Bizimle iletişime geçin

Profiller

ALBERTO CONTADOR

16 yıllık profesyonel kariyeri boyunca Alberto Contador, daha önce hiçbir dansçının etmediği şekilde sele üzerinde dans etti. O dans ettikçe ise dağlar dize geldi. Cyclist Türkiye, eski İspanyol bisikletçiyle emeklilik yaşamını, “Silahşör” lakabının nereden geldiğini ve dize getirdiği tırmanışları konuştu

Röportaj ERMAN ÖNER  Fotoğraf  RCS, CONTADOR VAKFI

Cyclist Türkiye:  Profesyonel seviyede geçen 16 yılın ardından emeklilik nasıl gidiyor?

Alberto Contador: Emeklilik denince insanların aklına ilk olarak sessiz bir yaşam, çok fazla boş zaman ve acele etmeden yapılan keyifli yürüyüşler geliyor (gülüyor). Ama profesyonel olduğum zamanki kadar yoğunum. Elbette artık yarışlara girmiyorum ama yerine getirmem gereken çok fazla ve çeşitli taahhütler var: Fransa Turu elçiliği, bisiklet tekstil firması Gobik ve bisiklet firması Trek… Bunlara ek olarak, adımı taşıyan bir vakf var. Bu kuruluşun sportif anlamda bisikletin en üst seviyesine çıkarmayı hedeflediğimiz bir misyonumuz var. Diğer yönüyleyse bisikleti halk kitleleri arasında yaygınlaştırmaya ve Skoda tarafından özenle yürütülen “Bicis para la Vida” projesini insanlara tanıtmaya çalışıyoruz.   

Durmaksızın çalışıyorum (gülüyor). Ayrıca eskisi kadar olmasa da röportaj teklifleri oluyor. Ve elbette mümkün olduğunda bisikletimi sürmeyi ihmal etmiyorum, en azından haftada üç kere. Gerçekten değişen tek şey yeme alışkanlığım. Artık ne yediğimi kontrol altında tutmak zorunda değilim. Canımın istediği her şeyi yiyebiliyorum. Ya da artık durup manzaranın keyfini çıkaramadığım yerlerde gönlümce bisiklete binebiliyorum. Bu sayede sürekli geçtiğim yerlerin doğal güzelliklerini yeniden keşfediyorum.  

Cyc: ‘El Pistolero (Silahşör) lakabınız nereden geliyor?

AC: Her şey 2007 Paris-Nice’in Nice’de sonlanan etabında başladı. Beyaz mayoyu giyiyordum. Sonuna kadar savaştığım zorlu bir gündü. Bitiş çizgisine ilk sırada geldim ve her şey o anda doğaçlama gelişti. Sağ elimi göğsüme götürdüm, avuç içimle kalbime dokundum ve silahla ateş ettim. Sevdiklerim için bir jestti. Zaferimi onlara adadığımı söylemenin farklı bir şekliydi. Sonrasında yaptığım jest meşhur hale geldi, benim de hoşuma gitmişti ve sonraları da bu hareketi tekrarladım. Sonuç olarak “Silahşör” lakabı takıldı. Yapmış olduğum jest ayrıca kurduğumuz vakfın logosuna (Contador Foundation) dönüştü ve bazı fotoğraf çekimlerine ilham kaynağı oldu.

Cyc: Rota yeteneklerinize uygun olmasa dahi her zaman agresif yarıştınız. Basitçe bu, sizin stiliniz miydi? 

AC: Bisiklet üzerinde beklemeyi asla düşünmedim. Neler olacağını görmek için agresif yarışmalıydım. Pelotonun içerisinde hiçbir şey yapmadan yarış koşmak ne tarzıma ne de bana yakışır. Ben tez canlı biriyim. Atak yapmak benim için bir takıntı. Agresif olmak hem benim hem de izleyicinin görmek istediği bir şey. Bazı takım arkadaşlarım yarı şaka yarı ciddi yolla agresif stilim sebebiyle baş ağrısı çektiklerini söylerek bana takılırlardı. Çünkü onlara tüm gün boyunca yarışın herhangi bir zamanında her şeyin değişebileceği bir belirsizlik hissi verirdim. 

Bacaklarımdaki son enerjiyi tüketene kadar sürerim. Bisiklet beni dünyadan uzaklaştırıyor, iki teker hem icra ettiğim spor hem de tüm hayatım”  

Bu da onların her an istim üzerinde olmalarına neden olurdu. Şanslıyım ki bu tarzım sayesinde birçok yarış kazanmayı başardım. Elbette bazılarını da bu şekilde kaybettim. Fransa Turu’nu ilk defa kazandığımda, bu galibiyetin yaşamımı değiştirecek tarzda bir zafer olduğunu kendi kendime fısıldamıştım. Ve evet, Fransa Turu’nu kazanmak tüm hayatımı olumlu yönde kökünden değiştirdi. Ancak insanlar yahut bisiklet taraftarları beni hiçbir zaman kazandıklarımla hatırlamadı, onlar için önemli olan kazanmak için yaptıklarımdı. 

Yıllar içerisinde Contador: 16 yıllık kariyeri boyunca İspanyol pedal Alberto Contador, dokuz farklı takımın (isim değişiklikleri hariç) mayosunu başarıyla terletti

Cyc: Şimdilerde bisiklete ne kadar biniyorsunuz?

AC: Haftada üç ya da dört gün binmeye çalışıyorum. Ve eğer sürüşe çıktıysam artık geri dönüşü yoktur. Yani şunu demek istiyorum; bacaklarımdaki son enerjiyi tüketene kadar sürerim. Bisiklet beni bu dünyadan uzaklaştırıyor, iki teker hem icra ettiğim spor hem de tüm hayatım. Kendimi zorlamayı, tırmanmayı ve bisiklet üzerinde arkadaşlarımla takılmayı seviyorum.
Bu arada, arkadaşlarım onlarla bisiklete çıkmak için artık daha fazla zamanım olduğundan şikayetçiler (gülüyor).

Cyc: Profesyonel kariyeriniz boyunca pedal basmaktan en keyif aldığınız tırmanış hangisiydi?

AC: Belki kulağa klişe gibi gelebilir ama profesyonelken ve yarış ortamındayken bisiklet sürüşünün eğlenceli taraflarından keyif almanız mümkün değildir. Eğer profesyonel bir bisikletçiyseniz sürüşlere bakış açınız tamamıyla değişir. Ama eğer bir tanesini seçmem gerekiyorsa, 2010 Fransa Turu’nda çıktığımız Verbier tırmanışını söyleyebilirim. Liderliğe yükselmiş ve Fransa Turu’nu kazanmıştım. Üstelik Lance Armstrong’la Astana’da geçen zorlu günleri de ardımda bırakmıştım. O yıl benim için kolay bir Fransa Turu olmamıştı ama edindiğim tecrübeler beni daha güçlü bir insan ve bisikletçi yaptı.  

Cyc: O gün yarışta bacaklarınızın iyi durumda olduğunu etap öncesi hisseder miydiniz?

AC: Açıkçası bu biraz karmaşık bir durum çünkü sonda kendinizi ne kadar iyi hissedeceğinizi kestirmek güçtür. Bacaklarınızın aklınızdakilere nasıl karşılık vereceğini hiçbir zaman bilemezsiniz. Bisiklet geçmişte daha çok hislerle ilgiliydi. Ancak artık dört bir yanı rakamlarla çevrili. Rakamlar, güç verileri size ne durumda olduğunuzu açıkça söylüyor. Eğer rakamlara göre atak yapıyorsanız bunun için kimse sizi yargılayamaz. Teoride Watt’ın önemli olduğuna katılıyorum ancak rakamlar olmaksızın yönetmeniz gereken yarış içi durumlar da gelişir. 

Cyc: Deneyimlediğiniz en zorlu tırmanış hangisiydi?

AC: Profesyonel seviyede uzun bir kariyeri geride bıraktığınızda, farklı zaman ve koşullarda pek çok tırmanışla yüz yüze gelmek durumunda kalırsınız. Bisiklet sporunda her zaman söylenen ve bence son derece doğru bir söz vardır; bir tırmanışı gerçekten zorlu yapan çıkılan hızdır. Eğer çok hızlı çıkılırsa, daha mütevazi olan veya çok fazla bilinmeyen bir tırmanış bile unutulmaz hale gelebilir. Ve ben de buna benzer dağlarda çok defa acı çektim. Sanırım içlerinde en fazla son Giro d’Italia’mda tırmandığımız Mortirolo’da  zorlandım. Kazanmıştım ama gerçekten çok zordu. Mortirolo deme sebeplerim arasında tırmanış öncesi teknik bir problem ile geriye düşmüş olmam da var tabii. Rakiplerimin tamamı önümde avantaj sahibiydi. Zamana karşı moduna geçerek tırmanmaya başladım.  

Angliru benim için çok özel bir tırmanış çünkü profesyonel olarak son zaferimi orada elde ettim

Ayrıca profesyonel kariyerimin en kötü anlarından birini yaşadığım Col du Galibier’de de limitlerime ulaşmıştım. 2008 Temmuz’da Angliru’ya ilk tırmandığımda, İspanya Turu’na aylar vardı, kendime bu tırmanışın çok zor ve şimdiye kadar bisiklete bindiğim en canavarımsı tırmanış olduğunu söylemiştim. Aynı zamanda Angliru benim için çok özel bir tırmanış çünkü profesyonel olarak son zaferimi orada elde ettim.

Cyc: Tırmanışlar sırasında izleyicilerin yakın olması sizi motive ediyor muydu?

AC: Bisiklet sporunun en güzel yanlarından biri bisikletçi ve izleyici arasındaki yakınlık. Söz konusu yakınlık gerçekten de göz alıcı. Rekabet halinde ise bisikletçiler bulunduğu ortamdan tamamen soyutlanır. Zafer için savaşıyorsunuzdur ve bir gerilim filminin içine dalmışsınızdır. Yine de seyirci ile kurulan bağ harika bir şeydir. Ve böyle kalması için bisikletçinin izleyiciye, izleyicinin de yarışçılara saygı göstermesi şarttır. Bisikletçileri ittirmelerine yahut onlarla birlikte koşmalarına gerek olduğunu sanmıyorum. Cep telefonunuzla çekilmiş bir fotoğrafa sahip olmak için yarışmakta olan bisikletçilere karşı dikkatsiz davranmaya da gerek yok…

İzleyiciler asla tehlikeli koşullar yaratmalılar, çünkü gün sonunda bisikletçilere gerçekten büyük zararlar verebilirler. Yalnızca yarışını değil, sağlığını da tehlikeye atabilirler. Geçmişte tu tip örneklere şahit olduk. Örneğin; bu yılki Kolombiya Turu ve Giro d’Italia’da bisikletçiler izleyiciler tarafından düşürüldü. Geçtiğimiz yıl da Tour de France’da Nibali, gidonuna takılan bir izleyiciye ait cisim sebebiyle yere düşmüş ve vücudunda kırıklar meydana gelmişti. Tutku asla sağduyunun önüne geçmemeli. Belki de son yıllarda gerçekleşmemesi gerekenden çok daha fazla sayıda vakaya şahitlik ettik.

Cyc: Büyük turların tırmanışlarında bir arada kalan elit grup arasında nasıl bir hava olur?

AC: İçinde bulunduğunuz koşulların şartlarına göre değişiklik gösterir. Başlangıçta her şey iyidir: Her birimiz profesyonel birer arkadaşız ve birbirimizle iyi anlaşıyoruz. Elbette peloton içerisinde daha yakın olduğunuz arkadaş çevreniz, tanıdıklarınız, daha fazla iletişim kurduğunuz insanlar vardır.

Ancak pelotondaki herkesle ilişkiler iyi ve dürüstçedir çünkü uzun süren bir sezon boyunca birçok kişiyle konsantrasyonları, etapları, sunumları, otelleri veya seyahatleri paylaşırsınız. Genel olarak diğer yarışçılarla savaşmanız gereken an geldiğinde, içinde bulunduğunuz seviyenin nabzını, yarışmanın gerginliğini anlarsınız. Tabii ki adil oyun düsturunu kaybetmeden.

Cyc: Yıllar içerisinde en fazla saygı duyduğunuz rakibiniz kim oldu?

AC: Doğrusunu söylemek gerekirse tek bir isim vermek oldukça güç. Politik davranmak için söylemiyorum, hepsi olmasa da yıllar içerisinde gerçekten büyük saygı duyduğum rakiplerim oldu. Bu anlamda bisiklet zengin bir spor. Bisikletin bir diğer zenginliği ise farklı nesiller arasında bir buluşma noktası, bir köprü oluşturması. Bu sporun birbiriyle rekabet eden bisikletçileri arasında ciddi yaş farklılıkları olabilir.

“Alberto Contador başarılarla dolu uzun bir kariyeri geride bırakmasına karşın, hala son derece meşgul ve gelececeği umutla bakıyor.”

 İlk defa profesyonel olduğunuzda grubun en genci siz olursunuz. Yıllar omuzlarınıza tecrübe yükler. Madalyonun diğer yüzünde rakipleriniz sürekli olarak değişim gösterir. Bazılarının kariyer çizgileri sizinle paralel ilerlerken bazılarıysa siz gençken veterandır. Sizin profesyonel yaşamınız evrim geçirirken, buna bağlı olarak yeni yetenekler bisiklet sahnesinde aktif rol oynamaya başlar. Bunun güzel bir örneği; Chris Froome ve Andy Schleck’ten iki yaş büyük ama Alejandro Valverde’den dört yaş küçük olmam. Rakipler düzeyinde bisiklet sporu ileriye doğru gelişerek artan bir olgudur.

Cyc: Favori inişiniz?

AC: Özellikle beğendiğim bir tane yok. Dürüst olmak gerekirse kariyerim boyunca başımdan birçok iniş tecrübesi geçti ve bazıları kimi zaman yarış organizatörü kimi zaman hava muhalefeti kimi zaman ise inişin kendiyle alakalı olarak gerçekten tehlikeli koşullar altındaydı. Emekliliğimden bu yana ise Mortirolo’dan Gavia’ya, Stelvio’dan Valtellina’ya kadar pek çok eşsiz tırmanışın inişlerinin keyfini çıkarma şansı yakaladım. Son birkaç yıldır “Contador Day” adını verdiğimiz, bir dizi tırmanışın olduğu saf bir bisiklet günü organize ediyoruz. Ve elbette tırmanıştan sonra aşağıya doğru inişe geçmeniz gerekiyor (gülüyor). 

Cyc: Fransa Turu’nun sonunda mental ve fiziken bir bisikletçi kendini nasıl hisseder?

AC: Fransa Turu’nu bitirdiğinizde vücudunuz ekstrem derecede yorgun olur. Bisikletinizi çok hızlı bir şekilde sürmek zorunda olduğunuz ve her zaman azami dikkat ile pedal çevirmek durumunda kaldığınız 3.500 kilometre ve üç hafta boyunca kimi zaman sıcakla boğuşur kimi zaman ise sıcak yerine yağmur ve soğukla başedersiniz. Muazzam bir fiziksel erozyon ama aynı zamanda mental bir savaştır da.

Büyük turlardan birini bitirebilmek bir kurtuluştur. Peş peşe girilen sınavlardan sonuncusunu başarıyla verme hissine kapıldığınız bir kurtuluş. Cildiniz kızarır, her gün gösterdiğiniz efor ve tek yönlü beslenme sebebiyle kilonuz biraz düşer. Ancak yaşadığınız mental kırılganlık her şeyin üzerindedir.

Cyc: Uzun ve başarılarla dolu kariyerinizin  en özel günü hangisiydi?

AC: Peloton içerisinde geçen uzun yılların bir diğer anlamı da, birden fazla güzel gündür. Eğer bir tanesini seçmem gerekirse, benim için taşıdığı anlam ve hissettirdikleri sebebiyle 2017 İspanya Bisiklet Turu’nun Angliru etabını söylerim. Profesyonel olarak son galibiyetimdi. Üç kere genel klasmanını kazanmayı başardığım, kendi ülke topraklarımda düzenlenen harika Vuelta’nın harika tırmanış etabı… Kariyerime yaraşır kusursuz bir sondu. 

Cyc: Son olarak, günümüzün en heyecan verici bisikletçisi olarak kimi görüyorsunuz?

AC: Kolombiyalı Egan Bernal’i çok beğeniyorum. Çok genç bir yarışçı ve bu sporun belirli bir dönemine imza atabilecek her şeye sahip. Giro d’Italia’da onu izlemeyi gerçekten isterdim. Bence en büyük favorilerden biri olurdu. Ayrıca Enric Mas’a da güvenim sonsuz. Yapabilecekleri konusunda kendine özgüveni olan ve baskıyla nasıl başa çıkabileceğini gerçekten iyi bilen bir genç. 2017 İspanya Bisiklet Turu’nun son etabında televizyon canlı yayınında onun bisikletin geleceği olduğunu şakayla karışık söylemiştim. Ve muhtemelen bu görüşümde haklıydım. 

E-Posta Bülteni

E-Posta bültenimize abone olun, en son haber ve röpörtajlardan ilk sizin haberiniz olsun!

Bir sonraki:

TOPRAK RAZGATLIOĞLU

Kaçırmayın:

THOMAS DE GENDT

Yorumlar için tıklayın

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Öne Çıkanlar

DECATHLON’UN SU ALTI MASKESİ KORONAVİRÜSLE MÜCADELEDE KULLANILACAK

Haberler

PERFORMANSINIZI GELİŞTİRECEK 6 TEMEL BİSİKLET ANTRENMANI

Editoryal

TÜM ZAMANLARIN EN İYİ BİSİKLET FİLMLERİ

Editoryal

İÇ MEKAN ANTRENMANLARINDA EN ÇOK TERCİH EDİLEN 10 TRAINER

Editoryal

Bağlan
E-Posta Bülteni

E-Posta bültenimize abone olun, en son haber ve röpörtajlardan ilk sizin haberiniz olsun!