Bizimle iletişime geçin
Cyclist Türkiye Tüm D&R Mağazalarında!

Editoryal

PERİLİ TUR: KAPADOKYA

Cyclist Türkiye, Argeus Travel’ın Kapadokya’da gerçekleştirdiği bisiklet turizmini inceliyor, bölgenin günlük lokal yaşantısını yerel ağızlardan dinliyor

Yazı Erman Öner Fotoğraf Marion Dupeyrat

Kapadokya’ya gelmişken sadece Gran Fondo rota incelemesi yapamazdık. Hele ki yanımızda Türkiye’de spor organizasyonu denildiğinde akla gelen ilk organizatör firmalardan Argeus Travel ekibini yanımızda tam kadro gördükten sonra. Argeus Travel, bölgeyle ilgili profesyonel turizm hizmeti dışında yine aynı profesyonellikle spor organizasyonlarını da başarı ile gerçekleştirmekte.

2010 yılından beri Kapadokya’da düzenledikleri Bisiklet Köyü Buluşması’yla sadece yılda bir kez değil, müşterilerinin isteği doğrultusunda bisiklet turizmi ile bölgeyi yılın her dönemi bisikletle gezmeyi mümkün kılıyor. Kendi bisikletlerinizi getirebileceğiniz gibi, ölçülerinizi önceden paylaşmanızla size uygun yüksek kalite bisikletleri de kullanımınıza hazır edebiliyorlar. 

Ülkemizde böyle bir hizmetin varlığından henüz haberdar olmamış okurlarımız için biraz daha detaya inelim ve Argeus Travel’ın sunmuş olduğu hizmetleri kendilerinden dinleyelim. Ülke çapında katıldığımız hemen hemen her bisiklet organizasyonunda karşımıza çıkan Kadir Usta, bize bünyesinde yer aldığı Argeus Travel’in bisiklet turizmini şu sözlerle anlatıyor: “Kapadokya’yı seviyorum. Kapadokya dağ bisikletçisinin Mekkesi’dir. Kapadokya’da 30 gün bisiklet sürseniz her gün farklı bir parkur bulabiliyorsunuz. Hatta aynı rotadan geri dönseniz yine kendinizi farklı bir bölgede hissedebiliyorsunuz.

Bizim sistemimize gelince, öncelikle müşterilerimiz web sitemiz üzerinden bir tura kayıt yaptırıyor, biz de ona göre öncelikle hangi bisikletlere binileceğini tespit ediyoruz. Kendi bisikletiyle gelmek isteyenlerin de pedalı, lastiği gibi ekipmanlarını öğreniyoruz, eksiği varsa onları tamamlıyoruz, müşterilerimizi hava alanından alıyoruz ve bölgemize getiriyoruz. Eğer müşterimiz çok titiz birisiyse önce kendisinin ekipmanıyla ilgilenmesini istiyoruz, gerektiğinde bizim yardım edeceğimizi söylüyoruz. Böylece bisiklet kuruluyor ve müşterimiz tur için eksiksiz hale geliyor.”

“Müşterimizin tercihi 7 günlük bir tursa 7 gün boyunca değişik rotalar sunuyoruz. İlk gün tanışma için kısa bir parkurumuz oluyor, zor bir tur değil, hava sıcaklığına alışılması için yavaş bir parkur sunuyoruz. 13km ile 18km arasında değişiyor ilk günkü parkur. Ama şunu da belirtmeliyim burada kısa olarak bahsettiğimiz mesafe, normale göre yine 30km’lik bir sürüşe denk gelir.

Çünkü rota inişler ve çıkışlarla teknik bir parkur oluyor. Zemin de kumlu, yani kilometre az diyerek hafife alınacak bir tur da değil. Tatlı sert bir parkur diyebiliriz. Kültür rehberi arkadaki takip aracında hazır bulunuyor. Ziyaret noktasına ulaşınca devreye rehber giriyor. İçecekler, barlar, besin gibi ihtiyaçlar da tarafımızdan tedarik ediliyor. Sağlık ekipmanımız her zaman hazır bulunuyor ve gerektiğinde ilk yardım müdahalesinden de ben sorumlu oluyorum. Çünkü eğitimini aldım.”  

Turlarımız genellikle özel turlar. Misafirlerin isteklerine göre, farklı zorluklarda ve mesafelerde, yarım günden 10 güne kadar olan bisiklet turu programları çıkarabiliyoruz. Profesyonel rehberlerimiz eşliğinde gezen misafirler, bu coğrafyada bisiklete binmenin yanı sıra; bölgenin tarihi ve kültürü hakkında da bilgileniyorlar.”

“Sürüş dışı aktivitelere örnek vermek gerekirse, mesela akşam saatlerinde çanak çömleklerin yapıldığı müzeye gidiyoruz. Konuklarımız orada çanak çömlek yapımını görüyorlar. Dileyen kendileri de çanak çömlek yapımını deneyimleyebiliyor. Menülerimizde lokal yemekler oluyor. Vejetaryen ya da bazı yemeklere karşı alerjisi olanlar bize önceden durumunu belirtiyor ve biz de menüleri isteğe göre oluşturuyoruz.

“Kapadokya, dağ bisikletiçisinin Mekkesi’dir, burada 30 gün farklı rotalarda bisiklet sürebilirsiniz”

Menülerimizde kalori hesabı yapmıyoruz, eğer kişi zaten ciddi bir şekilde spor yapıyorsa kendisi menüsünü belirliyor. Kapadokya’da zengin bir Anadolu mutfağı var. Atalarımızdan kalan yokluğun içinde oluşan yemeklerin daha sonraları daha modernize edilerek zenginleştirilmiş halleri şeklinde açıklayabilirim, Kapadokya yemeklerini. Mesela testi kebabı burada da çok meşhurdur.”

“Bunun dışında anlık aktivitelerimiz de oluyor. Mesela programda dinlenme günümüz varsa, balık tutmaya da gidebiliyoruz. Bu tip günleri yorucu olmayan gezilerle geçiriyoruz, örnek vermek gerekirse Ihlara Vadisi’nden önce güzel Rum köylerini gösterebiliriz. Dağ bisikletinin en sert parkurlarından birisinin bulunduğu bir yer, Güzelyurt kasabası. Orada büyük bir manastır olan bir otelde kalıyoruz.

Buradaki dinlenme günümüzde konuklarımıza ne yapmak istediklerini soruyoruz, yürüyüş yapmak isteyebilir, sabah 10’a kadar bisiklete binebilir, veya Manastır Vadisi’nde 30’un üzerinde kilise ve manastırı ziyaret edebilirler. Hatta isteyen gölde balık tutabilir, isteyen kitap okur. Sonrasında da lokal yerlerde yemek yeniliyor.” 

“Bir başka etkinlik ise balon, rüzgarın elverdiği durumlarda ki bu genellikle 365 günün en az 250 gününe denk geliyor. Konuklarımızın programına balon turu da ekleyebiliyoruz. Bu deneyim müşterilerimiz için pahalı bir seçenek gibi gelse de bana göre kesinlikle değil çünkü bu güzelliği başka bir şekilde yukarıdan izleme şansınız yok.”

Bir çoğumuzun bildiği gibi Kapadokya, güzel atlar ülkesi demek. Kapadokya’ya önceden yaptığım ziyaretlerde ismine rağmen hiç at görememiştim. Aradan geçen zaman içerisinde yaptığımız rotalarda bölgede turistlerin hizmetinde bir çok at gördük. Kadir Usta bizi şu şekilde aydınlatıyor: “Göreme’de 15’e yakın at çiftliği var. İnsanlar atlara gerçekten heves ediyor ve çocuklarına bindiriyor. Aynı zamanda at üzerinde okçuluk eğitimi veren çiftlikler de bulunuyor. Atlar, son zamanlarda yeniden popüler olmaya başladı. Güzel atlar ülkesini yaşatmaya çalışıyorlar böylece.  Yaban atlar ise kışın doğaya serbest bırakılan atlardır. Doğrusu, günümüzde Kapadokya yerine Erciyes’e bırakılır.”  

Bu bilgileri aldıktan sonra, Argeus Travel’ın bisiklet turizmi yaptığı parkurlara geçmeden önce kendimizi Kadir Usta’nın atölyesinde buluyoruz. Eski bir Rum evi olan bu tarihi taş yapıda bizi Kadir Usta’nın bir birinden ilginç projeleri karşılıyor.

Sihirli elleri ile hayat verdiği eski bisiklet ve motosikletlerde uyguladığı benzinli ve elektrikli sistemleri görünce hayrete düşüyoruz. Kadir Usta, Tour of Turkey’den kendisine kalan hatıraları bizlere gösterirken şu sözlerle sohbete devam ediyor: “Adana’da bisiklete başladım. 40-45 senedir bisikletle uğraşıyorum.

Adana’da kendi dükkanlarımda bisiklet sevgisini gençlere aşılamaya çalıştım, iyi yetenekler aradım. Yetenekler bulduktan sonra onları bir yerlere getirmeye uğraştım. Aradan zaman geçti, daha sonra Kapadokya’ya yerleşmeye karar verdim. Yaklaşık 10 yıldan beri buradayım. Kapadokya’da aynı şekilde yine bisiklet üzerine Argeus Travel’da çalışmaktayım. Yalnızca bisiklet üzerine olan tüm turlar ve yarışlarda görev alıyorum.

Böylece 8 yıl boyunca Cumhurbaşkanlığı Turu’nda görev aldım. Bunun dışında, Argeus Travel olarak üç yıldan beri faal tuttuğumuz Salcano Kapadokya Bisiklet Takımı içinde de görev alıyorum. Bunların dışında kendi projelerimi de atölyemde yürütüyorum. Atölyem oldukça zengin, Türkiye’nin bir çok mağazasında bulunmayan parça, alet edavat benim atölyemde bulunmaktadır”.

Evet, Kadir Usta’dan bugün izleyeceğimiz rota hakkında bilgiler aldıktan sonra bize bu turda eşlik edecek olan Nevşehir Gençlik Spor’un genç sporcuları Ahmetcan Akbaş ve Mehmet Öztürk’le bir araya geliyoruz. Nevşehir Gençlik Spor’un yedi sporcusundan biri olan Mehmet 16 yaşında ve lise öğrencisi, bisiklet sporuna iki buçuk yıl önce Ahmetcan Akbaş vasıtasıyla başlamış.

Bugüne kadar 15 yol yarışı, üç de MTB yarışı koşmuş.  Mehmet Öztürk, bisikletin kendisine kattıkları hakkında şöyle söylüyor: “Tamamen hayatım değişti, daha önce hep futbol oynardım. Bisiklete başlayınca bu tamamen değişti. Bisikletin futboldan daha eğlenceli olduğunu gördüm ve daha da sevmeye başladım bisikleti. Ürgüp çok güzel bir yer ama kışları antrenman yapmamız biraz zor oluyor. Bisikleti okula gidip gelirken de kullanıyorum. Bölgemizde bisiklet yolu yok ama burada herkes bisikletlilere saygı duyar dolayısıyla bisiklet yolu olmaması bizim için sorun oluşturmuyor.”

Ahmetcan Akbaş da Mehmet Öztürk ile birlikte Ürgüp’te okuyor ve aynı yaştalar. Mehmet Öztürk’ten bir yıl önce spora başlayan Ahmetcan Akbaş bize üç buçuk yıl öncesinden şöyle bahsediyor: “Nevşehir Gençlik Spor’un Ürgüp’teki müdürü Necat Fahri Yazıcı, bizim komşumuz. O, üç buçuk yıl önce bana ‘İstersen bisiklet sporuna başlayabilirsin’ demişti. Ben de zaten mahallede bisiklete çok biniyordum ve böylece bu spora başladım. Başta ilerleteceğimi düşünerek başlamamıştım ama insan bir kez bu sporun içine girince farklı bir boyuta geliyor.

Yol bisikletinde Türkiye Şampiyonaları’na katıldım. Dağ bisikleti yarışlarında ise beş tane madalyam vardı. Bir tanesi ikinci olduğum Salcano Arnavutköy yarışıydı.” Ahmetcan Akbaş’a ilk yarışındaki hislerini soruyoruz: “İlk yarışımda hiçbir şey bilmiyordum ama güzel geçmişti. Yol yarışıydı. Çok heyecanlıydım, yarışa gireceğim gün gözüme uyku girmemişti diyebilirim. Bugün itibarıyla hedefim milli bir sporcu olabilmek.”

“Kapadokya bölgesinde tarım ağırlıklı olarak kıraç yöntemi ile yapılıyor. Kıraç yöntemi ile sulama yerine toprağın çapalanarak havalandırılması sağlanıyor”

Bu genç sporcu arkadaşlarımızla tanıştıktan sonra Argeus Travel’ın müşterilerine sunmuş olduğu en güzel dağ bisikleti rotalarından birini yapmak üzere işe koyuluyoruz. Fotoğraf çekimi için bize Argeus Travel’da şoför olarak çalışan İdris Sarıkaya eşlik ediyor: “Küçükken bisikletim olmamıştı, şu an sporcu arkadaşlarımızı müsabakalara ve antrenmanlara götürüp getirirken ben de bisikletin bir parçası olmaktan son derece mutluyum, hele ki onların başarılarını gördükçe kendim de başarmış gibi seviniyorum” diyor. İdris Sarıkaya aynı zamanda bölgeye oldukça hakim. Bize bölge hakkında bir çok bilgi veriyor.

Rota içerisinde yer alan ve mistik bir güzelliği olan üzüm bağlarının arasından geçtikten sonra, Kapadokya’nın eşsiz güzelliği içinde, İdris Sarıkaya’ya ait küçük bir tarlada ekili olan ürünleri görüyoruz. Tabi küçük bir mola vermeden olmaz. Tamamen kuru bir toprak üzerinde yetişen kabakları (Kapadokya’da kabak sadece kabak çekirdeği üretimi için yetiştirilmekteymiş) ve bu kuru toprağın altında yer alan patatesleri gördükten sonra İdris Sarıkaya bize durumu şöyle izah ediyor:

“Bizim buralarda araziler çok büyük değil. Büyük olmadığı için suya da yakın değiller. Biz bu tarlalarda sulama yerine çapalama yaparız. Her çapalama bir sulamadır, ne kadar çok çapalama yaparsan o kadar sulama görevi görülür. Bu şekilde yetişen ürünlere kıraç derler. Bu ürünler daha doğal olur. İlaçlama yapılıyor ama bu ilaçlama yalnızca böceklenmeyi önlemek için yapılır.

Onun dışında kesinlikle ilaçlama yapılmaz. Nevşehir’in genelde patatesi meşhurdur, kabak çekirdeği meşhurdur. Eskiden insanlar tamamen, kıraç dediğimiz ürünleri yetiştirirdi. Günümüzde sulama için kuyu açanlar da var ama bu işlemin yaklaşık on bin lira masrafı oluyor ve suyun yer değiştirme riski de var. Ayrıca ben kıraç yetişen ürünü daha değerli buluyorum çünkü oldukça lezzetli, aşırı ürün olmaz ve bitki kendi doğasında yetiştiği için meyvesi lezzetli olur.

Bu bölgede sulama ile tarım yapıldığında ürün çok olur. Kıraçla kıyaslandığında sulama ile yetişen ürünlerden aynı tadı almanız mümkün olmaz. Ayrıca Nevşehir’de bazı bölgelerde aşırı gübreleme ve ilaçlamanın toprağı bozduğunu söyleyebiliriz. Şunu da belirteyim, ne mutlu ki devlet bu duruma el attı, yasakladı dolayısyla artık yapamıyorlar.”

Aynı zamanda tur içerisinde zaman zaman kayısı ağaçları gözümüze çarpıyor, göz hakkı diyerek bir kaç adet tadıyoruz ve bal gibi müthiş bir tadı olduğunu görüyoruz demek ki kıraç yetişmiş olmalı. İdris Sarıkaya’ya kayısı ağaçlarını soruyoruz: “15 yıl öncesine kadar insanlar kayısı toplamaya ve kurutmaya devam ediyordu, bölgede aşırı derecede kayısı ağaçlarımız vardı, yirmi tona kadar kayısı toplayan insanlarımız vardı. Çok büyük bir miktar değil belki ama bunların tamamının kıraç yöntemiyle yetiştirildiğini hatırlatalım. Güvercin ve koyun gübresiyle üretilirdi. Yani doğal gübreleme yapılırdı.

Kapadokya, doğal tarım yöntemleri ile binlerce yıllık bir geleneği yaşatıyor

Yine sulama yerine havalandırma yöntemiyle üretilirdi kayısı. Halen aynı yöntemle üretilmeye devam ediliyor ama eskisi kadar ağacımız yok. Mahsuller çok lezzetli ve insanın damağında çok eşsiz bir tat bırakır”. Burada güvercin gübresinden bahsetmekte fayda var. Öyle ki bu çok eski bir yöntem. Uçhisar’ın çıkışında göreceğiniz Güvercin Vadisi, ve kayalara oyulmuş güvercinliklerin elbette ki bir işlevi var.

Bu güvercinleri beslemek ve fotoğraflamak siz de takdir edersiniz ki binlerce yıl önce bir turist aktivitesi değildi. Yani binlerce yıldır güvercinlerden elde edilen gübre, tarımda kullanılmakta. Yine bölgeye yaptığınız ziyaretlerde kaya içlerine oyulmuş kiliselerdeki freskleri incelediğinize güvercinlerin yumurtasından yararlanıldığını rehberiniz mutlaka anlatacaktır. 

Peki bölgenin başlıca tarım ürünlerinden biri olan kayısı neden artık bölgede yaygın olarak görülmüyor? (Bisiklet turunun kayısı ile ne alakası var demeyin, önemli) : “Buraya sekiz yıl önce aşırı bir sıcak hava dalgası geldi ve kuraklık dönemi başladı. Bu dönemde ağaçlar kurumaya başladı, insanlar da kıraç yönteme alışkın olduğu için çok sulama taraftarı olmadı. Ayrıca buradaki insanların durumları genel olarak çok iyi olmadığı için arazilerine su götürme imkanları da yok.

Kayaların içinde kendi göletleri olanlar sulama yapabildiler, insanlar ellerinden geldiği kadar ağaçlarını ayakta tutmaya çalıştı ama bunu başaramayanların ağaçları kurudu ve kuruyan kayısı ağaçlarını da kestiler. O insanların çoğu şu an turizme ağırlık veriyor veya limon patates depoculuğu yapıyor, kalanları ise şoförlük yapıyor.

Diğerleri de dediğim gibi turizme ağırlık veriyor. Yalnız iki yıldır oldukça azalan turizm, bölge halkını da maddi olarak çaresiz bırakmaya başladı. İnsanlar bahçelerine de bakmayınca hazıra alışmış bir pozisyonda bahçelerini unuttular, iyi bir şey değil aslında bir tane ağacın bile olsa çocuğun oradan meyve koparsa bu çok büyük bir gururdur.”

Limon deyince küçük bir parantez daha açalım, Kapadokya’da kayalar ve taş evler aklınızda sadece eşsiz bir görsel şölen olarak kalmasın. Aynı güvercinler gibi bu kayalar da tarihten günümüze yaşayan canlı bir gelenek. Kışın soğuk olduğu kadar yazın da oldukça sıcak olan Kapadokya’da sıcaklık farkını yaz mevsiminde gündüz ile gece arasında hissetmek bile mümkün.

Varın yaz ile kış arasındaki sıcaklık değişimini siz düşünün. Ama ilginç olan en çok turist çeken bu bölgede kaya evlerde hiç bir klima görmeyişiniz -ne mutlu dediğinizi duyar gibiyiz. Evet kaya yapıların bir başka sihri ise içlerideki sıcaklığın yaz-kış, sekiz ile onbeş derece arasında seyretmesi. Böylece ağırlıklı olarak Mersin’de yetişen limonlar ve patetesler için Kapadokya doğal stok deposu. Yani her gün salatanıza sıktığınız limonun Kapadokya’yı görmüş olması kuvvetle muhtemel. 

E-Posta Bülteni

E-Posta bültenimize abone olun, en son haber ve röpörtajlardan ilk sizin haberiniz olsun!

Yorumlar için tıklayın

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Öne Çıkanlar

BİSİKLET DÜNYASI GIOVANNI IANNELI’NIN ÖLÜMÜYLE SARSILDI

Haberler

ALTERNATİF TUR ROTALARI – 1

Editoryal

STRAVA KULLANICILARINA KÖTÜ HABER

Haberler

BOOST CAMP HEYECANI YENİDEN BAŞLIYOR

Haberler

Bağlan
E-Posta Bülteni

E-Posta bültenimize abone olun, en son haber ve röpörtajlardan ilk sizin haberiniz olsun!