Bizimle iletişime geçin
Cyclist Türkiye Tüm D&R Mağazalarında!

Editoryal

SELE ÜSTÜNDE YOKSUL BİR KRAL: SEKİZİNCİ BOTTECCHIA

Fransa Turu’nu kazanan ilk İtalyan olan Ottavio Bottecchia, yoksulluğun dibine vurmuş bir ailenin sekizinci çocuğuydu. Adının İtalyanca’da “sekizinci” anlamına gelen ottavo’dan geldiği rivayet edilirdi. Daha çok hanedan ailelerinde olan bu numaralandırma işlemi, yoksul bir çocuk olarak “Sekizinci Bottecchia”nın da başına gelmişti.

Yazı AYDAN ÇELİK

Neler oluyor?

Bisikletçilerin başında yine ne belalar dolaşıyor?

Michele Scarponi’nin 22 Nisan’daki trajik sonu hepimizi derinden sarstı. Daha beş gün evvel Alpler Turu’nun ilk etabını kazanmış olması, trajediye bir de ironi ekliyordu.

Bunların üstüne, ölümünden saatler evvel, dünya tatlısı ikiz oğullarını sırtına bindirip, çektirdiği fotoğraf var ki, yürek parçalayıcıydı.

Aradan çok zaman geçmedi bu kez, Chris Froome’un kaza haberini aldık. Çok şükür, bela, cana değil, mala gelmişti.

Bir ara Lance Armstrong’un öldüğü dedikodusu dolaşıma girdi. Neyse ki o da balon çıktı.

Biliyoruz, her ölüm erken ama, daha yolu yarılamadan bu dünyadan göçüp gitmek kozasından yeni çıkmış bir kelebeği hatırlatıyor insana. Bu köşeyi izleyenler,  kelebek metaforunun sık sık kullanıldığını hatırlayacaktır.

Birazdan okumaya başlayacağınız yazı da kelebek bir metafor değil, takma adlarından biri “kelebek” olan bir bisikletçi üstüne.

Ottavio Bottecchia’dan söz ediyorum. Hani şu 1924’te Fransa Turu’nu kazanan ilk İtalyan’dan.Bana sorarsanız fotoğraflarında gördüğüm Bottecchia bana kelebekten çok sivrisineği anımsatıyor.

Aynı zamanda bir bisiklet sever olan Muhammed Ali, kendi metamorfozunu “kelebek gibi uçar, arı gibi sokarım” diye tarif ederdi. Belki Ottavio için de “kelebek gibi uçar sivrisinek gibi sokardı” diyebiliriz.

1927 ve 28 Fransa Turu’nu kazanan Nicolas Frantz, onu rakiplerinin “kanını emen” bir canlı gibi tarif ediyor : “Onu dağlarda takip etmeye kalkmak intiharla eş anlamlıdır. Yetişmeye yeltenirseniz, soluksuz kalıp ölebilirsiniz.”

1894’de doğan bu efsane karakter, yoksulluğun dibine vurduğu bir ailenin sekizinci çocuğu olarak dünyaya geliyor. Adının da İtalyanca’da sekizinci anlamına gelen ottavo’dan geldiği rivayet ediliyor (Bizdeki Kifâyet adı gibi sanki). Daha çok hanedan ailelerinde olan bu numaralandırma işlemi, yoksul bir çocuk olarak “Sekizinci Bottecchia”nın da başına geliyor.

John Foot’un İtalyan Bisikleti’nin tarihini anlattığı ünlü kitabı.

İtalya bisiklet tarihini anlattığı Pedalare Pedalare kitabında John Foot, onun zayıf ve buruşuk suratında savaş ve yoksulluğun derin çizgilerini okuyor, kıtlıktan çıkmış bir insanın tedirgin ve aç halini görüyor.

Başka türlüsü mümkün müydü ki? 20. yüzyıl başında doğan her çocuğu zor ve karanlık günler bekliyordu. “Sekizinci Bottecchia” zaten zorluğun göbeğine doğmuştu. İkinci sınıfta okulu bırakmış, kunduracılık, duvarcılık, ormancılık yapan bir çocuk işçiye dönüşüvermişti.

Erken büyümek zorunda kalan her çocuğun yüzündeki bildik endişe, onun suratına da nakşolmuştu. Okumayı yazmayı bile gazetelerin spor sayfalarını okuyarak sökebildiği söyleniyordu. Tam olarak İtalyancasının da olmadığı, çok koyu bir yerel aksana sahip olduğu bilinen bir şeydi.

Ottavio 20 yaşına bastığında, insanlık da faka bastı ve Birinci Dünya Savaşı patladı. “Gel bakalım burada sana ihtiyacımız var” diye cepheye çağırdılar. Cephede, ileriki yıllarda kariyerini belirleyecek olan bir görevi vardı: Katlanır bir bisiklete ile cepheden cepheye pedal çevirmek, muhaberat yapmak…

(Cyclist’i yakından izleyenler hatırlayacaktır. Bu konuda Şeytan Arabası’nda söz etmiştik. Birinci Dünya Savaşı’nda iki cephede yaklaşık 500 bin bisikletli asker vardı. Hatta 25 yıl sonra insanlığın başına büyük bela olacak Hitler de o bisikletli askerlerden biriydi. (Cyclist sayı 11/Ocak 2016)

Ottavio cephede o kadar çok badire atlatır, o kadar çok bela savar ki, madalya bile verirler. Ama onun ödülü bisiklet üstünde yaptığı antrenmanlardır.

Savaş biter ve hayat “kaldığı yerden” başlar. İnşaatlarda çalışmak üzere Fransa’ya gider. Ama bir süre sonra küçük kızı hayatını kaybedince tekrar İtalya’ya döner.

1920’de profesyonel bisikletçi olmaya karar verir. Tek bir motivasyonu vardır: Ekmek parası… Bunu da saklamaz, her zaman bütün açıklığıyla dile getirir.

İtalya’da yarışlara katılır. Çeşitli başarılar elde eder. Ama asıl başarısı Fransa’dan gelecektir.

1923’te ilk defa katıldığı Fransa Turu’nu ikinci olarak bitirir. Birinci olan Automoto’dan takım arkadaşı Henri Pelliser, bir sonraki sene Ottavio’nun turu kazanacağını önceden bilir ve öngörüsü doğru çıkar.

Toplamda 5425km tutan 1924 Fransa Turu, 15 etaptan oluşur. Yarış Paris’te başlar, Paris’te biter. 157 bisikletçi ile başlar, 60 bisikletçi ile sona erer.

Yollar zımpara kağıdı, gözlükler kaynakçı gözlüğü, acılar tarifsizdir. İnsana ya Jane Fonda’nın başrolde olduğu Atları da Vururlar filmini hatırlatır, ya da bir parodi gibi süregiden Survivor programlarını.

Bottecchia Paris’te giydiği sarı mayoyu, ikinci Paris ziyaretine kadar bir daha çıkarmaz. Hatta Milano’ya dönerken mayo halen sırtındadır. 93 yıl önce İtalya’ya giden ilk sarı mayo 3. mevkide seyahat eder. Bottecchia, kazandığı parayı “çar-çur” etmemek için 3. mevkiyi tercih eder.

Ertesi yıl Tur’u yine kazanır. Bir önceki yıl 3. olan takım arkadaşı Lucien Buysse bu kez ikinci olur.

Bottechia, artık bir bisiklet fabrikası kurmak için gerekli parayı kazanmıştır. Kadro ustası Teodoro Carnielli ile bisiklet üretimine başlar. 1926’dan bugüne devam eden marka, Fransa Turu’nun en küçük zaman farkına şahitlik eder. 1989’da 50 saniye geride olan Greg LeMond son gün Laurent Fignon’dan 58 saniye daha iyi derece yapar ve 8 saniye ile şampiyon olur. Altındaki bisiklet bir Bottecchia’dır.

1926, işler açısından iyi giden bir yıl olsa da, yarış cephesinde durum o kadar parlak değildir. Muhtemelen antrenmansızlıktan kaynaklı bir nedenle o yılın Fransa Turu’nu yarıda bırakır.

Aynı yılın şampiyonu, takım arkadaşı ve Tur tarihinin ilk domestiği kabul edilen Lucien Buysse olur. Belçikalı sporcu, sarı mayoyu bir trajedi pahasına da olsa evine götürmeyi başarır: Yarış esnasında kızının ölüm haberi gelir, yarıştan çekilmek ister ama sonra devam etmeye karar verir. Acısını sele üstünde yaşamayı tercih eder. O yıldan sonra Lucien ile ilgili pek bir başarı hikâyesi duymayız. 1980’de 87 yaşında hayatını kaybeder. O ve onun gibi çok isim bize her selenin üstünde bir hikâye olduğunu hatırlatır. Ama Buysse’nin hikâyesini başka bir zaman anlatmak üzere yeniden Ottavio’ya dönelim.

Ottavio o sene başka yarışlarda da iyi değildir. Örneğin Hemingway’in Güneş de Doğar romanında bir bölümde buna dair bir cümle vardır. Ünlü yazar, 1926’da Bask Turu’nun son etabı öncesi, otelde bisikletçilere rastlar. Onlara dair gözlemlerini aktarır. Bir takım yöneticisi ona, “Bottecchia bırakmasaydı, yarış çok daha zevkli olacaktı” diye durumu özetler.

1927 tam bir felaketler yılıdır. Mayıs’ın 23’ünde kardeşi Giovanni’ye bisiklet sürerken bir araba çarpar ve ölümüne sebep olur.

Ottavio kariyerini yeniden elde etmek için gittiği Fransa Turu’ndan İtalya’ya döner. Felaketler bununla bitmez. 10 gün sonra, 3 Haziran’da, evinin yakınlarında antrenman yaptığı yolun kenarında kanlar içinde bulunur. Kafatası dahil olmak üzere vücudunun çeşitli yerlerinde kırıklar vardır. Hastaneye kaldırılır ama komadan çıkamaz. 15 Haziran 1927’de hayatını kaybeder. Pantani gibi, Scarponi gibi o da otuzlarını bitirmeden göçer gider.

Ölümü üstüne bugün de devam eden çok çeşitli spekülasyonlar yapılır. Bazısı bunun düz bir bisiklet kazası olduğunu söyler. Ama bisikletinin sağlam olması bu iddianın zayıf yanıdır. Başka bir iddia onun bir siyasi cinayete kurban gittiğidir. Mussolini’nin Kara Gömleklileri onu bu hale getirmişlerdir. Başka bir gün bir çiftçi üzümlerini çalan bir adama taş attığını “itiraf” eder. Başka birileri işin içine bir aşk dedikodusu sokuşturur. Devreye mafya girer, vs, vs… Özetle söylentilerin sonu gelmez ve ölüm nedeni hiçbir zaman tam anlamıyla aydınlığa kavuşmaz.

Geride kalan bir efsanenin tarihe attığı çentiktir. Ölümünden bir hafta sonra dönemin ünlü spor dergisi Le Miroir des Sports, Bottecchia’nın bisiklet sporu için özel olarak gönderilmiş bir kişi olduğunu, Fransa Turu tarihine adını kazıdığını yazar.

Bundan tam 90 sene evvel ölmüş bir insanı halen konuştuğumuza göre, derginin yazdığı cümle doğrulanmış olmuyor mu?

Dönemin Türk Basını’nda Bottecchia

Ottavio Bottecchia’nın 1925 Fransa Turu’nu kazanması Türk spor basınında detaylı bir şekilde ele alınır. Spor Âlemi Dergisi’nin Paris Mektupları adını taşıyan bölümünde, adını bilmediğimiz “muhabir-i mahsusa” yani özel muhabir, Paris’te biten son etabı büyük bir coşkuyla anlatır.

(Muhabirimiz “Bottekya” olarak telaffuz edilen ismi “Buteşya” olarak yazar. Diğer özel isimler de bugün bildiğimiz telaffuzdan farklı yazılır. Aynı durum bazı şehir adları için de geçerlidir. 30 Temmuz 1925’de yayımlanan orijinal haline çok az dokunarak yayınlıyoruz.)

Her sene büyük muvaffakiyetlerle icra edilen bisikletle Fransa Turu bu sene de 19. defa olarak icra edilmiştir. Bugün bisiklet âleminde Fransa Turu kadar mühim hiçbir koşu yoktur. Bütün dünyayı alakadar eden bu koşunun bu seneki tafsilatına girişmeden evvel tarihçesini yapmayı faideden buluyoruz. Bisikletle Fransa Turu, Fransa’nın aynı zamanda bütün dünyanın da en mühim spor gazetelerinden olan “Loto” (L’Auto) gazetesi tarafından icra ettirilmektedir. İlk koşu 1903 senesinde icra edilmiştir. Bilahare 1914 senesine kadar her sene muntazaman icra edilen müsabakalar, 1915’ten 1919’a kadar harbin devam ettiği dört sene icra edilememişti. İlk tur 6 merhale ve 2427 kilometroydu.

Bu sene 17 merhale ve 5480 kilometre üzerinde icra edilen son çetin müsabaka yine geçen seneki şampiyon İtalyan Buteşya’nın galibiyetiyle neticelenmiştir.

Koşu 18 Haziran’dan 20 Temmuz’a kadar cereyan etmiştir. Merhale birincilerini, koşucuların derecelerini anlamak için herkes gazetelere koşuyor. Velhasılı bu Fransa Turu spor ile meşgul olmayanları bile alakadar ediyordu.

Şehirde hepimiz 19 Temmuz’u adeta iple çekiyorduk. O gün tam bir ay evvel başlayan tur hitama erecek, Paris’ten kalkan koşucular yüzlerce saat ….. tekmil Fransa’yı dolaşarak Paris’e vasıl olacaklardı.

19 Temmuz sabahı erkenden kalktığım vakit kendimde adeta bir helecan hissediyordum. Güya koşuya ben de iştirak etmişim gibi kalbim atıyordu. Öğle vakti sokağa çıkınca tekmil Paris’in akın akın oraya gittiğini gördüm. Birçok kimseler daha sabahtan yerlerini bulmuşlar, herkes iyi bir yer için adeta birbiriyle müsabaka ediyordu. (…) Saat ikide geniş sahaya aşağı yukarı yirmi bin seyirci toplanmıştı. Güçlükle ben de kendime bir yer bulabildim.

Şimdi hepimiz bekliyoruz. Herkes sabırsızlığa başlıyor. Karşımızda büyük siyah tahtalar hepimize muntazaman koşucuların derecelerini gelen telgrafları kaydediyor. Hepimiz beklemekten usanmış güneşin altında adeta bitkin bir halde nevmid beklerken karşımızdaki siyah levha koşucuların daha bir saat edecekti.

Bir taraftan da iki muzika şen havalar çalıyor fakat hiçbirimiz oralı değiliz.

Burada halkı eğlendirmek için birtakım numaralar da var. Bu esnada levhada harfler yine değişiyor. Sekiz koşucunun Basi’ye (Beauvais) vasıl olduklarını ve 5 raddelerinde burada bulunacaklarını bildiriyor.

Bu sırada etraf karışır. Hepimiz koşucular geliyor zannıyla kalkıyoruz. Herkes dikkat ediyor. Uzaktan birkaç bisikletli geliyor. Hepimiz çılgınca alkışlıyoruz. “Pedal Kralı” filmini oynayan Biskotiyn (Georges Biscot) bisikleti de bedavadan Fransa Turu’nu kazanıyor. Sinemalar dönüyor… Herkes mütemadiyen aktörü alkışlıyor.

Bundan sonra etraf biraz daha sakinleşirken tiz bir boru sesi hepimizi yeniden canlandırıyor.

Ben ilk defa Fransa Turu’nun neticesini seyrediyordum. Helecandan kam edemiyor, adeta görüntüsünü hissediyordum. Yanda birkaç Fransız bağrışıyor. (…) Orada bulunan yirmi bin kadın, erkek, çoluk çocuk adeta soluyor, herkes bir istikamete bakıyor.

Derken resmi otomobiller gözüküyor, hepsi toz toprak içinde. Onlar da yerlerine geçince bir borazan sesi daha…

Uzaktan gittikçe büyüyen bir toz dumanı mütemadiyen yaklaşıyor.

Geliyorlar!..

Hepimiz bağrışıyoruz, alkışlıyoruz fakat tozdan başka bir şey gördüğümüz yok. Yalnız ara sıra manivela gibi dönen bir iki bacak fark ediyorum.

Bu esnada fırtına gibi beş koşucu önümüzden geçti. Ben koşucuları tanımıyordum fakat yanımdakiler sayıyorlar.

Buteşya önde, yanında Buys (Lucien Buysse), arkasından Âymu (Bartolomeo Aimo) Belanje (Roman Bellenger) Bunlar mütemadiyen gidiyorlar sahaya girince virajda Buteşya başa geçiyor. Belanje var kuvvetiyle tekerleği çeviriyorsa da İtalyan’ın birinci gelmesine mani olamıyor.

Uzaktan bir ses, Buteşya’nın merhaleyi kazandığını bildiriyor. Etraf alkıştan adeta sarsılıyor. Koşucuları gören, görmeyen, tanıyan, tanımayan alkışlıyor, koşuşuyor, fotoğraf makineleri sinemalar mütemadiyen işliyor.

Derken, arkadan diğer koşucular da geliyorlar. Artık 19. Fransa turu da maziye karıştı. Bunu da İtalyan Ottavio Buteşya kazandı.

Buteşya’nın koşu hakkında fikri

Park de Prens’te (Paris’teki ünlü Parc des Princes stadyumu. 1897-32’de yapılan ilk versiyonunda bir de bisiklet pisti vardı) birinciliği aldıktan sonra Buteşya artık Fransa Turu’nu koşmayacağını söylemişti. Halbuki bizzat kendisi bunu tekzip etmiştir.

İtalyan, galebesinden memnundur:

“Paris’ten hareket edince birinciliği elde etmeye çalışıyordum (…) Adeta birinci merhaleden sonra galebeden emin gibiydim. Mesafeyi kazanmak için pek müşkülat çekmedim. Rakiplerimden ise en çok Bunuva (Adolin Benoit) ve Frantez (Nicolas Frantz) beni biraz müşkül mevkie sokmuşlardır. Galib geldim. Buna çok memnunum Belki gelecek sene de galip gelirim…”

Görüldüğü gibi İtalyan, galebesinden emin gözüküyor. Esasen ilk merhaleyi kazanan Buteşya, yalnız Pireneler’e kadar biraz müşkülat çekmiştir, sonra birinciliği ele alarak mütemadiyen mevkii muhafaza etmiştir.

ÖZEL NOT: Spor Âlemi dergisiyle tanışmamı sağlayan Volkan Gülçek’e, Osmanlıca çeviriler için Mine Şirin’e, John Foot’un kitabına ulaşmamı sağlayan Berkem Ceylan’a, blogundan (ozgurnevres.com) faydalandığım Özgür Nevres’e teşekkür ederim.

E-Posta Bülteni

E-Posta bültenimize abone olun, en son haber ve röpörtajlardan ilk sizin haberiniz olsun!

Yorumlar için tıklayın

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Öne Çıkanlar

BİSİKLET DÜNYASI GIOVANNI IANNELI’NIN ÖLÜMÜYLE SARSILDI

Haberler

STRAVA KULLANICILARINA KÖTÜ HABER

Haberler

SERİ Mİ ÇEVİRMELİ, SERT Mİ?

Editoryal

OKAN BAYÜLGEN: “OTOMOBİL ALMAK BENCE SALAKLIK”

Haberler

Bağlan
E-Posta Bülteni

E-Posta bültenimize abone olun, en son haber ve röpörtajlardan ilk sizin haberiniz olsun!