Bizimle iletişime geçin
Cyclist Türkiye Tüm D&R Mağazalarında!

Editoryal

RÜZGAR GİBİ GEÇTİ – ÇEŞME

Rüzgar, güneş ve soğuk asfalt… Ildır’dan başlayıp Karaburun’da sonlanan eşsiz Çeşme rotamızda bisikletlerimizle yeni yerleri keşfe çıkıyoruz

Yazı ERMAN ÖNER  Fotoğraf TARIK GÜL

Ve sen, ben değirmenlere karşı

Bile bile birer yitik savaşçı

Akarız dereler gibi denizlere

Belki de en güzeli böyle…”

Bugün bir klasik haline gelen Veloturk by Gran Fondo Çeşme rotasının tam zıttı istikamette ilerleyeceğiz. Turun başlangıcını vermek üzere, rotamızın mimarı ve bugün bize eşlik edecek Mert’i bir gün önceden sözleştiğimiz Şitne mevkiinde bekliyorum. 

Kulağımda Bülent Ortaçgil bestesi Değirmenler, aklımda Can Yücel’den Hamlet çevirisi; “to be or not to be…” Solumda dev bir market, sağımda ise “Hasan Amca’nın Manav Tezgahı” tabelası. 

Fikret Kızılok’un sesinden kulağıma çalınan şarkı gün boyunca maruz kalacağımız azimli rüzgarın bir hatırlatıcısı, Can Yücel nüktedanı ise Çeşme’yle özdeşleşen Veloturk by Gran Fondo Çeşme rotası dışında, “Yoksa bir ihtimal daha mı var?” sorusuna kendimizce verdiğimiz cevabın bir sonucu.

Isınma turları

Rotamızın başlangıç noktası Ildır köyü olacak. Lakin Mert’le altı kilometre öncesinde bir araya geliyoruz. Amacımız Ildır’a kadar hafif bir ısınma sürüşü yapmak. 

Sohbet eşliğinde başladığımız bacak açma sürüşü gün boyu bizi nelerin beklediğine dair küçük ipuçları veriyor. İniş ve çıkışlar, esen sert rüzgar, buna karşın enfes bir doğa manzarası. Üstelik şimdilik şanslıyız, zira tekerler kaymak asfalt üzerinde dönüyor. 

Biliyor muydunuz?

Antik dönemde yarımadadaki en güçlü kent Erythrai’dir. Öyle ki Çeşme’nin gelişimi daha sonra olur. 

Erythai antik kentinde tiyatro, agora, akropol, Athena Tapınağı gibi kalıntıları görebilirsiniz. Kentin tiyatrosu çok yıpranmış olsa da basamaklar hala ilk günkü yerinde ziyaretçileri karşılıyor. 

Nitekim, akıcı bir yolun değerini rotamızın ilerleyen bölümlerinde daha iyi anlayacağız. Şimdilik ise Ildır’a doğru ağır ağır pedal basıyoruz.

Sabahın erken saatleri olmasına karşın 30 dereceyi aşan sıcaklık kendini hissettiriyor. Bu sebeple sürüş öncesi yanınıza yeterli miktarda sıvı almanızı ve yüksek faktörlü bir güneş kremi kullanmanızı tavsiye ederim.

Keyifli bir sohbet eşliğinde altı kilometreyi gerimizde bırakıyoruz. Artık Ildır köyü görüşümüzde. Sallarla dolu masmavi bir koyu ve şirin bir köy kahvesini de gerimizde bırakıp, parke taşlı köy merkezine ulaşıyoruz.

İki katlı şirin köy evlerinin tam ortasında bulunan merkezde, sağlı sollu tezgahlar gözümüze çarpıyor. Satışa sunulan ürünler farklı olsa da, tahta tezgahların tamamının tek bir ortak noktası var: “Doğal Ürünler” yazan bir ibare. 

Ildır günümüzde yalnızca tarım ve balıkçılık merkezi değil, aynı zamanda turistik bir cazibe noktası. Bunda Türk dizi endüstrisinin payı yüksek. Nitekim bazı okurlarımız Ildır ismini, “Fatmagül’ün Suçu Ne?” ve “Gönlüm Ege’de Kaldı” gibi döneminin izleyiciyi ekran başına kitleyen bazı dizilerinin çekildiği köy olarak hatırlayacaktır. 

Tezgahına özenli dizdiği konserve bamyalar ve çeşitli meyvelerden yapılmış reçeller satan Yılmaz abinin, öyküsü köyde geçen dizileri sayması biraz zaman alıyor. 

Çeşme’nin 20 kilometre kuzeyinde konumlanan köy bundan fazlasını vadediyor. Antik dönemde adı Erythrai olan Ildır köklü bir kültür ve tarih mirasına da sahip. Yapılan arkeolojik kazılarda kentteki ilk yerleşimin Tunç Çağı’nda başladığı saptanmış. Bugün balıkçılığın önemli bir yer teşkil ettiği Ildır, geçmişin de önemli kent limanlarından biri. 

Önemli filozoflarından Homer’in evinin bulunduğu Erythrai için “güneşin en güzel battığı yer” tabirini kullanması boşuna değil

Tüm Ege kentleri gibi İÖ. 546’da Pers hakimiyetine giren Erythrai, daha sonra Büyük İskender tarafından alınır. Büyük İskender’in ardından ise kent sırasıyla önce Roma, ardından Bizans ve Osmanlı İmparatorluğu egemenliği altında günümüze Ildır adıyla gelir.

Döneminin önemli bir liman kenti olan Erythrai doğasıyla da insanları büyülemiş. Tarihin en önemli filozoflarından biri olan Homer’in evinin bulunduğu Erythrai için “güneşin en güzel battığı yer” tabirini kullanması boşuna değil.

Homer’i Erythrai’nin insanın içini ısıtan güneşi büyülemiş olabilir, ama Yılmaz abi olaya kendi açısından yaklaşıyor ve “Dünyanın en güzel enginarı burada yetişir” diyerek, sohbetimize farklı bir boyut katıyor.
Ildır’a yetişen enginarların başta İzmir ve İstanbul’a ihraç edildiğini belirten Yılmaz abi, burada yetişen enginarları özel kılanın, Ildır’ın ılık suyu olduğunu ekliyor.

Yılmaz abiyle koyu sohbetimiz bizi zaten gerisinde olduğumuz programımızın biraz daha gerisine atıyor. Evet, ilerleyen saatle birlikte güneş ve sıcaklık canımızı yakacak ama buna değer doğrusu. Bisikletle köy, kent yahut kasabaları gezmenin bana kalırsa – sayısız – güzel yanından biri de bu. İstediğiniz zaman durabiliyor ve geçtiğiniz yollardaki insanlarla iletişim kurabiliyorsunuz. Bu nedenle Yusuf abiden köye dair aldığımız güzel bilgileri de heybemize katıyoruz. 

Bu arada kısıtlı süreye sahip olmamızdan kaynaklı – akşam İstanbul’a doğru yola çıkmamız gerekiyor; malum Eylül sayısı yetişecek – köyde bulunan antik kente uğrayamıyoruz. Ancak siz uğramak isterseniz, köy merkezinde sağa kıvrılan parke yol sizi antik kente götürecek. Belli bir noktaya kadar bisikletle gidebildiğiniz tarihi yapıya ulaşmak için bir yerden sonra bisikletlerden inerek yürümeniz gerek. Sevgili Aydan abinin (Çelik) de dediği gibi; bisiklet eşitliktir, bazen o sizi, bazen de siz onu taşırsınız.

Güneş, rüzgar, soğuk asfalt

Fatmagül’ün mavi pencereli evinin önünden, Karaburun’da son bulacak yaklaşık 60km’lik yolcuğumuzun startını veriyoruz. Zamanlamamızın gerisinde kaldığımızdan dolayı güneş tam tepemizde. Hemen solumuzda bulunan denizden gelen esinti ise bir nebze olsun serinlik sağlıyor. Ancak saatteki hızı zaman zaman 35’leri bulan rüzgarın şiddeti hızımızı önemli ölçüde etkiliyor.

Zirveye yaklaştıkça her bir pedal darbesinde iç içe geçen  mavi ve yeşil görsel bir şölen sunuyor

Buna karşılık, Ildır köyü içerisinden Karaburun tabelasını takip ederek ilerlediğimiz yolun asfalt koşulu hiç fena değil. Köyü artık iyice gerimizde bıraktıktan sonraki üç kilometrede yol her pedal darbesinde bizi ileri taşıyor. Fakat temiz asfalt uzun sürmüyor. 

Veloturk Gran Fondo Çeşme’de yahut bu bölgede bisiklete binenler pürüzlü yüzeye sahip yolda bisiklete binmenin ne demek olduğunu çok iyi bilecektir; dahi önce tecrübe etmeyenler için ise yokuş aşağı yol almanız için daha pedal çevirmeniz gerekiyor diyerek, ne demek istediğimizi anlatmış olalım. 

Yolun yamalı ve pürüzlü yüzeyi bisiklet kontrolünüzü olumsuz etkileyebilir. Zira hız arttığında, yoldan kaynaklı meydana gelen titreşim el ve ayaklarda keskin bir uyuşmaya yol açıyor. Bu nedenle bu tarz yol koşullarında ister istemez hissiyat bir miktar düşebiliyor.

 Elbette soğuk asfaltta sürüş tecrübeniz arttıkça bazı dezavantajlara antrenmanlı hale geliyorsunuz. Ancak benim gibi frekansın yüksek olduğu yolları uzun bir
aranın ardından ilk kez tecrübe ediyorsanız, başlarda
itaatli davranmanızda fayda var.

Şahsi fikrim, yüksek profilli jantlara kıyasla disk
frenli XRS001’in jant ve lastik tercihi sürüş boyunca ihtiyaç duyduğum güveni sağlıyor. 28mm lastikler hem tutuş hem de konfor anlamında soğuk asfaltta artı. Yüksek profil jantların rüzgardan daha fazla olumsuz etkilendiği ise bir sır değil. 

Yine de, bu yollarda sürüş tecrübesi yıllara dayanan Mert hem yüksek profil jantların akışkanlığından
hem de kumpas frenlerin performansından memnun kaldığını söylüyor.

İstikamet Karaburun

Sağımızı ve solumuzu çevreleyen patlıcan, domates, karpuz, kavun tarlalarının arasından Balıklıova’ya doğru yol alıyoruz. Geçen zamanla birlikte doğrusu sıcaklık bir hayli arttı, ama bahçelerde çalışan kadın erkek genç yaşlı halkı gördükçe bisiklet üzerinde sıcaktan şikayet edemiyorum. En azından Balıklıova’ya varana kadar.

Adından da anlaşılacağı üzere Balıklıova bir balıkçı kasabası. İzmir’in en sakin kasabası olarak da bilinen kasaba, sularından çıkan çipurayla meşhur. Buna karşın, içerisinden geçtiğimiz kasabada balık lokantası yahut balık satıcısı bir elin parmağını geçmeyecek kadar az sayıda. Balıkçı tezgahlarının yakınlarına konuşlanan kedilerin ise keyfine diyecek yok.

Masalımsı kıyı köyü Balıklıova’dan ayrılır ayrılmaz kendi gerçeklerimizle karşı karşıya kalıyoruz. Önümüzde aşılmayı bekleyen günün en uzun tırmanışı var. İlk önce ayağa kalkarak bir süre sonra ise sele üzerinde belirlediğimiz bir tempoyla yer çekimine karşı mücadelemiz başlıyor.

Zirveye yaklaştıkça her bir pedal darbesinde sağ yanımızda mavinin ve yeşilin iç içe geçtiği görsel bir şölen boy gösteriyor. Manzarayı seyretmek inanın insana sıcaklığı bir nebze de olsa unutturuyor; ta ki kollarımdan aşağıya doğru süzülen suları görene kadar.

Tırmanışı inişle taçlandırıyoruz. Önceden de belirttiğim gibi pürüzlü yüzeyde iniş dahi ekstra efor gerektiriyor. O yüzden tırmanmanın bacaklarda yarattığı yorgunluğu tam anlamıyla attığımı söyleyemem, ama en azından nabzım ve nefes alışverişim düzeldi. 

İnişin sona ermesiyle kendimizi Saklıköy’de buluyoruz. Günün ilk saatlerinde geçtiğimiz yerleşim yerlerine göre Saklıköy’de nüfusun daha seyrek olduğunu belirtmekte fayda var. İnişle birlikte tarlalar da yerini yolumuzu çevreleyen zeytin ağaçlarına bırakıyor.

Dönüşle kaymak asfalt her bir pedal darbesinde altımızdan kayıp gidiyor. Biz de beklediğimiz asfaltın hakkını vermeye karar veriyoruz

Saklıköy aynı zamanda Mordoğan’a iyice yaklaştığımızın habercisi. Bugünkü rotamızda Mordoğan şehir merkezine girmeden yukarıdan rotamıza devam edeceğiz, ama sizler yeterli zamana sahip olursanız, muhakkak uğramanızı tavsiye ederiz. 

Karaburun Yarımadası’nın kuzey-güney yönünde uzanan dağların eteklerinde kurulu Mordoğan, denizin ve narçiçeklerinin büyüleyici kokularını kıvrılan sokaklarında harmanlıyor. Buna ek olarak, hemen her mevsim her çeşit balığın bulunduğu restoranlarda kendinize güzel bir ziyafet de çekebilirsiniz, bizden söylemesi.

Mordoğan’a girmeden devam ettiğimiz yol, şehirlerarası yolları anımsatan çok şeritli bir güzergah. İstanbul’da tamam ama Çeşme gibi coğrafyada araç trafiğinin yoğun olduğu beton hakim bir yola tahammülümüz yok. Bu nedenle, Mert’in yönlendirmesiyle Ardıç tabelasından sağa yani sahil yoluna sapıyoruz.

Biliyor muydunuz?

Karaburun’da Kalkolitik Çağ’dan bu yana insan yaşamının olduğu tahmin edilmekte. Karaburun’un bilinen en eski adı ise Mimas.

Homeros’un ünlü eseri Odesa’da “Rüzgarlı Mimas” olarak geçen Mimas Dağı, günümüzde Bozdağ olarak adlandırılan noktadır.

Sağa dönüşle birlikte kaymak asfalt her bir pedal darbesinde altımızdan akıp gidiyor. Biz de özlemle beklediğimiz asfaltın hakkını vermeye karar veriyoruz ve tempo vermek üzere öne geçen Mert’in tekerine yapışıyorum. Önce İnecik, ardından Amberseki ve birkaç yerleşim birimini daha gerimizde bırakıp Karaburun’a ulaşıyoruz.

Saklı Cennet

Ege’nin el değmemiş köşelerinden Karaburun’a 60km sonra ulaşıyoruz. Ildır’dan başlayan rotamız boyunca bazı zorluklarla karşılaştık, buna karşın ressamların tuvallerine yansıtmak isteyeceği bir manzaraya sahip Karaburun’a ulaştığımızda yorgunluğumuz gitti. 

Serin esen rüzgarı, gün boyu yaşadığımız sıcağın bir mükâfatı gibi, beyaz duvarlı evlerin bahçelerinden yukarı doğru uzayan pembe begomvil çiçekleri ise adeta görsel bir şölen. Elbette hemen kıyısında ağır ağır pedal bastığımız dalgaların uğultusu sanki bizi serin sularına davet ediyor.

Biz de İzmir’in bu keşfedilmemiş kentinin sokaklarında ufak bir gezinti yapıyor ve rotamızı masmavi bir deniz kıyısında noktalıyoruz. Önümüzde artık Çeşme’nin merkezinde bulunan otelimize kadar sürecek uzun bir araç yolculuğu var. Bacaklarımızda ise bir diğer ihtimalin daha mümkün olabileceği.

E-Posta Bülteni

E-Posta bültenimize abone olun, en son haber ve röpörtajlardan ilk sizin haberiniz olsun!

Yorumlar için tıklayın

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Öne Çıkanlar

ANKARA BİSİKLET YOLU PROJESİNİN DETAYLARI AÇIKLANIYOR

Haberler

GÜÇ DENGESİ

Editoryal

İZMİR, EUROVELO AĞINA DAHİL EDİLDİ

Haberler

‘BENİM BİSİKLETİM BENİM ŞEHRİM FİLM’ GÖSTERİMİ 1 ARALIK’TA

Haberler

Bağlan
E-Posta Bülteni

E-Posta bültenimize abone olun, en son haber ve röpörtajlardan ilk sizin haberiniz olsun!