Bizimle iletişime geçin

Editoryal

DUR YOLCU!

Cyclist Türkiye I. Dünya Savaşı’nın en kanlı cephelerinden biri olan Çanakkale Savaşı’nda hayatını kaybeden askerlerin anısına, saygı turuna çıkıyor

Yazı ERMAN ÖNER  Fotoğraflar TARIK GÜL

Cyclist Türkiye ofisinde Şubat sayısının baskıya gittiği, Mart sayısının ise planlamalarının başladığı sıradan bir gün. Her yeni sayının fikir aşamasında olduğu gibi bu ay başında da ofis gündeminin ilk sırasında, derginin amiral gemisi yerli turların hangi şehirlerde yapılacağı sorunsalı var. Genellikle Cyclist ofisindeki tüm paydaşlar tarafından üzerinde hem fikir olununcaya dek titizlikle süren denklem, bu ay bizler için basit bir çözüme sahip. Zira Cyclist Türkiye ofisinde ortaya atılan öneri, bu sefer oy çokluğuyla ilk solukta kabul görüyor. Neticede her yıl Mart ayında yüzlerce bisiklet severin ve grubun, yaşamını yitiren askerleri anmak için pedal bastığı Çanakkale’yi Cyclist Türkiye olarak ıskalayamazdık. 

Bisiklet her dönem kadrosunda bir parça tarihin izini taşıya gelmiştir. Bugün dahi en büyük bisiklet yarışlarının, geçmişe ama özellikle de savaşlara atıfta bulunan yollardan geçmesi biraz da üzerinde taşıdığı bu izin sorumluluğundandır. 20. yüzyıldan itibaren, Aydan Çelik’in deyişiyle insan aklının yarattığı en iyi şeylerden biri olan bisiklet, en kötü şeylerden biri savaşların bir parçası olagelmiştir. Bunun en çarpıcı örneklerini I. Dünya Savaşı’nda görmek mümkün. Bisikletin bir ulaşım aracı olarak savaşlardaki yeri elbette farklı bir yazının konusu. Ancak ilgili okurlarımız savaşlar ve bisiklet arasındaki ilişkiye dair detaylı bilgiyi yayın kurulu üyemiz Aydan Çelik’in Cyclist Türkiye’nin Ocak 2016 sayısı için kaleme aldığı “Bisikletin savaşla imtihanı” adlı köşe yazısında bulabilir.  

Mosso MTB Tur vasıtasıyla bu ayki asıl gayemiz ise Gelibolu’nun 103’üncü yılında vatanlarını savunmak uğruna hiç düşünmeden canlarını cesurca veren şehitlerimizi ve evlerinden binlerce kilometre uzaklıkta, yabancısı oldukları bu topraklarda hayata gözlerini yuman askerleri bisiklet aracılığıyla onurlandırmak olacak. Bu doğrultuda rotamız boyunca bizlere eşlik edecek Buğra Yiğit ve Atalay Çelik ile buluşmak üzere İstanbul’dan Çanakkale’ye doğru vakit kaybetmeden yol alıyoruz. 

Büyük Abide, I. Dünya Savaşı sırasında bu coğrafyada yaşananların unutulmaması adına yaptırılmıştır

Eceabat’a vardığımızda gri bir gökyüzü bizi karşılıyor. Aklımın bana bir oyunu mudur bilinmez ama ne zaman Gelibolu’ya gelsem havasında, suyunda hep bir hüzün hissederim. Sanki o yılların matemi, I. Dünya Savaşı’nın bu en kanlı cephesinin taşına ve toprağına kadar sinmiş. Sabahın ilk ışığıyla birlikte geldiğimiz Eceabat’ın bulutlarla kaplı, soğuk havasını da göz önünde bulundurunca, bugün de benim için bir istisna olmayacak.

Atalay ve Buğra’yı beklediğimiz kafenin aralık kapısından sızan rüzgarın uğultusu da ayrı bir drama yaratıyor zihnimde. Bu esnada Birinci Dünya Savaşı’nın 100. yıl dönümünde, Fransa Turu organizatörü ASO’nun savaşa dair birçok tarihi bölgeyi ve savaş alanını 2014 Tour de France rotası boyunca ziyaret ederek, tarihe saygısını sunması geliyor aklıma. Neden geçtiğimiz yıl 53’üncüsü düzenlenen Türkiye Turu – muhtemelen uzun bir transferi göze alacak olmasına karşın – yaşamını bu topraklarda yitiren onlarca askeri bir kez olsun onurlandırmıyor diye iç geçirmeden edemiyorum. Dünyaya da güzel bir mesaj olmaz mıydı? 

Biz buz gibi bir Eceabat sabahında sıcak çaylarımızı yudumlayarak ısınmaya çalışırken, Buğra ve Atalay da uzaktan görünüyor. 26 yaşındaki Atalay Çelik ve 21 yaşındaki Buğra Yiğit, yıllar içerisinde Çanakkale’de bisikletin günlük yaşama entegre edilebilmesi adına, gerek kurdukları topluluklar gerekse düzenledikleri sürüşlerle önemli rol oynamışlar. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Maden Mühendisliği üçüncü sınıf öğrencisi Atalay, Çanakkale’ye ilk geldiği dönemlerdeki bisiklet grupları arasında kopukluklar olduğunu dile getirerek, kendilerine ilk hedef olarak bu durumu ortadan kaldırmayı seçtiklerini anlatıyor.

28 Temmuz 1914’te başlayan I. Dünya Savaşı, tam dört yıl sonra, 1918’de sona erdi

“2014 yılında Sivas’tan eğitim amacıyla Çanakkale’ye geldiğimde yanımda bisikletimi de getirmiştim. Ama Çanakkale’deki topluluklar bölük pörçük haldeydi. Biz de burada bisiklete binenleri bir araya toplayalım dedik ve Bicyclerail adında Facebook’tan bir grup kurduk. Grupla birlikte yer aldığımız etkinliklerin ve tanıştığımız insanların sayısı arttı. 2016’nın Ekim ayında da Çanakkale Bisiklet Platformu’nun temellerini attık. Öncelikli amacımız insanları bisiklete binmeye teşvik etmek ve bisiklete olan bakışı değiştirmekti. Çok fazla turlar düzenlediğimiz söylenemez ama ilk başlarda 15 – 20 kişi olan sayı, zamanla 120’ye kadar çıktı.”

Geçmişte MTB Team adıyla Çanakkale’deki patikalarda gezi sürüşleri yapan Buğra Yiğit de tıpkı Atalay gibi Çanakkale Bisiklet Platformu’nun kurucularından. Çanakkale’de bir bisiklet mağazasında mekanisyen olarak görev yapan Buğra Yiğit’in bisiklete başlaması ise fazla kiloları sebebiyle olmuş. “Çocukluğumda çok kilo alınca, abimin de yardımıyla bisiklete başladım ve bu sporu çok sevdim. O dönem ben 120 kiloydum, iki senede 75 kiloya kadar düştüm bisiklet sayesinde. Zaten bisiklet benim hayatımda çok şey değiştirdi. Asosyal birisiydim, bilgisayar başından kalkmazdım. Ama bisiklete başladıktan sonra çevrem olmaya başladı.Bisiklete ilgim giderek artınca da kendime yeni bir bisiklet aldım.

Vehip Paşa’nın,saldırılar sonucu büyük zayiatlar verilen Seddülbahir Cephesi ‘nde ettiği; “Bir kürek toprak, bir damla kan kazandırır” sözü son derece meşhurdur

Bir sene kadar Çanakkale’deki gruplarla sürdükten sonra Çanakkale’de bir grup eksiği olduğunu fark ettik. Bir abim ile beraber Çanakkale’de MTB Team’i oluşturduk. Bu oluşumu dört sene boyunca tek başıma yürüttüm. Çanakkale çevresinde dağ yollarını geçtik. MTB Team’i kuralı dört yıl olmuştu ki Atalay ile tanıştık. Ardından Bicyclerail ile tanıştırdı beni Atalay. Yeni bir grup kuralım fikri doğunca da hep birlikte Çanakkale Bisiklet Platformu’nu Ekim 2016 yılında hayata geçirdik.” 

Yeni kurulan bir platform olmasına karşın Çanakkale Bisiklet Platformu, geçmişte Abide Turu olarak da bilinen Çanakkale Bisiklet Turu’nun organizasyon kanadında yer almış. 25 Mart’ta ikincisi düzenlenecek organizasyonun, baş rolünde bu yıl da Çanakkale Bisiklet Platformu olacak. Organizasyonun yenilenmiş haline dair detayları Atalay Çelik anlatıyor. “Bizim yaptığımız, şehitlere saygı turu adı altından düzenlenen Abide Turu’nun daha kapsamlı hali. Eskiden yalnızca abideye sürüş oluyordu. Artık ilk gün önce Troya Antik Kenti’ne 65 kilometrelik bir sürüş yapıyor, ikinci gün ise abideye pedal çeviriyoruz. Geçen sene 3500 kayıtlı kişi katıldı şehitlere saygı turumuza.”

Atalay ve Buğra’nın anlattıklarından sonra, böylesi bir tur için doğru kişilerle birlikte olduğumuzdan daha da emin bir şekilde turumuza başlıyoruz…

Saygı turu

Turumuzun ilk durağı meşhur 57. Alay. 57. Alay’ın ünü her ne kadar komutasında Mustafa Kemal Atatürk’ün olmasından gelse de alay, aynı zamanda savaşın seyrini değiştirecek bir hamlenin de parçası. 57. Alay’a dair, o günlerden kalan bir not ile devam edelim. 25 Nisan 1915’te Müttefik orduları Arıburnu’na ilk çıkarmayı yaptığında, çıkarmanın yapıldığı yerde 27.Alay vardır. Mustafa Kemal komutasındaki 57. Alay, bulunduğu mevkii değiştirerek, 27. Alay’ın yardımına yetişir. Mustafa Kemal’in mevkii değiştirecek kararı kendi inisiyatifinde alması aslında büyük bir risktir, ama savaşın kaderi işte tam da böyle değişir. 

57. Alay’ı ve her iki yanımızı saran siper ve anıtları yavaş yavaş geride bırakırken, savaşın korkunç yüzü ister istemez bizleri ürpertiyor. Sıradaki durağımız çarpışmaların en yoğun yaşandığı Conkbayırı olacak. Şimdi sürüşe dönelim.

Buraya kadar yolun asfalt koşulu sürüş için gayet iyiydi. Yukarıya doğru uzanan yol iki şerit ancak tek yön olarak akıyor. Özellikle Mart ve Nisan aylarında artan trafik yoğunluğu karşısında Alan Başkanlığı çareyi yolu tek yön olarak akıtmakta bulmuş. Bizim gittiğimiz dönemde tek tük araba geçti.  Yeniden saygı turumuzdan bahsetmeye devam edelim.

Conkbayırı’na doğru uzanan yol ciddi tırmanışlar içeriyor. Ancak yolun kıvrımı ve çevresindeki yeşil o kadar davetkar ki bir an için ‘keşke biz de bisikletle olsaydık’ diyoruz. Tüm yokuşu MTB ile çıkan Buğra ve Atalay biraz acı çekmişe benziyor olsalar da arkalarında her iki koyu da görebildikleri uçsuz bucaksız gibi duran manzara çekilen tüm acılara bedel.

Karşılama siperlerinin olduğu Conkbayırı’na ulaştığımızda, bisikletleri gören güvenlikler bize doğru yaklaşıyor. Malum, bu alana bisikletle girmek normalde yasak. Ancak fotoğraf çekimi için bisikletlerle girebilmek adına önceden aldığımız izin, bize doğru yaklaşan güvenlikler karşısında bizi tedirgin etmiyor. Zaten güvenlikler de bizleri anlayışla karşılıyor ve tur boyunca bir sorunla karşılaşırsak diye telefon numaralarını vermeyi ihmal etmiyorlar. 

Conkbayırı aynı zamanda savaş esnasında Atatürk’ün saatinden vurulduğu ve saatin parçalanarak hayatta kaldığı yerdir

Buğra ve Atalay bisikletleriyle Conkbayırı’ndaki siperler arasından zigzaglar çizerken, ben ise aklımda burada yaşanan muharebeleri canlandırmaya çalışıyorum. Conkbayırı’na dair hatırımda Çanakkale destanının burada yazıldığı var. Zira İngiliz Harbiye Bakanı, Conkbayırı’nda alınan yenilginin ardından Boğaz’ın hiçbir şekilde karadan da geçilemeyeceğini anlamış ve bunun üzerine birliklere gizlice çekilme emri vermiştir. Küçük bir dipnot düşelim: Aralık ayında Müttefik ordular tarafından gizlice başlayan çekilme, o kadar kusursuzca yönetilmiştir ki geri çekilme uzunca bir süre Türk ordusu tarafından dahi fark edilememiştir.

Conkbayır’ında Mustafa Kemal’in gözlem yerine bir selam çakıp, simülasyon merkezine doğru yolumuza devam ediyoruz. Kabatepe ve Kum Otel’i asfalt yol boyunca ardımızda bırakarak Alçıtepe Köyü’ne doğru uzanıyoruz. Bu arada rüzgar ve soğuk bir nebze daha şiddetini arttırıyor. Yolun altlarından akarak gittiği Atalay ve Buğra, Alçıtepe Köyü üzerinden İngiliz mezarlığını geçerek, Seddülbahir’e ulaşıyor. Bu noktada uzunca bir parantez açmakta fayda var. Nitekim Çanakkale Cephesi’nde Güney Grubu Komutanı olarak 15. Kolordu Komutanlığını yapan Vehip Paşa’nın, saldırılar sonucu büyük zayiatlar verilen Seddülbahir Cephesi ‘nde ettiği; “Bir kürek toprak, bir damla kan kazandırır” sözü son derece meşhurdur. 

Çanakkale Savaşı’nın en çetin çarpışmalarına sahne olan Conkbayırı’nda bugün dahi mermi dair kovanlarına denk gelmek mümkün

Seddülbahir’den Ertuğrul ve Morto koyları arasında kalan Seddülbahir Kalesi civarında pedal basarken Binbaşı Mahmut Sabri’nin anılarına değinmemek kaçınılmaz. 25 Nisan 1995 sabahı Seddülbahir’de bulunan Ertuğrul ve Teke koylarına çıkarma yapan İtilaf devletleri ile Osmanlı Alayı arasında öylesine şiddetli çarpışmalar yaşanır ki Binbaşı Mahmut Sabri o günü; “Sahil deniz suyu senelerden beri rengini muhafaza etmişken avcı hendeklerinden tüfeğini uzatan millet fedailerinin kurşunları ile düşman cesetlerinden boşanan kan, bahsedilen suyun rengini geçici bir zaman için değiştirdi” sözleriyle kaleme alır.  

Buğra ve Atalay Conkbayırı’ndaki siperler arasından zigzaglar çizerken, aklımda muharebeleri canlandırmaya çalışıyorum

Savaşın olağanca acımazlığına dair anılarını ardımızda bırakıp, inişle Morto Koyu’na varıyoruz. Morto Koyu’ndan sonraki istikametiniz büyük abide. Hisarlık Tepe üzerinde sonsuzluğa doğru uzanan Çanakkale Şehitleri Anıtı, 3800 ton granit taşı, 285 ton demir, 630 metreküp kereste, 1270 ton çimento ve 4400 ton çakıl kullanılarak inşa edilmiş. Abidenin bulunduğu lokasyonda bisiklet sürmeye izin verilmiyor önceden söyleyelim. Bisikletle gelenlerdense, bisikletlerini güvenlik kulübesinin önüne bırakmaları isteniyor.

Buğra ve Atalay ellerinde bisikletle büyük abide ziyaretini tamamladıktan sonra, bisikletlerinin gidonları bu sefer Behramlı Köyü üzerinden, Soğanlıdere vadisine doğru kırıyor. Neredeyse her mevkide olduğu gibi Soğanlıdere’de de bir şehitlikle rastlaşıyoruz. Soğanlıdere Şehitliği, 1915 savaşları sırasında hava bombardımanı sonucu şehit edilen bir onbaşı ve dokuz erin anısında inşa edilmiş bir toplu şehit. Şehitliğin 1972 yılında 2. Kolordu Komutanlığı tarafından yaptırıldığınıysa sonradan öğreniyoruz. Soğanlıdere ‘yi sahil yolu üzerinden geçip Kilitbahir’e ulaşıyoruz.

Atalay ve Buğra’nın esen sert rüzgar karşısında üşüdüklerini yüzlerinden okumak hiç de zor değil. Ama saygı turumuzun neredeyse sonuna gelmiştik. 1462 yılında Çanakkale Boğazı’nın en dar yerine yaptırılan Kilitbahir Kalesi yanından Eceabat’a doğru pedalları çeviriyoruz. Kısa bir araştırmadan sonra “denizin kilidi” anlamına gelen Kilitbahir Kalesi’nin kuvvetli bir savunma sistemi sağlayan üç yapraklı yonca planı ile Osmanlı kaleleri içinde özel bir yere sahip olduğunu öğreniyoruz.  

Günün sonunda başladığımız noktaya, Eceabat’a geri dönüyoruz. Şehir merkezinde hava bir hayli soğuk. Rüzgar şiddetini daha da artırmış, deniz ise vapur seferlerini aksatacak kadar hırçın. Buğra ve Atalay kendilerini sıcak bir şeyler içmek umuduyla bir kafeye atıyor. Benimse zihnimde uzun bir günün sonunda İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un şu dizeleri dolaşıyor:

“Dur yolcu!

Bastığın yerleri toprak ‘diyerek’ geçme, tanı!

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:

Verme dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.”

Nasıl Gittik?

İstanbul’dan gidecek okurlarımız, Tekirdağ üzerinden Malkara ve Keşan ile yaklaşık 400 kilometrelik yolu araç ile altı saat civarında alabilir. Dilerseniz seyahat acenteleri aracılığıyla da otobüs vasıtasıyla Eceabat’a gidebilirsiniz. Çanakkale tarafından gelen okurlarımız için Eceabat’a feribot ile ulaşım sağlandığını hatırlatalım.

E-Posta Bülteni

E-Posta bültenimize abone olun, en son haber ve röpörtajlardan ilk sizin haberiniz olsun!

Yorumlar için tıklayın

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Öne Çıkanlar

“ÇOK TERLEME YAVRUM HASTA OLURSUN”

Editoryal

AHMET ÖRKEN, KORONAVİRÜS MÜCADELESİNE DESTEK OLUYOR

Haberler

BİSİKLETLİ MACERALARINIZI KAYIT ALTINA ALIN | EN İYİ AKSİYON KAMERALARI

Editoryal

MAKSİMUM NABIZ ÇIKMAZI

Editoryal

Bağlan
E-Posta Bülteni

E-Posta bültenimize abone olun, en son haber ve röpörtajlardan ilk sizin haberiniz olsun!