Bizimle iletişime geçin
Cyclist Türkiye Tüm D&R Mağazalarında!

Profiller

PETER SAGAN: “NEDEN CİDDİ OLMALIYIM?”

Cyclist Türkiye’nin sorularını yanıtlayan bisikletin “yeni yüzü” Peter Sagan; medya ilgisiyle nasıl başa çıktığını, takım arkadaşlığının önemini ve tek günlük klasikleri kazanmak için nelerin gerekli olduğunu anlattı

Röportaj ERMAN ÖNER Fotoğraf BRIAN HODES, PAULINE BALLET, CHRIS AULD

Cyclist Türkiye: Geçtiğimiz yılın sonunda oğlunuz Marlon dünyaya geldi. Çocuk sahibi olmak hayata bakışınızı nasıl değiştirdi?

Peter Sagan: Marlon’un doğumu hayatımda meydana gelen en güzel şeylerden biriydi. Piyasaya yeni çıkan kitabım “My World”ün ilk sayfasını açarsanız, kitabı oğlum Marlon’a adadığımı görürsünüz. 100’den fazla bisiklet yarışını kazanmış olabilirim, yine de kuşkusuz en büyük zaferim oğlum Marlon’a sahip olmak.

Cyc: Günümüzde “bisiklet sporunun yeni yüzü” olarak adlandırılıyorsunuz ve neredeyse her söylediğiniz yahut yaptığınız medyanın ilgisini çekiyor. Dahası yarışlarda omuzlarınızda favori olmanın sorumluluğunu taşıyorsunuz. Peter Sagan olmak ne kadar zor?

PS: Kendime karşı samimi ve gerçekçi olmaya çalışıyorum. Dürüst olmam gerekirse dokuz yıl önce profesyonel kariyerime başladığımdan bu yana değiştiğimi düşünmüyorum. Elbette insan ve sporcu olarak olgunlaştım ama kalbimin derinliklerinde her zaman olduğum kişi olarak kalmayı başardım.

Neredeyse her yaptığımın medyaya yansıdığı bir gerçek ama bu duruma çok fazla aldırış etmiyorum. Hem profesyonel hem de özel yaşamımda benim için önemli olan şeylere odaklanıyorum ve geri kalan tüm gürültü patırtıdan kendimi sakınıyorum.

Yarışlarda favori olduğum fikrine ise katılmıyorum. Bir yarışın başlangıç çizgisine o yarışın favorisi olduğunuzu düşünerek gitmek büyük bir hatadır. Her bir bisikletçi eşit derecede önemlidir ve pelotondaki her bir bisikletçiye saygı duyuyorum. Bir yarış boyunca öngörülemeyen binlerce olay meydana geliyor ve bu sayede yarışları “favori” olarak gösterilmeyen bisikletçiler kazanabiliyor.

Cyc: Eğer birileri kariyerinizin başındayken zafere ulaştığınız tüm büyük yarışları kazanacağınızı söyleseydi inanır mıydınız?

PS: Kesinlikle şüpheyle yaklaşırdım ama tüm bu yarışları kazanmamış olsaydım da başardıklarımdan memnuniyet duyardım; çünkü her bir yarışta, her zaman %100’ümü verdiğimi biliyorum. Elbette, her üst düzey profesyonel sporcu gibi ben de kazanabildiğim kadar kazanmak istiyorum ama asıl hedef, start çizgisine geldiğimin her defasında, o gün yapabileceğimin kesinlikle en iyisini yapacağıma dair kendime söz vermektir.

Yarış sırasında olanların ve olayların nasıl geliştiğinin bir önemi yoktur; önemli olan her şeyini son damlasına kadar vermen gerektiğidir. Ardından bitiş çizgisinden geçtikten sonra kendi açından bundan daha iyisini yapmanın mümkün olamayacağını bilirsin. Elinden gelenin en iyisini başardığını bilmek önemlidir, kendinden beklediğin ya da başkalarının senden umduğu sonuçlara ulaşamamış olsan bile.

Bu haliyle, yenilgiyi daha kolay kabullenecek ve bundan daha az rahatsızlık duyacaksınızdır. Bizler insanız robot değil. Girdiğimiz her yarışı kazanamayız ama her şeyimizi her defasında sonuna kadar verebiliriz. Elbette, kazandığım tüm prestijli yarışlardan dolayı çok mutluyum ancak hiçbir sporcu kazanmayı saplantı haline getirmemeli.

Cyc:  Bir röportajınızda, “Zaferleri umursamıyorum, yarışların hepsi birer gösteri… Önemli olan kazanmak ya da kaybetmek değil” demiştiniz. Bu yaklaşımınızı biraz daha açar mısınız?

PS: Sanırım bu demeci kazandığım bir yarıştan sonra vermiştin. Kariyerimin başlarında her girdiğim yarışı kazanmak için savaşıyordum, ama şimdi yalnızca anın keyfini çıkarıyorum. Kazanacak mıyım diye strese girmiyorum. Elbette, antrenmanlarda ve yarışlarda en iyimi yapıyorum ama matematikse l olarak her şeyi kazanamazsınız değil mi?

Cyc: Son yıllarda klasiklere gösterilen ilginin büyük oranda arttığından bahsediliyor. Bunun bir parçası olduğunuzu düşünüyor musun?

PS: Herhangi bir yarışın dahi gördüğü ilginin artmasından dolayı çok mutlu oluyorum. Eğer daha fazla izleyiciye ve daha fazla katılımcıya sahip olursak bu, sporumuz için olumlu bir gelişme olur; özellikle de çocuklar için. Artışın sebeplerinden biri de ben miyim, açıkçası bilmiyorum ama eğer insanlar ilgiyi artırdığımı düşünüyorsa bundan çok büyük bir memnuniyet duyarım.

Cyc: Flanders ve Paris-Roubaix’yi sizce her zaman en güçlü mü kazanır?

PS: Kazanmak için güçlü olmanız gerekir ancak başlı başına güçlü olmak kazanmanın garantisi değildir. Daha önceden de söylediğim gibi, binlerce tahmin edilmez şey olabilir, özellikle de bu tip tek günlük yarışlarda. Saydığınız yarışlar bisiklet sporu tarihinde büyük önem ve prestije sahiptir. Bu nedenle herkes son derece odaklanmış ve gergin olur.

Kazanmayı herkesin istemesine rağmen, bitiş çizgisinden ilk sırada geçmek son derece güçtür ve pek çok farklı faktörün bir araya gelmesi gerekir. Elbette güçlü olmak da önemli bir faktör ama tek başına yeterli değil. Aynı zamanda, sizinle eşit derecede güçlü bir takıma, zekice planlanmış bir taktiğe ve bazen de biraz şansa ihtiyacınız vardır.

Peter Sagan, Fransa Turu’nun en iyi sprinterine verilen yeşil mayoyu tam altı kez kazandı. Slovak bisikletçi bu alandaki rekoru ise eski Alman bisikletçi Erik Zabel’le paylaşıyor

Cyc: Sizce tek günlük klasiklerde yarış içi taktikler nasıl değişti?

PS: Bir bütün olarak bisiklet evrim geçirdi. Artık bisiklet sporu daha profesyonel ve daha planlı. Sponsorların verdiği destek daha büyük. Takımların ve bisikletçilerin seviyesi de şüphesiz yükseliyor. Bu nedenle, yalnızca klasikler değil tüm yarışlar değişime uğradı. Tabii ki özünde hepsi birer bisiklet yarışı ve temel olarak hala aynı şekilde mücadele ediliyor ama artık yarışlar çok daha komplike çaba gerektiriyor.

Cyc: Yarışlarda size yardımcı olan Daniel Oss, Marcus Burghardt, Juraj Sagan ve Maciej Bodnar gibi olağanüstü takım arkadaşlarına sahipsiniz. Saydığım isimlerin başarınız üzerindeki etkisi nedir?

PS: Bisiklete binmek bir çeşit yalnızlıktır. Evet, bisiklet bir takım sporu, yarışlarda bir takımınız var ama kazanan yalnızca tek bir yarışçı. Birinin, “BORA-hansgrohe 2018 Paris-Roubaix’yi kazandı” dediğini asla duyamazsınız.

Buna karşılık, hiçbir yarışı güçlü ve sizin etrafınızda adanmış bir kadro olmaksınız kazanamazsınız. Sizin de bahsettiğiniz gibi eğer kazanma arzusuna sahipseniz, etrafınızda böylesi olağanüstü bisikletçilerin olması son derece önemlidir.

Genellikle insanlar yardımcıların katkısını küçümser ve sadece lidere odaklanır. Bu yanlış. Onlar takım liderleri için bıkmak bilmeden çalışan, kendi şanslarını ve kişisel hırslarının çoğunu feda eden bisikletçilerdir. 90km boyunca en önde pelotonu deliler gibi çekmeleri gerektiğini bilirler, yahut gerektiğinde kendi bisikletlerini liderleri için gözlerini kırpmadan verirler. İşte bu sayede sizin kazanmak için bir şansınız olur.

Tüm bunların ötesinde bizim takımımıza gelecek olursak, bizler gerçekten iyi arkadaşlarız ve hem bisiklet üzerinde hem de bisiklet dışında bir arada olmaktan büyük keyif alıyoruz.

Cyc: Kariyeriniz boyunca Alberto Contador, Vincenzo Nibali, Tom Boonen ya da Fabian Cancellara gibi bisikletin en büyük isimleriyle ya takım arkadaşı ya da rakip oldunuz. Profesyonel kariyeriniz üzerindeki en büyük etkiyi kim yarattı?

PS: İçlerinden birini seçmek neredeyse imkansız. Hepsi de kendi jenerasyonunun en güçlü ve en başarılı bisikletçileri. Takım arkadaşım ya da rakibim olan, yendiğim yahut kaybettiğim herkesten bir şeyler aldım. Bazen kazandığınıza oranla kaybettiğinizde daha çok şey öğrenirsiniz.

Cyc: Cesaret gerektiren ve hatta çılgın olarak niteleyebileceğimiz hareketleri çok basitmiş gibi gösteriyorsunuz. Bisiklet üzerindeki eğlenceli davranışlarınız kişiliğiniz bir yansıması mı?

PS: “Neden ciddi olmalıyım?” Yaşam felsefem bu. Üst seviye profesyonel bir sporcu olmak sıkıcı olmanız gerektiği anlamına gelmez. Ve bence bu konuda tam anlamıyla bir yanlış anlaşılma var. Yarışırken ekstrem boyutlarda konsantre ve motiveyim, ancak yarış bittiğinde hala sıkıcı bir insan olmak zorunda değilim.

Umduğumdan çok daha büyük olsalar da hayallerimi yaşamaya devam ediyorum.

Cyc: İniş yeteneğinizle ünlüsünüz, yarışın gergin anlarında yüksek hızlarda sakinliğinizi nasıl koruyorsunuz?

PS: Yalnızca konsantre kalmaya çalışıyorum.

Cyc: Son olarak, 2007 yılında Türkiye’de, Kapadokya dağ bisikleti yarışında mücadele ettiniz. O günleri nasıl hatırlıyorsunuz ve gelecekte bisikletin farklı bir disiplininde yeniden yarışmayı düşünüyor musunuz?

PS:  O yarışı sevmiştim. Çok gençtim ama keyifli anılardı. Gelecek hakkında düşünmek için ise henüz daha erken. Şu anda, BORA-hansgrohe takımının profesyonel bisikletçisiyim. Takımla olan sözleşmem 2021 yılının sonuna kadar üç sezon daha sürüyor.

Odaklandığım tek şey burası. Beni desteklemek için gerekli kaynakları sağlayan harika bir takımdayım ve günümüzde bu gerçekten taktir edilesi bir durum. İki önemli isim sponsorumuz var; BORA ve hansgrohe. Her iki şirket de bisiklete para yatırıyor. Bizim de bunun için sıkı çalışmamız gerekli. BORA-hansgrohe tek odak noktam.

E-Posta Bülteni

E-Posta bültenimize abone olun, en son haber ve röpörtajlardan ilk sizin haberiniz olsun!

Yorum yapmak için tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Öne Çıkanlar

SÜSLÜ KADINLAR BİSİKLET TURU 120 ŞEHİRDE EŞZAMANLI OLARAK YAPILACAK

Haberler

DUMOULIN’İN BU SEZON YARIŞLARA DÖNME OLASILIĞI DÜŞÜK

Haberler

FESTA2200 BİSİKLET FESTİVALİ

Editoryal

BİSİKLET DÜNYASI BJORG LAMBRECHT’İN YASINI TUTUYOR

Haberler

Bağlan
E-Posta Bülteni

E-Posta bültenimize abone olun, en son haber ve röpörtajlardan ilk sizin haberiniz olsun!