’dan deneyimli bisikletçi Bernhard Eisel, bu konuları son 3 yılda defalarca dile getirdiğini ama sonuç alamadığını söylüyor. Ona göre peloton (yarış grubu), bir türlü birlik olamıyor.
Gent-Wevelgem’de yarışın başında rüzgarın tehlikeli olduğu takım kaptanları arasında konuşulmuş. Bazı gruplar yarışı topluca bırakmayı önermişti.” Ancak bazı takımlar (özellikle Etixx-Quick Step) bu kararı bozmuş. Sonuç: Riskli bir yarış, yaralanan sporcular, eksik bir dayanışma.
Eisel’in dediği gibi:
“Bazı bisikletçiler kaskı kafalarına geçirdikten sonra düşünmeyi bırakıyor.”
Peki Ya “Bu İşin Ruhu”?
Tüm bu eleştirilere karşın, eski yarış direktörü Cyrille Guimard gibi isimler bu zorlu koşulları bisikletin özüne bağlıyor.
Guimard’a göre: “Rüzgarsız bir Gent-Wevelgem anlamsızdır.”
Efsanevi yarışları, örneğin karlar altındaki Liege-Bastogne-Liege gibi etapları hatırlatıyor.
Nairo Quintana’nın geçen yılki Stelvio zaferi gibi.
Zor şartlar, bu sporu kahramanlık hikayelerine dönüştürüyor. Ama bu hikayelerin bedelini kim ödüyor?
UCI Nerede Durmalı?
UCI (Uluslararası Bisiklet Birliği) bu noktada ne yapmalı?
Efsaneleri yaşatmak ile sporcuların güvenliğinin sağlanması arasında bir denge kurulmalı.
Yarış organizatörleri ve UCI, epik anlatıları parlatırken, güvenliği göz ardı edemez.
Bask Turu gibi organizasyonlara verilecek önemli yaptırımlar. Diğer yarışlar için de emsal teşkil edecektir.
Son Söz: Onlar da İnsan
Ne olursa olsun yarışlar sürecek:
“Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi Paris-Roubaix bu yıl da yapılacak. Hemen ardından ise İtalya Bisiklet Turu başlayacak.”
Ama bu bisikletçileri romantik bir anlatıyla “eski çağın gladyatörleri”ne benzetirken unutmamamız gereken bir şey var:
Onlar da insan.
Ve hayat her zaman o meşhur Noir Désir şarkısında söylendiği gibi değil.
Rüzgar her zaman bizi taşımıyor. Bazen yol kenarına fırlatıyor.


