Bizimle iletişime geçin

Editoryal

KAÇMAK MI KOVALAMAK MI?

Hangisi daha hızlı gitmenizi sağlar? Kovalamanın verdiği heyecan mı, yoksa peşinizdekilerin yarattığı korku mu?

Yazı Michael Donlevy İllüstrasyon  Rob Milton  

Hepimiz profesyonel yarışçı olduğumuzu hayal etmişizdir. Tek başımızı çıktığımız sürüşlerde bile hangimiz solo atak yaptığımızı veya İstanbul’un ıslak sokakları yerine Alpe d’Huez’de yarış liderini kovaladığımızı hayal etmedik ki?

Fakat, ne seviyede olursa olsun bir yarışa katılmış olanlarımız için bunlar yaşanmış olaylar. Kazanmak veya kaybetmek grubun önünde kalmayı başarmanıza veya bitiş çizgisinden hemen önce kopmanıza bağlıdır. Bu da aklımıza şu soruyu getiriyor: grubun önünde giderken mi daha hızlı sürersiniz yoksa arkadan lideri kovalarken mi?

Liverpool John Moores Üniversitesi Uygulamalı Spor Ve Egzersiz Uzmanı Greg Whyte bunun çok bireysel bir tercih olduğunu söylüyor. Ancak ekliyor: “Ama bu, tercihlerin değiştirilemeyeceği veya deneyimle şekillenmediği anlamına gelmez. Bazılarımız kovalamayı, bazılarımız kovalanmayı sever, hepsi bu.”

Şu ana kadar biz de sizi gibi oldukça kararsızız. O yüzden soruyu fiziksel, taktiksel ve psikolojik elementlerine ayıralım.

Arkadan birileri yaklaşıyor

İşin fiziksel kısmıyla başlarsak “Yarışın %98’inde arkada olmak genellikle iyi bir şeydir çünkü arkada rüzgar direnci daha azdır” diyor Wolverhampton Üniversitesi Spor Psikolojisi Profesörü Andy Lane.

Whyte ise bu görüşe şunları ekliyor: “Bisiklet yarışlarında rüzgardan korunmak ve hava akımının ortasında kalmak gibi avantajları olduğu için kovalamak daha iyidir. Uzun bir yarıştaysanız enerjinizi korumuş olursunuz. Ancak konu bu kadar basit değil. Track yarışlarına bakarsanız Chris Hoy’un sürekli olarak ikinci sırayı kapmaya ve zamanı gelince rakibinden daha hızlı bir sprint yapmaya çalıştığını görürsünüz. Bunun enerjisini korumasıyla bir ilgisi yok, bu bir taktik.

“Avınıza arkadan yaklaşmak en yaygın – ve en başarılı – yarış taktiğidir. Ama grubun içinden kaçmak kadar tatmin edici bir şey de yoktur

Şunu hiçbir zaman unutmayın, insanlar genellikle solo zaferleri hatırlama eğilimindedir çünkü bu tür zaferler daha nadirdir. Tek başına yapılan kaçışların çok daha nadiren başarılı olmasının ise bir sebebi var: Enerjisini korumuş bir yarışçı veya grup tarafından takip ediliyorsanız son derece dezavantajlı bir durumdasınız demektir. Bu yüzden istatistiksel olarak kovalayan kişi olmak sizin için daha avantajlıdır.”

Olasılık ve pratik sebepler tamam, peki ya zihinsel durumunuz? Tek başınıza grubun önünde gidiyor olmak sonuçta kaybetme ihtimaliniz olsa bile performansınızı zirveye çıkarır mı?

Önce Cyclist dergisi olarak başarısızlıkla sonuçlanan kahramanlıklar yapmasıyla meşhur İtalyalı eski profesyonel yarışçı Claudio Chiappucci ile görüştük. Kariyeri boyunca sprintlerde veya zamana karşı yarışlarda kazanamayacağını biliyordu. O yüzden ya hep ya hiç tarzındaki ataklar onun tek şansıydı. Oldukça da hırslı bir yarışçıydı. Bu taktiğin onu seyircinin favorisi yaptığını ve efsane olarak anılmak için tek yapması gerekenin tek başına kaçmaya çalışmak olduğunu biliyordu.




Şurası kesin ki arkadaki yarışçının kullanabileceği çok daha fazla silahı var. Örneğin, rüzgardan korunması enerjisini saklamasını sağlar. Ayrıca taktik olarak düşünürsek de öndeki yarışçı atağın ne zaman geleceğini kestiremez.

Doğal olarak, 1992 yılında yapılan Fransa Turu’nda bitime daha 245km varken, ilk tırmanışta atağını yaptı ve daha sonra Miguel Indurain ve Gianni Bugno’dan gelen atakları savuşturarak yarışı kazandı. Bu zafer onun büyük bir yarışçı olarak anılmasına yetti.

Momentum kazanmak

Büyük bir sporcu olma arzusu ve başarı güdüsü (veya başarısızlık kaygısı) sporcuların üzerinde çok güçlü bir etkiye sahiptir. Psikolojik Momentum (PM) çok önemli olmasına rağmen ölçülmesi çok zor olduğu için bazı bilim adamları tarafından varlığı inkar edilen bir faktördür. Yine de bütün sporlarda örnekleri olduğu bilinir: Örneğin bir tenisçinin üst üste sayı kazanması veya futboldaki ‘bir gol maçı değiştirir’ sözü. Tabii ki bisiklet yarışlarında da durum böyle. Gruptan kopmaya başlayabilirsiniz veya grup sizden kopmaya başlayabilir.

“Momentum kazanılan bir şey midir kaybedilen bir şey midir? Bir taraf, rakibi hata yapıp momentum kaybedene kadar bekler mi yoksa rakibinin momentumunu kendi avantajına olacak şekilde değiştirebilir mi?”

Be World Class Performans Akademisi’nden spor psikoloğu Simon Hartley bu durumu şöyle anlatıyor: “PM, sporcuların kontrol hissi, özgüven, optimizm, motivasyon ve enerjisi gibi birçok konuyu kapsayan bir terimdir. Benim atletlerle yaptığım çalışmalarımdaki deneyimlerime göre, birçoğu psikolojik momentumunu kaybettiği zamanlarda odaklanma yeteneklerini de kaybediyorlar. Bu durum genellikle bir hata yaptığımızda başlar. Çoğu atlet bunu analiz edip performanslarını hakkında çok fazla düşünmeye başlar. Fazla düşünmesi ve normalden fazla çaba harcaması da doğal olarak sporcunun daha fazla hata yapmasına sebep olur ve kısır döngü başlar.”

Hartley bütün bunlara şu soruyu da ekliyor: “Momentumun bir sporcunun avantajına veya dezavantajına çalışmasında iki tarafın da rolü vardır. Bu durumda, momentum kazanılan bir şey midir kaybedilen bir şey midir? Bir taraf, rakibi hata yapıp momentum kaybedene kadar bekler mi yoksa rakibinin momentumunu kendi avantajına olacak şekilde değiştirebilir mi?”

Lincoln Üniversitesi Spor ve Egzersiz Bilimleri Fakültesi’nden Lee Crust bu konuda Kanada’daki Université du Québec à Montréal’de yapılan ve kovalamanın kovalanmaktan daha iyi olduğunu söyleyen bir araştırmayı işaret ediyor.

Bu deneyde deneklerden on iki dakikalık sahte bir yarışa katılmaları isteniyor ve rastlantısal olarak momentumsuz (berabere giden) veya momentumlu (arkadan gelip rakiplerini yakaladıkları) yarışlara yerleştiriliyorlar. “Deneklerin pedal çevirme hızlarının artmasının momentum algısının artmasına işaret ettiği varsayıldığında arkadan gelen yarışçıların momentum algısının yükseldiği sonucuna varılıyor” diyor Crust. Denekler önde giderken yakalandıklarında ise psikolojik momentum algılarının dibe vurduğu görülüyor.

Ancak bu sonuçların düşünüldüğü kadar kesin olmadığın söylüyor Crust: “Psikolojik momentumun etkisini performansla doğrudan bağdaştırmamızı zorlaştıran iki etmen bulunuyor. Birincisi pozitif inhabitasyon, yani sporcunun rakiplerini yakalamış olmasının yarattığı rahatlamanın yarışın o noktasından sonraki performansına olumsuz etki yapması. İkincisi ise negatif fasilitasyon, yani sporcunun geriye düşmesinin motivasyonunu artırması. Bu yüzden psikolojik momentumu tanımlaması oldukça güçtür”

Açıkça görülüyor ki hem fizyolojik hem de fiziksel sebeplerden ötürü performansını artırmak ve sonuç almak isteyen çoğu insan için kovalamak en iyi seçenek. Ama yine de başarısızlığa mahkum olsa da solo yapılan kaçışların herkesin dikkatini çekeceği kesin.

E-Posta Bülteni

E-Posta bültenimize abone olun, en son haber ve röpörtajlardan ilk sizin haberiniz olsun!

Yorumlar için tıklayın

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Öne Çıkanlar

Bağlan
E-Posta Bülteni

E-Posta bültenimize abone olun, en son haber ve röpörtajlardan ilk sizin haberiniz olsun!