Bizimle iletişime geçin

Editoryal

SALCANO SAKARYA BB ÖZEL

Tour of Antalya’nın ana sponsorlarından Barut Hotel’de bir araya geldiğimiz Salcano Sakarya BB’nin üç başarılı bisikletçisi Mustafa Sayar, Halil İbrahim Doğan, Onur Balkan ve takım menajeri Aziz Sırnaç ile kıta statüsüne ulaşan takımın hedeflerini konuştuk

Fotoğraf ERDAL DEMİR

Erman Öner: Öncelikle sezon hazırlıkları nasıldı? Kamp süreci nasıl geçti her biriniz için?

Mustafa Sayar: İki aydır kamptayız. Alanya’da bir yandan antrenman kampına devam ederken bir yandan da Belek ile başlayan ve sonrasında Gazipaşa, Antalya şeklinde devam eden uluslararası yarışlara katıldık. Yoğun bir hazırlık süreciydi.

EÖ: Ne zaman başladı kamp? Ne kadar zamandır ailenizden uzaktasınız?

MS: Aralık ayının başından beri kamptayız. Arada sadece bir iki günlük boşluğumuz oldu. Onun haricinde tamamen Alanya’da milli takımla beraber kamptaydık.

EÖ: Halil (İbrahim Doğan), senin için nasıl gidiyor kamp süreci?

Halil İbrahim Doğan: Mustafa abinin de dediği gibi yaklaşık iki aydır Alanya’da milli takımla beraber kamptayız. Alanya ve Antalya’da düzenlenen yarışlara katıldıktan sonra şimdi Tour of Antalya’dayız. Her şey çok iyi gidiyor, tüm hazırlıklarımız devam ediyor hedef yarışlarımız için.

EÖ: Onur (Balkan), sen nasıl değerlendiriyorsun hazırlık sürecini? Tour of Antalya’ya gelene kadar neredeyse girdiğiniz her yarışta podyum derecesi elde ettiniz. Sen de o derecelerin bir kaçında pay sahibisin. Nasıl geçiyor yarış periyodu senin için?

Onur Balkan: İyi bir hazırlık sürecinin ardından yarışlara girdik. İlk yarışta Emre ile birlikte podyumda olmak takım adına çok iyi oldu. Sonrasından yeniden kamp yarış şeklinde devam eden süreçte başka dereceler de elde ettik. Bu süreçte bizi üzen tek şey, Emre’nin talihsiz kazası oldu. Ancak önümüzde Türkiye Turu var ve bu motivasyonla Emre de hızla iyileşip toparlanarak aramıza dönecektir.

EÖ: Kaza demişken, Emre için paylaşılan geçmiş olsun mesajlarında “hulk” benzetmesi vardı. O lakap nereden geldi, takım içerisinden mi geçmişten gelen bir şey mi?

Aziz Sırnaç: Şöyle söyleyeyim, takım olarak spor yaparken de bunu bir şekilde eğlenceli hale getirmeye çalışıyoruz. Çünkü mutlu olmak demek sporcunun mental anlamda da kendini iyi hissetmesi, dolayısıyla daha rahat, daha iyi antrenman yapması ve elbette iyi performans göstermesi demek. Eğer eğlenebiliyorsanız bu şekilde lakaplar da bulabiliyorsunuz ve bunun benimsenmesi de mutlu olduğumuzun, her şeyin iyiye gittiğinin göstergesi oluyor aslında.

Öte yandan sezona iyi bir başlangıç yaptık. Iyi bir hazırlık safhası yürüttük ve iyi sonuçlar aldık. Biz bu sonuçları ileriye taşımak istiyoruz fakat burada zincirin en büyük halkasını sporcular oluşturuyor. Türkiye’de de maalesef şartları hiçbir zaman tam anlamıyla oturtmak mümkün olmuyor. Sporcu da kulüp de sezona soru işaretleriyle başladığı için mutlaka sorunlar oluyor.

Devam edecek mi, o mu transfer olacak, bu mu gelecek, burada mı devam edecek düşüncelerinin arasında biz çok şükür Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nin desteği ile takımı hızlı ve iyi bir şekilde sezona hazırlamayı başardık. Güçlü sporcularımız var, onlara inanıyoruz ve çok daha iyi işler yapacaklarını biliyoruz.

EÖ: Podyum yaptığınız yarışları zorluk derecesi olarak nasıl değerlendiriyorsunuz hocam?

AS: Bazen yarışları değerlendirirken sadece kategoriye göre değerlendirme yapma hatasına düşüyoruz. Bu aslında sporcuyu ve yarışı değerlendirirken düştüğümüz en büyük hata. Bugün bir 2.1 yarışı, bir WorldTour yarışından daha sert geçebiliyor. Sonuçta bu tip yarışlarda daha fazla kendini göstermek isteyen sporcu oluyor ve bu nedenle yarış içeriğine baktığımızda tempo daha yüksek, daha zor olabiliyor.

Sezon hazırlık sürecinde de yarışlarda da kamp yapmak için Türkiye’ye gelen, sezona hazırlık yapan ve belli bir kilometre barajını geçen yurt dışından pek çok takım ve sporcuyla start aldık. Zorluk derecesi bir yana sporcular ulusal ya da uluslararası her yarışta mutlaka zorlu bir mücadele içindeler. Eğer biz gün sonunda podyum derecesi de elde edebilmişsek başarılı olmuşuz, bir şeyleri doğru yapmışız demektir bu.

Tabii bir yandan kendimize dönüp eleştirmenin yanında genel olarak bu işe, bu spora neler katıyoruz ona da bakmamız gerek. Bütünsel düşünmek gerek hem sporcular hem de spor açısından. Önceki yarışlardan derecelerle auyrıldık fakat bugün Tour of Antalya’dayız, bizi en çok zorlayacak startlardan birini alıyor olacağız.

Burada takımın seviyesini görmeli ve ona göre üzerine eklemeliyiz ki Türkiye Turu’nda başarı olabilelim. Keza Türkiye Turu da takım olarak nihai hedefimiz değil, çünkü arkasında Türkiye Şampiyonası, dünya şampiyonası ve en nihayetinde olimpiyatlar var. Biz bu basamakların hepsinde ‘takım olarak neredeyiz’i görüp üzerine neler katabiliriz buna bakmak istiyoruz.

Tour of Antalya’ya dönecek olursak ilk etap senaryo itibariyle bizim istediğimiz gibi başladı, her şey yolundaydı ve biz kaçış grubunda yer almak üzere pozisyon almayı planlamıştık. Fakat pozisyon itibariyle kaçış grubunun yakalanacağı belliydi ve sprinterimizi sprint finişe hazırlamak durumundaydık.

Hiç beklenmedik bir karmaşa oldu son anda ve sprinterler arkada kaldı. Karmaşada bizim sprinterimiz de geride kaldı ve finişi istediğimiz gibi yapamadık. Tabii elbette bu takım açısından bir mazeret olamaz, her şartı düşünüp ona göre pozisyon almak gerekirdi.

: İlk etabın değerlendirmesini takımın sprinteri olarak bir de senden dinleyelim Onur.

OB:  Sezonun başından beri katıldığımız hiçbir yarışa benzemiyor Tour of Antalya. WorldTour takımı var bir defa ve mücadele bayağı zorlu geçiyor. İlk etapta takım olarak yarışı kontrol etmeyi başardık fakat sona geldiğimiz de evet, biraz geride kalmıştım. Son 3 km kala bir sprinter gördüm ve kendimi onun arkasına attım. Son kilometreye kadar ilk 15’in içerisindeydim fakat finişe doğru son 500 metrede iniş olduğu için birden bir karmaşa oldu. Ben de o sırada geride kaldım ve finiş mücadelesi o anda benim için bitmişti. Riske girmek istemediğim için normal bir şekilde yarışı bitirdim.

EÖ: Mustafa, sen ekibin en deneyimli sporcususun sana sormak istiyorum bunu. WorldTour yarışlarında takımlar, bir kaçış grubunu ileriye gönderiyor, ondan sonra kilometreye göre zamanı ayarlayıp grubu yakalıyor ve sprint finişine giriyor. Fakat daha düşük kategoride, 2.1 gibi çoğunlukla kıta takımlarının olduğu yarışlarda yarış biraz daha bilinmezlikle geçiyor. Sporcuları belki daha az tanınıyor, kimin ne yapabileceği daha az tahmin edilebiliyor. O bakımdan sen WorldTour yarışı da koşmuş biri olarak Tour of Antalya’yı ve bu seviyedeki yarışları zorluk bakımından nasıl değerlendiriyosun?

MS: Bu tarz yarışlarda WorldTour takımları da olsa çok fazla kıta veya profesyonel kıta takımları olduğu için bu takımların da çok fazla kendini göstermek isteyen sporcuları bulunuyor. Dolayısıyla burada bayağı güçlü bir mücadele veriliyor ve bu mücadele sonunda sprinte gelemeden karmaşalar yaşanabiliyor, tırmanışın başında olasılığın dışında ataklar olabiliyor veya başka sürpriz gelişmeler ortaya çıkabiliyor. O yüzden bu gibi yarışlarda sürekli sürprizlere açık olmak gerekiyor.

EÖ: Bugünün değerlendirmesini senden alalım Halil.

HD: 165 kilometrelik güzel bir etaptı. Turun ikinci etabıydı ve bugün sadece rakiplerimize karşı değil, hava şartlarıyla da mücadele ettik.

EÖ: Daha önce de zorlu hava koşullarında koştuğun yarışlar olmuştu senin.

HD: Evet, daha önce de kötü hava koşullarında yarışlar koşmuştum ama bu kadar uzun süre yağmurun altında ilk kez yarış koştum. 80. kilometrede 50 kişilik bir kaçış grubu oluştu. Biz takımca biraz arkada kalmıştık. Planladığımız gibi bizden bir sporcu bulunamadı maalesef kaçış gurubunda. Arkada kalan grupta ise kimse çevirmeyince ara epey açıldı. Zaten zaman farkı da fazlaydı dolayısıyla finişe doğru gitti kaçış.

EÖ: Etap profilinde kağıt üzerinde bakıldığında 2. ve 3. kategori tırmanışlar vardı. Ekibin yokuşçusu olarak sen nasıl değerlendiriyorsun bugünkü parkuru?

HD: yokuşlar vardı evet ama bunlar kısa sert yokuşlardı. Uzun olsaydı belki ara açılırdı, daha yavaş ilerleyebilirdi yarış. Böyle olduğu için herkes bir haliyle sert çıktı o yokuşları. İşin içine güç girdiği için gücü iyi olan sporcular önde kalmayı başardı.

EÖ: Hocam tekrar size dönmek istiyorum, takımın hedeflerinden bahsettiniz; Türkiye turu, dünya şampiyonası, Türkiye şampiyonası, olimpiyatlar… Nasıl bir planlama çizdiniz? Sporcuları nasıl motive ediyorsunuz bu anlamda?

AS: Bu sporda alışık olmadığımız bir şey söyleyeceğim belki çünkü bunu genellikle futbol maçlarında duyarsınız, “önümüzdeki maçlara bakacağız.”

Aslında basamak basamak gitmek istiyoruz. En sondaki nihai hedef değil de örneğin şu an Antalya’dayız, burada ne yapabiliriz üzerine düşünerek ilerliyoruz takım olarak.

Burada masaya oturduğumuzda başka bir yarış varsa onu konuşuyoruz yahut. Düne ve bugüne bakacak olursak senaryo, etap sonuna kadar bizim açımızdan iyi gitmedi. Ancak önümüzde iki etap daha var. Bakacağız, göreceğiz, ona odaklanacağız.

Sonrasında ise Türkiye Turu gibi önemli bir yarış var. Bu yıl hem seviyesi değişti hem de 8 etaba çıktı. Biz de takım olarak ilk defa burada yarışmaya hak kazandık. Bizim açımızdan çok önemli bir yarış. Ayrıca Sakarya olarak bir etabın finişi bir etabın da startına ev sahipliği yapacağız. Bu açıdan başka bir öneme de sahip bizim için.

Tabii sonrasında hedef olimpiyat oyunları. Biliyorsunuz ülke olarak iki kota kazandık. Bu önemli bir gelişme ülke olarak. Fakat burada şu gerçeği de ortaya koymak lazım. Biz takım olarak burada bir başarı kriteri ortaya koyduk ve ülkemizin bu kotayı elde etmesinde büyük katkı sağladık. Şimdi ise mücadele o kotanın içinde girmek olacak ve diğer sporcuların da bu yönde bir hedefi varsa buna göre performans göstermeleri gerekecek.

Profile baktığımız zaman yokuşlu bir yarış olacak ve buna göre o tarih için performansı en iyi düzeyde olan sporcu mücadele edecek. Burada yanlış anlaşılan bir husus da var aslında. Insanlar sanıyor ki olimpiyat puanını kazanan sporcu olimpiyatlara gider. Hayır, tam aksine. Sporcu olimpiyat puanını ülkeye kazandırır. Dolayısıyla kotayı sporcu değil, ülke kazanır. Ülkeyi en iyi temsil edecek sporcu ise olimpiyata gider.

Peki kimin performansının buraya uygun olduğunu nasıl göreceğiz derseniz, Sakarya’da yapılacak Türkiye Şampiyonası için ciddi bir hazırlığımız var. Bu yarışa uygun bir profil hazırlamaya çalışıyoruz. Dolayısıyla burası, olimpiyat başarısı getirecek sporcunun belirlenmesinde önemli olacak. Bizler de takım olarak hem olimpiyatlarda yer almak hem de eğer olur da gidersek en iyi sonuçla ülkemize dönmek için elimizden gelenin fazlasını yapıyor olacağız.

EÖ: Onur, sen daha önce olimpiyata katıldın. Nasıl bir atmosfer var orada? Nasıl bir tecrübe oldu senin için?

OB: 2016’da katıldım olimpiyatlara. Orada dünyanın en iyileriyle biraradasınız.

EÖ: Bir sporcu için sadece olimpiyata gidebilmek bile kariyerinin en büyük başarılarından biri olabilir şüphesiz.

OB: 2016’da gittiğimde çok zorlu bir parkurda yarışmış ve talihsiz de bir kaza geçirmiştim. İki parmağımı çatlatmış ve ancak 80 km dayanabilmiştim. Sonra mecburen yarışı bırakmak durumunda kaldım. İnşallah bu sene de gidebilirim. Tabii en iyi olan gitsin, önceliğimiz her zaman bu. Biz performansımızı en üst seviyede tutmaya çalışacağız. Bakalım bu uzun yolda karşımıza neler çıkacak.

EÖ: Takım olarak Türkiye Turu’nda yarışma hakkı elde ettiniz. Geçtiğimiz sene milli takımla yarışıyordunuz. Bu da sizler için büyük bir gururdur elbette ama şimdi takım olarak yarışmak sizin için ne ifade ediyor? Milli takımla veya kulüp olarak yarışmak arasında bakış açısı anlamında bir farklılık oluyor mu sporcu için?

AS: Kulüp olarak Türkiye Turu gibi büyük bir organizasyonda yer almak bizim en büyük hedeflerimizden biri. Aynı zamanda hem kulübümüzü hem de şehrimizi temsil edebileceğimiz önemli yerlerden biri. Milli takım veya kulüp olarak katılmak açısından pelotonun içerisinde elbette bir bakış açısı farklılıkları oluyor.

Ülke temsiliyeti için milli takım statüsünde kendi ülkenizde yapılan bir yarışta yer almak elbette motivasyon olarak çok ayrı. Ancak profesyonel takımların bakış açısı ile düşünüldüğünde kulüp olarak pelotonun içinde yer almak daha avantajlı.

EÖ: Halil İbrahim, sen geçtiğimiz sene ilk defa Türkiye Turu’nda yarıştın ki birçok kaçışta seni de gördük. Kartepe etabında da başarılı bir performans çıkardın. Bu yıl Türkiye Turu, senin için hedef yarışlardan biri olsa gerek. Senin beklentilerin, heyecanın nedir?

HD: Şu an tüm hazırlıklarımız Tur’a yönelik. Takım olarak hedef yarışlarımızdan biri. Bursa-Uludağ etabının kaldırıldığını duydum. Bu çok üzücü oldu benim için. Fakat yine de takımım için elimden geleni yapacağım. Ayrıca bu sene tırmanış mayosuna da odaklanmayı düşünüyorum.

EÖ: Türkiye Turu öncesi Salcano Sakarya’da sürprizler olacak mı?

AS: Aslında sezona ulusal takım olarak başladık. Ancak böyle olmasını istemiyorduk ve sonuçta iki ay gibi kısa bir sürede yeniden kıta takımı statüsüne yükseldik. Bugün burada kıta takımı olarak yer almanın mutluluğunu yaşıyoruz. Gönül ister ki bunu artırarak ileriye taşıyalım. Üzerine koyarak ilerleyelim.

Ancak yarın ne getirir bilemiyoruz. Talihsiz bir kaza yaşadık. Sergei, önce teknik bir arıza yaşadı, buna müdahale ettik ancak gruba götürmeye çalıştığımız esnada virajı dönerken bir kaza geçirdi. Düşünce geçtiğimiz sene kırılan köprücük kemiğinde yeniden bir çatlak oluştu. Şükür kırığı yok sadece çatlak. Ancak Antalya Turu onun için bitti maalesef. 15 gün dinlenecek şimdi. Bu ve bundan sonraki yarışlarda bizimle olamayacak ama Tükiye Turu’na kadar toparlanacağını düşünüyoruz. Dediğim gibi her şey olabilir, sürprizler konusu bizim için de sürpriz olabilir.

EÖ: Türkiye şampiyonasından bahsederken olimpiyatlara benzer bir parkur olacağından bahsettiniz. Bunu biraz daha açabilir miyiz?

AS: Sakarya’da daha önceden bu parkurda yarış koşuldu. Sapanca’da il ormanı ve Kalaycı denilen bu bölgede bulunan bir parkur. Zor bir parkur. Gerçekten güç ve kuvvet gerektiren bir parkur. Hem fiziki hem de mental olarak dengeyi çok iyi ayarlamak lazım burada. Her şeyi çok iyi hesap etmek lazım.

Bir anlamda da olimpiyatın bir testi olacak bu yarış. Sporcular o fiziki ortamda ve bu motivasyonla yarışacaklar. Haziran ayının sonunda olması hava koşulları olarak da biraz zorlayıcı olabilir. Her anlamda sporcular için zorlu bir mücadele olacak.

EÖ: Onur, sen yanılmıyorsam Sakarya’da farklı bir parkurda Türkiye şampiyonu da oldun. Tüm yıl boyunca ay yıldızlı mayo ile yarışmak bir sporcuya nasıl bir özgüven kazandırıyor?

OB: 3 yıl üst üste Türkiye şampiyonu oldum. Sadece burada değil, yurt dışında da ay yıldızlı bayrağı taşıyoruz. İnşallah bu yıl da almak istiyoruz.

EÖ: Olimpiyat parkuru tırmanışlı. Mustafa Sayar, Halil İbrahim; sizin yeteneğiniz biraz o yönde. Bu sorum size o sebeple. Mustafa, sen artık tecrübeli bir sporcusun. Kariyerine bir de olimpiyat sıkıştırmak senin için ne ifade eder? Halil İbrahim, sen de kariyerinin başında bir sporcusun. Olimpiyat koşmak senin için ne ifade eder?

MS: Olimpiyat, her sporcunun spor hayatı boyunca yarışabileceği en üst seviyedeki yarış. Bunu her sporcu ister. Bu atmosferi tatmayı, yarışı tamamlamayı. Olimpiyatın olduğu parkur bizim gibi yarışçılar için daha da iştah açıcı. Orada ülkeyi temsil etmek ve başarılı olmak için önemli bir etken. Henüz kimin gideceği belirlenmiş değil fakat inşallah, kim giderse gitsin ülkemizi en iyi şekilde temsil ederiz diye düşünüyorum.

HD: Dediğiniz gibi henüz 19 yaşındayım. Olimpiyat yolunda takım olarak en iyi şekilde hazırlanıyoruz. Eğer ben gidersem kariyerimin başında olduğum için mükemmel bir şey olur benim için. Geleceğim için de çok büyük etkisi olur.

AS: Halil’e sordunuz, gitmek ister; Mustafa’ya sordunuz gitmek ister, Onur’a sordunuz, gitmek ister. Herkes gitmek ister. Ama işin güzel bir noktası var ben bunu bu takımda görüyorum. Bizim hedefimiz takım anlamında olimpiyatlarda olmak. Halil’in yaşı genç o açıdan hepimiz mutlu oluruz.

Mustafa onların abisi, çok tecrübeli, o da giderse çok mutlu oluruz ama en önemlisi Halil giderse Mustafa, Mustafa giderse Halil mutlu olacak. Onur Balkan zaten bu tecrübenin yıllardır içerisinde bulunan bir sporcu. Orada tekrar bizi temsil edeceğine gönülden inanıyoruz.

Burada şöyle bir avantajımız var; Mustafa ve İbrahim’in ne kadar iyi yokuşçular olduğunu biliyoruz, sporcularımıza güveniyoruz ama Onur Balkan’ın iyi yokuş çıkabilen bir sprinter olduğunu da biliyoruz. Bunu da yarışlarda gösteriyor zaten. Bakalım, hep birlikte göreceğiz. Sonuçta bu işe biz karar vermiyoruz. Türkiye Bisiklet Federasyonu ve milli takım antrenörü karar verecek.

Onların kararına saygı duyuyoruz, onların kararını performansla etkilemek için sahada da elimizden geleni yapıyor olacağız. Kendimize güveniyoruz.

EÖ: Peki, spor dışında farklı bir konuya geçmek istiyorum; boş zamanlarınızda neler yapıyorsunuz? Mustafa, senden başlayalım.

MS: Sezon içerisinde çok boş zamanımız olmuyor, çünkü sürekli kamp – yarış, kamp – yarış şeklinde geçiyor. Çok dağıtamıyoruz o yüzden. Ben evliyim, ailemle daha sık vakit geçirmek adına boş zamanlarımı değerlendiriyorum. Diğer arkadaşlar da sevdikleriyle hoş vakit geçirmek için kullanıyor boş vakitlerini. Biraz hem spordan uzaklaşarak hem kafamızı farklı yönlere yoğunlaşıp dağıtarak mental olarak da dinlemeye odaklanıyoruz.

EÖ: Takip ettiğiniz yerli yabancı diziler, filmler var mı?

MS: Takip ettiğimiz yerli yabancıdiziler de filmler de var tabi. Genel anlamda dinlenme olayına daha çok yanaşıyoruz. Çünkü yorucu bir sezon oluyor sürekli, o yüzden dinlenerek geçirmek daha iyi oluyor.

EÖ: Halil, sen neler yapıyorsun boş zamanlarını değerlendirmek adına?

HD: Yıl içinde ailemden çok uzak kaldığım için bulduğum her boş vaktimde ailemin yanına gitmeye çalışıyorum. Genellikle dinleniyorum. Pek farklı bir ilgi alanım yok yapmak için vakit de olmuyor zaten. Maksimum bir ya da iki hafta boşluğumuz oluyor; zaten onda da sevdiklerimizle bir araya gelmeye ve olabildiğince dinlenmeye çalışıyoruz.

EÖ: Onur?

OB: Mustafa ve Halil’in de dediği gibi çok küçük bir boşluğumuz oluyor zaten. Onda da evimize, ailemizin yanına gidiyoruz. Vakit bulabilirsek özel hayatımıza zaman ayırmaya, kız arkadaşımızla buluşmaya çalışıyoruz. Dinleniyoruz. Sonrasında tekrar yarışlara odaklanıyoruz. Farklı şekilde değerlendirebileceğimiz çok büyük vaktimiz olmuyor.

AS: Sezon hızlı başladı hızlı gidiyor. Sporcular genelde kamp ortamındalar. Tabii bizde de büyük bir iş yükü var. Sakarya’da biliyorsunuz bu yıl dünya şampiyonası var. Onunla ilgili de bir heyecan var içimizde. Güzel bir heyecan.

Bir de takımımız ve Sakarya ile birlikte üçüncü heyecanımız ailemiz. Ailemizle vakit geçirmeye, olabildiğince onlara da vakit ayırmaya çalışıyoruz ama şu var, bu üçünün arasında nerede olursak mutluyuz. Sporcularımızla bir arada olmaktan da mutluyuz. Sporcularımızın herbiri alt yapıdan yetişmiş, bildiğimiz sevdiğimiz insanlar. Herkes açısından birer idoller. Milli takımda yarışan, zirvede olan isimler.

Onlar rol model oldukları için onların yaşamları, onların hayatlarını nasıl geçirdikleri, boş zamanlarında neler yaptıkları, sosyal, kültürel faaliyetleri çok önemli. Bu konuda bizler zaten onlarla zaman zaman konuşmalar yapmaktayız ki onların herbiri de zaten karakteri oturmuş, ne yapacaklarını bilen sporcular.

Biraz belki çok medyatik, göz önünde değiller ama kendi içlerinde kendilerine özgü güzel bir dünyaları var herbirinin. Sonuçta her şey iki tekerden ibaret değil, bunun bilincindeyiz. Hayatlarının belki çok büyük bir bölümünü işgal ediyor ama onların da kendilerine göre çok güzel bir hayatları, geçirdikleri çok özel zamanları var.

EÖ: Sohbetin sonuna yaklaşıyoruz artık yavaş yavaş fakat bitirmeden ben Sergei de sormak istiyorum.

AS: Sergei bizim takımımızdaki yeni transferimiz. Tur’la ilgili iyi bir kadro oluşturmaya da çalışıyoruz ama bugün talihsiz bir kaza da geçirdi kendisi.

EÖ: Tam da Emre’nin kazasının üzerine.

AS: Evet iki sporcu peş peşe talihsiz birer kaza geçirdi. Sezona güzel başladık, nazar değdi gibi ifadeleri kullanmak istemiyorum. Kısmetimiz böyleymiş, fakat şundan dolayı da mutluyuz; elimizde bulunan sporcular da güçlü sporcular. Belki tam kadro olsak daha mı iyi olur, elbette daha iyi olur alternatif bir kadro olması açısından. Motivasyon açısından da elbette.

EÖ: Sergei için 15 gün dedik, Emre ne kadar bisikletten uzak kalacak?

AS: Sergei 15 gün sonra başlayacak ki biz Emre’yi de 15 gün sonra yavaş yavaş bisiklete bindirmeye başlamayı düşünüyoruz. İkisi de hemen hemen aynı zamanlarda takıma dönmüş olacaklar ama şunu da unutmamak lazım; 15 gün sonra iyileşmeyecekler. 15 gün sonra sabit, trainer’da bisiklete binmeye başlayacaklar. İyileşme süreci devam edecek.

Sergei’in iyileşme süreci biraz daha kısa olacak çünkü zaten çatlak, dolayısıyla kaynama süreci daha kısa olacaktır. Ama iyileşme sürecine de tabii hep doktor kontrolünde devam edeceğiz. İkisinin de Tour of Turkey’e rahatlıkla yetişeceğini düşünüyoruz açıkçası.

Sosyal Medya Editörü : Ben de bir şey eklemek isterim. Biz bugün etap sonrasında yarışı değerlendirdik hep birlikte. Yarışın başında grup içerisindeydik ama çizgi filmlerde olur ya nereye gidersen peşinde gelir. Bugün de aynı o şekilde tüm bisikletçilerin üzerinde bir kara bulut vardı sanki. Finişe gelindiğinde yağmur yoktu, onlar finişe geldiğinde deli gibi yağmur yağıyordu. Yarışın ne kadar zorlu olduğunu buradakilerin bile algılayamadığını gördüm ben. Fakat bugünkü yarış (2. Etap) inanılmaz zorluydu. Dolu yağdı örneğin, mesela o olayı kimse bilmiyor yarış canlı yayınlanmadığı için.

AS: Ben bu konuda sadece şöyle bir not düşeyim, sporcular içinde olduğu için daha iyi anlatırlar bunu ki biz de yarışı araçtan takip ediyoruz. Aracın içerisinden tabii doluyu falan da gördük.  Soğuk, sürekli yağmur altında gittiklerini de gördük ama kısa bir süre de olsa dolu da yağdı. Ama tabii kolay bir spor değil. Zor bir brans. Her açıdan zor. Performans durumları, rakiplerin durumları, dış etkenler hepsi çok zorlu. Biraz da bunları konuşmak lazım.

MS: Son 60 km’ye titreyerek geldim. Bugün etap boyunca yağmur ve soğuk hiç durmadı. Çok zor bir gündü. Ayrıca o dar ve virajlı yollar da bizi çok etkiledi. Aynı zamanda yarışın da hızlı geçmesiyle vücut, olağanın dışında bir yıpranmaya uğradı. Bu da bizi epey bir yıprattı tabii. Yarış sonunda arabaya kendimizi zor attık. Bugün gerçekten savaş gibi bir yarış oldu.

HD: Bugün gerçekten gün boyunca kara bulutlar üzerimizdeydi. Ben de özellikle son 55-60 km de çok üşüdüm diyebilirim. Elimi cebime atıp yiyeceğimiz dahi alamadım soğuktan. O derece üşüyorduk. Şükür, kazasız belasız bitirdik, bu da bize yetti.

EÖ: Sen de bir kaza atlattın aslında bugün Onur.

OB: Evet, yokuşun sonlarına doğru takım aracından suluk alacağım sırada yoldan çıktım arkaya bakarken. Ama sıkıntı olmadı. Bisikleti bırakıp koşmaya başladım gruba yetişmek için. Bugün yağmur ve hava koşulları çok etkilemedi aslında beni.

Daha önce Çin’de 170 kilometrelik bir etabı başından sonuna kadar yağmur altında koşmuştuk. Daha zor günlerimiz de olmuştu. O yüzden bugün yağmur beni çok zorlamadı. Belki yağmasaydı daha iyi şeyler yapabilirdik, bize uygundu çünkü parkur. Ama böyle bitti.

AS: Artık yayının sonuna geldik ve ben son olarak şunu iletmek istiyorum; bu yayın için Cyclist Türkiye ekibine, sosyal medya ekibimize çok teşekkür ediyoruz; elbette izleyenlere, dinleyenlere teşekkür ediyoruz.

Aramızda olmayan Emre’ye yani “hulk”a geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor ve onu bir an önce yeniden aramızda görmek istiyoruz. Yine Sergei’ye de geçmiş olsun diyoruz. Serkan Balkan’ı da yine bir an evvel yanımızda görmek istiyoruz. Tüm izleyenlere, dinleyenlere selamlarımızı, teşekkürlerimizi iletiyoruz.

E-Posta Bülteni

E-Posta bültenimize abone olun, en son haber ve röpörtajlardan ilk sizin haberiniz olsun!

Yorumlar için tıklayın

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Öne Çıkanlar

Klasikler başlıyor!

Haberler

PELOTONUN 2021 MAYOLARI

Editoryal

Mazgal bisikletçinin yaralanmasına sebep oldu

Haberler

Le Samyn galibi Tim Merlier ile geçmişten bir sohbet

Editoryal

Bağlan
E-Posta Bülteni

E-Posta bültenimize abone olun, en son haber ve röpörtajlardan ilk sizin haberiniz olsun!