Bizimle iletişime geçin
Cyclist Türkiye Tüm D&R Mağazalarında!

Editoryal

BİYORİTİM VE SPORTİF PERFORMANS İLİŞKİSİ GERÇEK Mİ?

Sıfır hipotezi: Bir yarışı kazanmak veya kaybetmek biyoritimden
bağımsızdır
Alternatif hipotez: Bir yarışı kazanmak veya yarışı kaybetmek biyoritim seviyenize bağlıdır

Yazı Prof.Dr. İrfan Türetgen Fotoğraf Danny Bird

Kazananlar ile kaybedenler arasındaki fark nedir? Dünya çapında başarılı sporcular o kadar iyi eğitilmiş ve ayarlanmış durumda ki sportif yeteneklerinin sınırlarına yakın değerde üretiyorlar. Sonuç olarak, kazananlar ve kaybedenler arasındaki kilit fark çoğu zaman psikolojik faktörlere bağlanıyor. Büyük olasılıkla “biyoritim” terimini duymuşsunuzdur. “Bugün günümde değilim, belki sorumlusu düşük olan biyoritimdir” klişesi bilindiktir.

İnsan hayatı ritmik yani düzenli biyolojik döngülerden etkilenir ve bu etkilerle ilgili iyileştirmeler, düzenlemeler aramaya başlar. Bu ritimler, çeşitli biyolojik işlemleri başlatırlar veya kontrol ederler. Belki sadece sportif kısmıyla haşır neşir oldunuz ama bu kavramda 3 esas döngü vardır. Fiziksel, duygusal ve zihinsel ritim olarak 3 ana bölümde incelenir. İnsan vücudunda gerçekleşen bu döngüler, hiç durmayan ve sürekli olarak kendini yenileyen ritimlerdir. Aynı zamanda bunlar birbirini takip eden tekrarlamalardır. İnsan vücudu düzenini tekrarlamalara göre ayarlamış durumdadır. Vücut, bu ritimleri oldukça doğal bir şekilde karşılar ve kabul eder. Doğal kabul edilen ritimlere nabız, solunum, böbreklerin işleyişi, kadınların regl dönemi örnek verilebilir.

Bu yüzyılın başlarında Dr. Hermann Swoboda ve Dr. Wilhelm Fliess, hastalarının psikolojik incelemelerinde kullandığı istatistik bilgi ve raporlarından yola çıkarak özdeş bazı ritimlerin farkına vardılar. İnsanların fiziksel, duygusal ve zihinsel durumlarının aktif ve pasif evrelerini gözlemleyerek, bu gözlemlerin ışığında biyoritimlerin temel prensiplerini ortaya koydular. Biyoritim teorisi bize doğumumuzla başlayan ve hayatımız boyunca devam eden üç farklı biyolojik evreden etkilendiğimizi iddia eder. Fiziksel değişim döngüsü 23, duygusal değişim döngüsü 28 ve zihinsel değişim döngüsü ise 33 günlük dönemlere sahiptir. Fiziksel döngü el-göz koordinasyonu, güç, refleks, fiziksel dayanıklılık ve hastalıklara karşı direnci temsil eder.

Yüksek olması, o gün içinde fiziksel kuvvetinizin o oranda fazla olacağının işaretidir. Duygusal döngü sevgi, nefret, depresyon, empati, iyimserlik, kötümserlik, tutku gibi duyguları içerir. Yüksek olması, o gün içinde pozitif enerjinizin o oranda yüksek olacağına işarettir. Zihinsel döngü ise algılama, mantıksal beceri, sebep – sonuç ilişkileri kurma, öğrenme kabiliyeti ve problem çözme gibi yetenekleri gösterir. Yüksek olması, o gün içinde zihinsel çizginizin pozitif olacağına işarettir. Buradan yola çıkarak, bilim insanları biyoritim konusunda teori ve prensipleri ortaya koyup, çalışmalarında uyguladıkları sonuçları bilmek ve gerçekleştirmek için alanda çalışmaları yoğunlaştırdılar.

Biyoritimler grafik olarak da resmedilebilirler. Genellikle simetrik veya asimetrik sinüs dalgaları şeklinde çizilirler. Bu sinüs dalgasının tabiatına göre, biyoelektriksel etkinliklerin döngüsel akışı, periyodik yani düzenli değişikliklere yönelir. Çoğu teoriye göre dalga biçimleri her bireyin doğduğu gün başlar. Buna “temel çizgi” de denir ve dalga biçimlerinin, bu temel çizgiyle çakıştığı günlere ise “kritik günler” denir. Bunun anlamı döngü ortamında görevlerin yapılması, yerine getirilmesi, kritik olmayan günlere kıyasla daha zor olacak demektir. İşte o yüzden, insanların biyoritim eğrileri, haritaları çizilir ve hangi günlerin performans veya zihinsel bakımdan kritik günler olacağı hesaplanır.

“Biyoritim teorisi bize doğumumuzla başlayan ve hayatımız boyunca devam eden üç farklı biyolojik evreden etkilendiğimizi ifade eder”

Sporcular her gün belirli bir biyoritimde muhtelif performans gösterirler. Peki, bu ne anlama geliyor? Dünyanın 24 saatlik döngüsünde, her birimizin bu dünya döngüsünü izleyen bir biyolojik vücut saatine sahip olduğunu belirterek konuya girelim. Bu vücut saatine sirkadiyen ritim denir, fizyolojimizi ve davranışımızı etkileyen içsel bir ritimdir. Sirkadiyen ritim, dünyanın kendi ekseni etrafında yaklaşık 24 saat süren dönüşünün canlılar üzerinde oluşturduğu biyokimyasal, fizyolojik ve davranışsal ritimlerin tekrar edilmesi olarak tanımlanmaktadır. Sirkadiyen ritmimiz vücudumuzun biyolojisini etkilediğinden, biyoritim terimi genellikle bunun etkilerini tanımlamak için kullanılır. Sabit çevresel koşullar altında (hiçbir zaman ifadesinin olmadığı durumda), insanlarda ritmin yaklaşık 24,8 saatte bir kendini tekrarladığı gösterilmiştir.

Her gün sirkadiyen ritmimiz basit çevresel ipuçları kullanarak sıfırlanır. Ana uyaran ışıktır. Gözlerimiz optik sinirler vasıtasıyla, beyindeki bilgiyi seçerek sinir hücrelerinin uyarılmasına neden olur ve vücut saatini dünya saati ile senkronize eder. Bazı araştırmalar vücut saatimizin atletik performansı şekillendirdiğini gösteriyor. Örneğin, yarışçıların test için kasıtlı olarak uyanık tutulduğu bir sportif etkinlik serisinde saat 17:00’de en aktif durumda oldukları, en düşük aktivitenin sabah 05:00’te olduğu gözlemlenmiştir. Benzer şekilde, yüzücüler ve koşucuların yarış süreleri sabah 07:00 ila 08:00 ve akşam 17:00 ile 19:00 arasında kaydedilmiştir.

Bu araştırmada sporcuların çoğunun akşamları daha hızlı olduğu tespit edilmiştir. Ama bunu biyoritime bağlamak da zor zira kritik günlere denk gelen zamanlarda da akşam saatlerinde fiziksel aktivitede düşüklük olması beklenirdi.

Neden akşam saatlerinde daha enerjik oluyoruz peki? Genellikle öğleden sonra ve akşamın erken saatlerinde, sirkadiyen ritimler nedeniyle en yüksek spor performansının beklendiği zaman aralığıdır. Bu zamanlarda çoğu insanın vücut sıcaklığı, güç ve esneklik seviyeleri en yüksek seviyededir. Dinlenme kalp hızı ve kan basıncı sabahları yüksektir ancak öğleden sonra düşer. Çoğu insan, öğleden sonraları spor konusunda uyanıklık ve alarm seviyelerinin daha yüksek olduğunu belirtmektedir. Bu çıkarımlar hepimizin öğleden sonra ve akşamın erken saatlerinde daha iyi performans gösterdiği anlamına mı geliyor? Şart değil elbette.

Anahtar “kendini tanımak” tır. Bunu yapmanın birkaç yolu vardır. Birincisi, sübjektif uyanıklık, canlılık, konsantrasyon, huzursuzluk, zihinsel performans ve ruh hali derecelendirme günlüklerini tutmaktır. Basit bir ölçek 3 (iyi), 2 (ortalama) ve 1 (zayıf) yeterlidir. Bir hafta sonra, herhangi bir kalıp ortaya çıkıp çıkmadığını kontrol edin. Hem fiziksel hem de zihinsel performans için günün en iyi ve en kötü zamanlarını görmeye başlayabilirsiniz. Bir başka yol, vücut sıcaklığınızı birkaç gün boyunca çeşitli zamanlarda ölçmektir. Uyandıktan sonra ilk ölçümü yapın, daha sonra tekrar 4 saatlik aralıklarla ve yatmadan önce. Bir grafik çizip dikey eksende sıcaklık, yatay eksende saatlerin grafiğini çizin. Sıcaklıktaki sapmanın dar olması olasıdır (yalnızca bir derece kadar), ancak gün içinde bir yerde pik yaptığını görebilirsiniz.

Kişisel biyoritiminizi bilmenin etkileri oldukça basittir. En yüksek performansı saat 19:00 sularında alıyorsanız antrenman planınızı ona göre yaparsınız. Ne yazık ki, sizin kontrolünüz dışındaki yarış zamanları bununla nadiren çakışacaktır. Bu gibi durumlarda, uyku alışkanlıklarınızı bir veya iki hafta öncesinden başlayarak ayarlamanız faydalı olabilir, böylece yarış saatinde en yüksek seviyede olabilirsiniz.

“Hiç kendinize neden sürekli aynı duygusal ya da fiziksel seviyede olmadığınızı sordunuz mu? Belki sebebi döngüsel bir teoride gizlidir”

Günümüzde, profesyonel sporcuların bazılarının antrenman programları hazırlanırken ya da takım listesi belirlenirken göz önünde olan konulardan biri de sporcuların uyanıklık düzenidir. Teoriyi daha net açıklamaya çalışırsak, her organizma fiziksel, duygusal ve düşünsel olarak periyodik bir dalgalanma içinde canlanma ve dinlenme evreleri geçirir. Bu konu 20. yüzyıl başlarından itibaren tıp, hava ve kara trafiği, sanayi, sigorta ve giderek spor alanlarında dikkate alınmaya başlanmıştır. Bu alanlarda yapılan pek çok araştırma, alınan sonuçların biyoritim grafiklerinin durumları ile yakından ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır.

Fiziksel devrenin 23 gün sürdüğünü belirtmiştik. Bu sürenin ilk yarısında fiziksel güç ve dayanıklılık yüksektir. İkinci yarısında ise fiziksel kapasite düşük olduğundan sporcu çabuk yorulur. Fiziksel ritmi gün olarak ikiye bölerseniz 11.5 pozitif gün ve 11.5 negatiftir. Fiziksel döngü orta çizginin üzerinde yani pozitif olduğunda, yüksek efor gerektiren antrenmanlarla baş edebileceğiniz zamanlardır. Negatif süreçteki 11.5 gün boyunca enerjiden yoksun, dayanıklılığın düşük olduğu aralıkta toparlanma konusunda da zorlanacağınız bir dönem olacaktır.

Fiziksel güç ile ilgili kısımda dayanıklılık yeteneği, yüksek enerji ve hastalıklara karşı direnç ön plandadır. Döngünün ilk bölümünde, gücü bir pile benzetirsek tüm sistemler en yüksek durumlarındadır. Daha iyi bir koordinasyon ve hastalığa karşı daha fazla direnç vardır. Genellikle daha iyi fiziksel koşullar döngünün ilk bölümünü karakterize eder ve birey uzun süre çalışmak için hazırdır. Bu döngünün ikinci yarısı ise pilin şarj olduğu durum gibidir, birey de fiziksel olarak bunu hisseder.

Bunları bilerek sporcunun durumunu değerlendirmek, yüklenme yoğunluğunu azaltamayacağınız bir zamanda ya da yarışmada ise uygun şekilde destekleyerek, hasta olma, sakatlanma gibi riskleri azaltmak yerinde olur. Özellikle genel klasman hedefi bulunan sporcular bu konuları oldukça yakından takip etmektedir. Örneğin, 3 haftalık bir büyük turun ilk günlerinde kötü görünen bisikletçinin son hafta bariz şekilde iyi durumda olmasının nedenlerinden biri de fiziksel döngüsünün anlık durumu olabilir.

Doğal olarak, insanların günlük biyoritimi de birbirlerinden farklıdır. Bazıları gündüzleri daha aktif iken gece boyunca daha az aktif olurlar, erken uyurlar ve erken uyanırlar. Üst düzey sporcuların istedikleri seviyelere gelmeleri uzun yıllar sürmektedir. Sporcunun içinde yaşadığı çevre koşullarının yanı sıra uyum sağladığı ortamın özel koşulları olması, farklı sistematik etkilere maruz kalması, hatta iklimsel şartlar sebebiyle bireysel farklılıklar göstermesi gayet normaldir.

Biyoritimde tüm değerler doğumda 0’dan başlar ve insanın hayatı sonuna kadar aynı frekanslarda dalgalanarak seyreder. Merak ediyorsanız, kişisel biyoritim eğrilerinizi internet ortamında sıkça rastlanan hesaplama sitelerine doğum tarihinizi girerek mevcut durumunuzu veya hangi tarihte (geçmiş veya gelecek) ne olacağını görmek mümkündür.

Elbette halen teori olan bu biyoritim konusunda çok daha fazla araştırma yapılmalıdır. Biyoritimin fiziksel döngüsü tarafından öngörülen doğruluğun kesinliği ancak böyle artırılabilir. Sporda biyoritim teorisi alanında az sayıda çalışma mevcuttur. Bazıları teoriyi teyit ederken, bazıları da sonuçlarında çelişkiler göstermiştir. Bu teorinin sporcuların yarışlardaki performanslarına katkısı şimdilik marjinal kazanım olarak da değerlendirilebilir. İlginç olan bir takım başka veriler ise daha çok iş kazaları ile ilgilenen araştırmalardan gelmiştir.

Amerika’da gerçekleşen iş kazalarında, kazayı yapan kişilerin en az %70’inin biyoritim açısından kritik günlerde olması bu konuyu farklı açılardan da cazip durumda tutmaktadır. Her ne kadar teori de olsa sporcular, antrenörler ve direktörlerin bu bilgilerden faydalanmaları yine de önerilmektedir. Çünkü bu bulgular sporcu seçimini yönetmek, sporcuların beklenti düzeyini bilmek, davranışlar ve performansları hakkında daha net bilgi edinmek açısından da kıymetli bulunmaktadır.

Sporcu açısından ise antrenman ve yarış süreçlerindeki görevlerini daha iyi planlamak adına katkısı olacağı düşünülmektedir. Zaten doğru olan da her sporcunun bireysel yeteneklerine uygun, kendine has antrenman metodunu bulması ve kullanmasıdır. Elbette her sporcudan bunları bilmesi beklenmez ama sporcuların başında olanların (antrenörler, koçlar, menajerler vs.) bu konulara duyarlı, kendini yetiştiren, sporcuyu kendi özelinde takip eden kişiler olması başarı için kaçınılmazdır. Çünkü hiç bir büyük başarı tesadüf değildir.

Öte yandan, profesyonel sporcuların birbirleriyle ve çevreyle rekabet edebilmeleri için zihinsel, duygusal ve fiziksel uygunluklarını devamlı olarak sürdürmeleri gereklidir. Bu yaklaşım da biyoritim teorisinin profesyonel sporcular söz konusu olduğunda neden geçerli olmayacağını gösteren en ilginç nedenlerden de biri sayılabilir. Ayrıca, bu üç farklı döngünün birbiriyle olan etkileşimleri sonucu ortaya çıkan tabloyu yorumlamak da henüz mümkün olmamıştır. 

Zafer ve yenilgiye neden olan gizemli iniş ve çıkışları hesaba katmanın daha iyi yolu var mı? En son moda biyoritim olabilir, bazen mağlubiyetlere bir kılıf gerekir. Bu akım, davranışımızın tahmin edilebilir olduğuna ve kısmen doğum gününden itibaren belli olduğuna inanmamızı isterdi herhalde ama o zaman bunun adı astroloji olurdu. Eğer antrenörler ve sporcular bedensel ritimler konusunda ciddi olsaydı, nabız bantları ve güç ölçerlerin yanında alışkanlıkları hakkında ayrıntılı bir günlük tutarlardı diye de düşünmeden edemedik…

E-Posta Bülteni

E-Posta bültenimize abone olun, en son haber ve röpörtajlardan ilk sizin haberiniz olsun!

Yorum yapmak için tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Öne Çıkanlar

BİSİKLETÇİNİN YAKIT ALTERNATİFLERİ VE GLİSEMİK ENDEKS

Editoryal

EUROBIKE 2019: ÖNE ÇIKAN ÜRÜNLER

Haberler

HAFTADA 3 ALTIN ANTRENMAN

Editoryal

GRAND PRIX VELO ERCİYES’TE ZAFER ONUR BALKAN’IN

Haberler

Bağlan
E-Posta Bülteni

E-Posta bültenimize abone olun, en son haber ve röpörtajlardan ilk sizin haberiniz olsun!