Bizimle iletişime geçin

Editoryal

ANILARA ÖVGÜ

Bisiklet yarışlarında pek çok ayrıntı ekran dışında cereyan eder. Bu nedenle yaşanan tüm drama ve entrikayı aktarmak sözcüklerin görevidir

Yazı Trevor Ward  Fotoğraf  Tapestry

Bisiklet ve edebiyat dünyaları ayrılmaz bir şekilde birbirine bağlanmıştır. Zira, TV öncesi dönemde en dramatik ve dokunaklı spor haberleri bisiklet yarışlarından gelirdi. Diğer pek çok sporun aksine yol bisikleti heyecanı bir stadyum ya da diğer amaçla inşa edilmiş mekanlar ile sınırlı değildir. Bisiklet yarışları zalim yollar ve dünyanın en ücra köşeleri boyunca saatlerce – etap yarışları durumunda günlerce – gözler önüne serilir. Günümüz teknolojisinde bile canlı TV yayınları, pelotonu izleyen GPS aygıtlar ve helikopter filosu yarış bitimine kadar düzinelerce ayrıntıyı ekranlara taşımakta yetersiz kalmaktadır.

Büyük Tur’lar dahil olmak üzere, en büyük yarışlar gazete satmak için dizayn edilmiştir, bundan dolayı söz konusu yarışları rapor etmeye geldiğinde gazeteciler sınırsız bir hayal gücüne sahipti. Le Tour’un babası ve yarışın sponsoru gazetenin editörü Henri Desgrange, en eski köşe yazılarından birinde, yarış rapor etmenin anlatım tonunu şu sözlerle belirledi: “Fikir ve aksiyon gazetesi L’Auto, elinin sert bir hareketiyle, enerjilerini kaba ve umarsızca harcayan, dünyanın bu en büyük yarışçılarını Fransa’nın dört bir yanına fırlatıp atacak.” 

TV görüntüleri olmaksızın, sınırlı radyo yayını ile meraklı bir seyirci için boşlukları doldurma görevi gazetecilere düşüyordu. Kalemleri, bisikletçilerin yaşadığı kişisel tecrübeleri süslemek için hazır olan gazeteciler etap sonlarını beklerdi. Teknoloji öncesi, bisikletçilerin çektiği zorlukların derecesi, gazetelerini sattırmaya programlanmış kurnaz gazetecilerin yaratıcılığına bırakılmıştı.

Bizler, spor kahramanlarımızın anılarına ilham ve modern çağda verilen yüzeysel röportajların aksine samimiyet bulmak için başvururuz

Sonuç, içeriği ikinci el bilgilere dayanan ancak kolay anlaşılan ve hayran bırakan gazeteciliğin bir okulu idi. Bisiklet yarışları romancı, filozof ve siyasi yorumcu olan, 1991’de ölümünden önce L’Equipe için Tour’un 27 edisyonunu yerinde takip etmiş Antoine Blondin gibi edebi devleri de çekti. Ve 1924 Fransa Turu’nda bisikletçilerin çektiği acılar ve ilaç kullanımları üzerine yaptığı röportajdan sonra, ‘”Yol Mahkumları” isminde meşhur başlığı atan Albert Londres de şair ve savaş muhabiriydi.

Bu, yalnızca bisikletçilerin performanslarını değerlendirmek zorunda olunan yüzeysel gazetecilik mirasına karşı bir tavırdı. Sportif başarı bu günlerde de bisiklet kitapları için tek başına yeterli değil, bundan dolayı bisikletçiler – ya da onların hayalet yazarları – şimdiye dek gün yüzüne çıkmamış kişisel tarihlerini ortaya koymak zorunda kaldı (Victoria Pendleton’nın Between The Lines’ı gibi). Bazıları ise doping, alkol alışkanlığı ve daha da kötülerine ( Thomas Dekker’nin The Descent’ı gibi) dair içten itiraflara başvurdular.  

Büyük gazeteler, TV öncesi dönemde okurları için Tour de France’dan gelen hikayeleri süslemek için ünlü yazarları işe almaya başladığında, bisiklet edebiyatı için çıta yükselmiş oldu.

Bazı bisikletçiler başarı ve itiraf arasındaki mükemmel dengeyi bulmayı başardı. İlk anı kitabı “In Pursuit Of Glory”yi iki bölüme ayıran Bradley Wiggins, 2004 Olimpiyatları’nda kazandığı üç altın madalya sürecini anlattı. Bir sonraki anı kitabında ise 2010 Fransa Turu sırasında yaşadığı dayanılmaz yorgunluk ve acıdan dem vurdu, ancak garip bir şekilde, dört olayın kombin edildiği 960 sayfada – evet, dört – yıllar sonra “Jiffygate” sırasınca savunması olabilecek, polen alerjisi veya astımdan bahsedilmiyor. 

Bizler, spor kahramanlarımızın anılarına ilham ve modern halkla ilişkiler çağında verilen yüzeysel röportajların aksine samimiyet bulmak için başvururuz. Geneldeyse Blondin ve Londres’in geleneklerini devam ettirmek, iyi bir kaleme sahip hayalet yazarlara düşüyor.

Astımının bilinçli olarak göz ardı edilmesine rağmen, Wiggins’in tüm kitapları son derece eğlenceli. Ancak başarının küçük bir bölümünde hayalet yazarlar, Brendan Gallagher ve William Fotheringham’a hakları teslim edilir.

       Bu arada, Fotheringham’ın Wiggins ile sekiz yıllık düzenli toplantıları sırasında bir kez dahi astıma atıfta bulunmaması ilginçtir. Gallagher ise geçtiğimiz günlerde, 2008’de dört gün boyunca birlikte çalıştığı Wiggins için Twitter’dan şunları yazdı, ‘Wiggins nefes cihazını şafak vaktinden alacakaranlığa kadar kullanıyordu ve bir gece o kadar kötüydü ki, yürüyüş mesafesindeki bir kafeye gitmekten vazgeçmek zorunda kaldı.”

Bununla birlikte tüm anılar bir hayalet yazarın hizmetini gerektirmez.

Tom Simpson’ın “Cycling Is My Life” adlı eseri, Ventoux’da ölümünden bir yıl önce yayınlandı ve Hemingway-vari az ve öz bir anlatıma sahipti. Graeme Obree’nin Flying Scotsman’ı, filmine oranla çok meşhur olmasa da, saf enerjiye ve okumayı ilginç kılan gözü kara bir açık sözlülüğe sahip. Ve Michael Barry’nin domestik olarak US Postal ve Team Sky’daki anılarını kaleme aldığı, Shadows On The Road, Barry’nin ilgi çekici stili ile birleşince biyografiden daha fazlasına dönüşür.

Bir yönüyle, harika bir kitap kaleme almak için profesyonel bir sporcu olmanız bile gerekmez. Düzenli okuyucular benim Kim Krabbe’nin The Rider isimli eserine hayranlığımı biliyorlar. Güney Fransa’da amatör bir bisiklet yarışı etrafında dönen kitap anı, kurgu ve felsefe alanlarının zekice bir karışımı.

Astımının bilinçli olarak göz ardı edilmesine rağmen, Wiggins’in kitapları son derece eğlenceli

The Rider’ın İngilizce çevirisinin yayımlandığı aynı yıl (2002), bir başka amatör yarışçı olan Matt Seaton’ın anıları okurla buluştu. The Escape Artist bisiklet üzerindeki zamanını işi ve ailesinin gereksinimleri ile dengelemeye çalışan, sonunda kişisel bir trajediye sahne olan bir bisikletçinin güzel ve lirik tarzda kaleme alınmış anı kitabıdır.

Seaton eserini, Amerikalı yazar William Saroyan’ın her bisikletçinin doğuştan bir hikaye anlatıcısı olmasının nedenini özetlediği alıntıyla açıyor: “Uzun süredir bisiklet sürmenin bu denli üslup, hız, zarafet, amaç, değer, form, bütünlük, sağlık, mizah, müzik, nefes işi olduğunu, anladığımda daha 16 yaşımda bile değildim, daha da önemlisi ise başlangıç ile bitiş arasındaki ilişkiyi.” 

Bu yazı daha önce Cyclist Türkiye Eylül 2018 sayısında yayımlanmıştır.

E-Posta Bülteni

E-Posta bültenimize abone olun, en son haber ve röpörtajlardan ilk sizin haberiniz olsun!

Yorumlar için tıklayın

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Öne Çıkanlar

BİSİKLET VE PANDEMİ DÖNEMİ PSİKOLOJİSİ

Editoryal

“ÇOK TERLEME YAVRUM HASTA OLURSUN”

Editoryal

BORIS JOHNSON, ÜLKESİNDE BİSİKLETİN YAYGINLAŞTIRILMASI KONUSUNDA “ISRARCI” DAVRANIYOR

Haberler

AHMET ÖRKEN, KORONAVİRÜS MÜCADELESİNE DESTEK OLUYOR

Haberler

Bağlan
E-Posta Bülteni

E-Posta bültenimize abone olun, en son haber ve röpörtajlardan ilk sizin haberiniz olsun!