2020 Bisiklet Trendleri

2020 Bisiklet Trendleri

Yazı YASİN BİNGÖL

Şu anda piyasayı en çok şekillendiren gravel ve endurance yol bisikleti modelleri. Aslen gravel bisikletler Kuzey Amerika’nın toprak, bozuk yollarının olduğu köy ve kasabalarında büyüdü. Tabii bisiklet marketine Amerika yön verdiğinden, gravel bisikletler bir anda dünyada moda oldu. Elbette meziyetli bisikletler. En büyük avantajları ise çok yönlü oluşları. Çok agresif bir lastik kullanılmadığı müddetçe hem asfalt hem toprak yolda rahatlıkla kullanıma uygun bisikletler.

Gravel bisikletler ayrı zamanda yükselen bir diğer trendi de körükledi: Bike packing. Bu konsept için de ideal bisikletler çünkü daha stabiller, teker açıklığı ona göre, disk frenle geliyorlar ve şimdi bir de amortisör takıldı. Geçen sene de Canyon çift katlı gidon yaptı, normal kullanıcıların aldığı bisikletleri evrimleştiren gravel yeniliklerle ilerliyor.

Yukarıdaki gelişmeler ışığında kolaylıkla konforun ön plana çıktığını görüyoruz. Buna bir örnek de geniş lastik kullanımı ve artık neredeyse standart hale gelen disk frenleri gösterebiliriz. Yine de nihayetinde konforu belirleyen en son şey lastik genişliği ve kullandığınız hava. 28mm lastiği 100psi havayla kullanıyorsan, konfor anlamında gene bir avantajı yok. Konforun merkeze alınması da bize gösteriyor ki bisiklet üreticileri proların kullandıkları bisikletlerden uzaklaşıyorlar. Nitekim düzgün bir yolda rijit bir bisiklet çok hızlı olabilir ama rijit bir bisikletle bozuk bir yolda iniş yapmak yaşayabileceğiniz en kötü tecrübelerden biri bence.

WWW.MATTBENSTONE.COM

Sektörün gelişen aktörlerinden biri olarak elektrikli bisikletleri gösterebiliriz. Elektrikli bisikletler bazı avantaj ve dezavantajlarla geliyor. Örneğin; piller ne kadar uzun ömürlü olursa ağırlık dezavantajı da o kadar geri planda kalacaktır. Şimdilerde en büyük sorun “pil bitince ben bu ağır bisikleti yokuştan nasıl çıkartacağım” sorusu. Tabii motor olduğu için kadrolar ve ekipmanlar ona göre bir tık daha kuvvetlendiriyor, bu da demek oluyor ki elektrikli bisikletleri ağırlaştıran sadece pil değil. Bence yol bisikletinde elektrik destekli motor çok yol alamayacak. Belki sadece yaşı ilerlemiş kullanıcıları cezbedecek ama dağ bisikletinde elektrikli UCI yarışları açıldı bile.

Üretim malzemeleri ve tasarım

Alüminyum konusunda gelişmeler var. Firmalar bu konu üzerinde halen çalışıyorlar çünkü karbon fibere göre üretim hızı ve ekonomi anlamında hala çok daha avantajlı. O yüzden büyük ihtimalle gelecekte yüksek performanslı alüminyum kadrolar çıkacak karşımıza. Yüksek performanslıdan kastımsa şu; gelecekte karbona yaklaşan hafifliklerde, yani 1 kilogram ya da daha da altında alüminyum kadrolar karşımıza çıkabilir. Alüminyum dışında karbon ve grafen malzemeyle ilgili çalışmalar var ama henüz grafen ciddi bir üretim materyaline dönüşmedi. Bu durumun değişmesiyle gelecekte bir çeşit karbon olan grafen kullanımı artacaktır.

Geleceğin malzemesi olarak gösterilen titanyum ise hala çalışması zor bir malzeme. Bu nedenle küçük ölçekte kalacağını öngörüyorum. Fakat 3D print baskı kullanılarak yapılan parçalarda bir artış var. 3D baskının işin içine girmesiyle, talaşlı imalat kalkacak. Bu sayede kadro borularının kesişim yerleri çok daha hızlı üretim sonucu ivme kazanacak, bu da maliyeti aşağılara çekecektir. Markalar artık kullanıcıları biraz da yordular. Aero, tırmanış, sprint…

Peki reklamı yapılan şeylerin son kullanıcıya etkisi ne kadar? Düşünün, 50-60 yaşında biri aero bisiklet alıyor ama bel sorunu olduğu için eğilemiyor, bisikletin hiçbir avantajı kalmıyor. Zaten bisiklette en büyük sürtünmeyi sağlayan sürücünün kendisi. Sen aero olmadıktan sonra bisiklet istediğin kadar aero olsun önemi yok. Zaten yeni modellerde konfora büyük önem verilmesinin başlıca sebebi de bu.

Buna karşın bazı tasarımsal yeniliklerinden bahsetmemek olmaz. Bunlardan biri arka maşa borusunu seatstay ile daha aşağıda birleşmesi. Markete ve pazarlamaya yönelik bir hamle gibi gözükse de bazı etkenleri yok değil. İlk başta arka çatalı düşürmek kadroya biraz daha konfor veriyor. Üst taraf daha esnek oluyor ve arkayı daha rijit hale getiriyorsun; çünkü üçgenler küçülüyor, boruların boyu kısalıyor. Tabii market açısından bakacak olursak, hep aynı şeyler satışı etkiliyor, bu nedenle bir önceki seriyle farklılık eklenmesi gerekiyor. Örneğin Cannandole Caad serisinde bu yola başvurdu.

Bir de artık firmalar görsele önem veriyor. İnsanlara daha dolu modern kalın kesitli borularla üretilmiş, daha ince klasiğe yakın yahut her ikisinin arasında olan modeller içinden tercihte bulunmaya itiyorlar. Onunda dışında bu tırmanış bu aero ayrımı bence artık çok fazla kalmadı. Modeller birbirine yaklaşıyor. 

Bir diğer yenilik ise firmaların kişiye özel boyama seçenekleri sunması. Yine belli bir şablonda yapıyorsun tabii ki ama istediğin rengi istediğin yere koyabiliyorsun artık. Bu biraz daha yayılacak olsa da her firma yapamayacak; zira boyama işlemini kendi kontrol edebilen markalar bu özelliği sunabilecek. Renk konusundaysa simli, parlayan renk değiştiren akımı Specialized ve Trek başlattı ve bu moda biraz da yayıldı. Benim gözlemim, kadro renk tasarımı daha iyiye doğru gidiyor; o aşırı grafikler, çizgiler, paneller artık pek kalmadı.

Tasarım anlamında kadrolara yapılacak çok bir şey kalmadığından bahsetmiştim. Bu nedenle firmalar ekipmanlara yöneldiler; sele boruları, gidonlar, furş takımları gibi parçalarda ufak tefek değişiklikler göze çarpıyor. Örneğin; arka viteslerde değişiklik olabilir, açık sistem kaybolabilir ve zamanla ortadan göbekli dişli sistemler artabilir. Çünkü baktığın zaman halen arka vites çok savunmasız, hasar görmeye çok açık. Ben elektronik kullanıyorum ama kendime diyorum ki sakın sağ tarafa düşme. Keza çok az bakım gerektiriyor, üstelik ortada olduğu için ağırlık merkezi daha aşağıya çekiliyor. Ayrıca dişli oranlarının oldukça geniş olması gibi özellikleri var. Tek dezavantajı ise ağır olmaları.

Jant teknolojisi süreç içinde bazı değişimlere maruz kalsa da çok radikalar değişikliklere uğramadı. Zira çember ağırlıkları güvenlik sebebiyle 400 gramın altına düşemiyor. İdeal bir clincher jant seti 1300-1400 gramların altına daha inemedi. Fren yüzeyi olmadığından disk frene geçildiğinden beri ise karbon jantlar revaçta. Alüminyumda da fren yüzeyi kalktığı için aralarında çok fark kalmadı ama karbon aynı profildeki bir alüminyuma göre daha konforlu oluyor. Ayrıca fren yüzeyi olmaması jantların ömrünü uzattı.

Son rötuşlar

Butik üretim hala revaçta, en büyük avantajı ise kişiye özel geometriyle üretilmesi. Kişiye özel geometri dendiğinde kullanıcıya yansıyan aslında sadece üst borusu kısa ya da alın borusu yüksek, alçak bir bisiklet değil; kişinin kendi beden ölçülerine uygun, tercih edilen yol koşullarında istediği gibi gidebilen bir bisiklet. Butikte bunu yakalayabildiğiniz için her boydan insana uygun bisiklet verebiliyorsunuz. Böyle olduğu müddetçe de butik üreticilerde çok büyük değişiklikler yaşanmayacaktır.

Kişiye özel bisiklette bir artış var. Butik imalatcıya yönelmelerinin arkasında kullanıcıların standart bisikletlerden sıkılıp farklılık aramaları var. Çünkü siz ne kadar para harcarsanız harcayın bisiklete binme sevgisi dışında, özellikle bizim markette insanlar biraz gösteriş için yüksek maliyetli bisikletler alıyorlar. En büyük parayı veriyor en iyisini alıyor, büyük bir hevesle bisiklete binmeye çıkıyor, bir saat sonra aynı bisikletle yanından bir başkası geçiyor. Butiğe yönelmenin avantajı da buradan geliyor.

Son olarak dağ bisikletlerine gelecek olursak, geometri anlamında farklı şeyler yapılmaya başlandı. Örneğin; ön trail mesafesi çok yüksek olmaya başladı. Önü çok yatık, teker aralığı çok açık olan dağ bisikletleri biraz daha revaçta. Onun dışında esneye bilen yol bisikleti ve dağ bisikleti gidonları çıkıyor. Biraz daha yassı profilli, biraz daha konfor veren ayrı zamanda da dönüşlerde rijitliğini korumayı başarabilen gidonlar bunlar.

3D PRINT

3D Printerlar metalleri biriktirerek istediğiniz şekle getiriyor. Bu hem daha hafif bir konstrüksiyon sağlıyor hem de çok daha kompakt imalatları beraberinde getiriyor. Kadro imalatçısı için de iş hızını artırıyor. Eski çelik bisikletlerdeki lak sistemine benzeyen bir şey de yapılıyor. Siz birleşim yerlerini 3D Print ile basıyorsunuz, sonra araya titanyum boruları geçirip kaynatıp hemen kadroyu ortaya çıkartıyorsunuz.

Bir kadro üretimi 30 saatse, 3D Printer imalatıyla birkaç saat içerisinde kadro yapabilir hale geliyorsunuz. Bizde metal 3D Printer havacılık ve savunma sanayinde kullanıyor. Bisiklet sektörüne uyarlarsak, Türkiye’de 3D Printer ile üretim yapan atölyelerin açılması lazım ki sen istediğin tasarımı gönder, onlar da üretsin; fakat daha böyle bir şey yok.

KADRO ÜRETİMİ

Kadro üretiminin Asya’nın dışına çıkması bence çok zor. Karbon fiber yapımı makinize olmadığı sürece Avrupa’da ve Amerika’da yapılması maliyeti çok yükseltiyor çünkü işçilik maliyetleri çok yüksek. Avrupa’ya taşınsa kalite artar ama siz Çin ve Tayvan’da da  üretimi kontrol ettiğiniz sürece çok kaliteli üretim yapılabilinir. Ama birçok firma katalogdan seçerek sipariş veriyor ama sen kendi tasarımını yapıp başında durursan iş başka oluyor. Her firmada onu yapamıyor. Kalıp ve mühendislik maliyetini karşılamak zor.

Benzer Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir