Bizimle iletişime geçin

Editoryal

İki Pedal Arasında’nın yazarı Mustafa İşcier’in azim öyküsü

Aydan Çelik 14 yaşında geçirdiği bir hastalık yüzünden gözlerini kaybeden Mustafa İşcier ile “Dünyadaki en güzel ritim, en güzel duyum, iki pedal arasındaki uyum” diye özetlediği İki Pedal Arasında kitabını konuştu.

Sevgili Mustafa önce seni Cyclist okurlarına tanıtalım dilersen? 

Teşekkür ederim Aydan ağabey. 1988 yılında Erzurum’da doğdum. İlkokulu Siverek’te okudum. 14 yaşında geçirdiğim bir rahatsızlık yüzünden gözlerimi kaybettim. Eğitimime iki yıl ara verdikten sonra Kilyos Veysel Vardal Körler Okulu’na devam ettim. Ardından Gemlik Celal Bayar Anadolu Lisesi’ni bitirdim. Lisans ve yüksek lisans eğitimimi Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nde tamamladım.

Tandem bisikletle de Boğaziçi’nde tanıştın.

-Evet. Kitabımın ilk hikayesi o tanışmayı anlatıyor. Her şey, ilk ayları benim için çok tatsız geçen 2014’ün son nisan gününde bir elektronik posta ile başladı. Bizim üniversitenin engelli öğrencilerinin bulunduğu mail grubuna ilginç bir mesaj geldi. Tandem bisikletle görme engellilerin de bisiklet sürmelerinin mümkün olduğunu söylüyordu. 

Daha önce hiç bilmediğim bir şeydi tandem bisiklet. Fikir sevgili arkadaşım Bahar Yavuz’dan çıkmış. Bisiklet, okulun engelli birimi aracılığıyla, mezunlar derneğinin katkılarıyla alınmış. 

Bazı arkadaşlarım deneyimlemiş. Ben de Merter adında bir arkadaşımın refakatinde güney kampüste mini bir deneme sürüşüne katıldım.  

O kadar mutlu oldum ki, Merter Ortaköy’e gitmeyi teklif etti. Biz, bir tandem 15 klasik bisiklet, Aşiyan, Bebek, Arnavutköy, Kuruçeşme derken kendimizi Ortaköy’de bulduk. 

O günden beri beni en mutlu eden şeylerden biri sele üstünde pedal çevirmek.

Bu duygu, şiirlerle bezediğin İki Pedal Arasında kitabına da yansımış. Ardından Engelsiz Pedal ekibi ile tanışıyorsun.

O şöyle oldu. Yaz tatilinde ben Erzurum’a gittim. Yaylalarda eşeğe ata bindim ama bisikletin verdiği tadı alamadım. Döndüğümde bizim okuldaki tandemin bir arkadaşın marifetiyle haşat olduğunu öğrendim. Çok üzüldüm. Bizim engelli biriminden Levent ağabey aradı:  “Engelsiz Pedal adında bir grup Kilyos’a sürüş yapacak, katılmak ister misin?” diye sordu. Cevabımı söylememe gerek yok sanırım. 

Telefonda dernek başkanı Samet Aksuoğlu ile konuştum. Birkaç gün sonra Beşiktaş’taki Kadıköy İskelesi’nde Samet ve diğer arkadaşlarla  buluştuk. İki tandem, bir klasik bisikletle yola çıktık. Biliyorsun Sarıyer’den Kilyos’a sıkı bir yokuştan çıkarsın. 4 kilometrelik o yokuşu dura kalka çıktık ve nihayetinde Kilyos’a vardık.

O günlerde bazı sosyal kampanyalara da tandem ile dahil olmuşsun. 

Aynen. Kuzey Ormanları Kampı’na katıldık, bazı festivallere pedal çevirdik. Bir dönem sokakta kalan insanlara bisiklet ile çorba taşıdık. Adını da Engelsiz Çorba koyduk.

Kitapta da anlatıyorsun. İstanbul’da başlayan turlar, giderek ülke coğrafyasına yayılıyor ve bir sürü yere pedal çevirerek gidiyorsunuz.

İstanbul dışında ilk turumuzu, 2014 Eylül’ünde Ordu – Tokat arasında yaptık. Samet ile Zincirlikuyu metrobüs durağında buluştuk. Esenler’e kadar metrobüsle gittik. Oradan otobüsle Almus…

Lafını unutma lütfen. Okurken de takıldım. Bir limuzin kadar büyük olan tandemi metrobüse nasıl sığdırdınız Allah aşkına? 

Sorma ağabey, o başlı başına bir hikayedir. Tandemi metrobüse enine koyduk. Önden ve arkadan geçişi kapattık. Herkes kendi kapısından indi. (Gülüşmeler) Otobüs bagajında sorun çıkmasın diye otogara da erken gittik. Tekeri bile sökmemize gerek kalmadan bagaja yerleştirdik. 16 saat süren yolculuktan sonra Aybastı’ya ulaştık.

Amacımız öğlen olmadan Perşembe yaylalarına varmaktı. Ama hem hava çok sıcaktı, hem de biz çok yorgunduk. İmdadımıza Karayolları’nın kepçe aracı yetişti. Bisikleti ve malzemeleri kepçeye yükledik. Biz de kabine geçtik. Sohbet muhabbet yokuşu öyle aştık.

Perşembe Yaylası, Özalan Yerleşkesi, Niksar, Kelkit Vadisi, Ataköy derken dördüncü gün Almus’a ulaştık. Oradan tekrar otobüsle İstanbul’a döndük. Müthiş bir deneyimdi. 

Ardında bir Bursa Turu yaptık. O da çok ilginçti.  Samet ile Yenikapı İskelesi’ne gittiğimizde bizi bekleyen üç arkadaş daha vardı:  Fatih Güney, Abdülkadir Özoğul ve Hayati Yiğitoğlu. Ben dahil bu dört kişi birden fazla engele sahiptik. Ben hem görme hem işitme engelliyim. Diğer arkadaşların kiminin bir ayağı yoktu. Diğerinin kolundan engeli vardı.

Samet’in deyimiyle her birimiz minimum sakatlar orkestrasının farklı enstrümanlarını oluşturuyorduk. Orkestranın şefi kesinlikle Hayati ağabey idi. Adamın neredeyse vücudunun yarısı protez, düşün. Ama hepimizin ortak yanı vardı. Biz engel tanımayan cesur insanlardık. Her şeye rağmen hayata gülmek ve mücadele etmek zorundaydık.

Bu yönünüzle insanda hayranlık uyandırıyorsunuz. Biliyorsun bizim dergimizin son sayısında bir trafik kazası sonrasında iki ayağını birden kaybeden ama yılmayan bisikletçi arkadaşımız Barış Asa’nın hikayesi var. 

Teşekkür ederim. Bursa yolculuğumuz da çok harikaydı. Mudanya’dan Kurşunlu’ya geçtik. 100 Yıllık Macera Turu’nu organize eden Ertan Ayçetin ile tanışma fırsatı bulduk. Ardından lise okuduğum Gemlik üzerinden Bursa’ya geçtik. Geceyi Haflinger at çiftliğinde geçirdik. İkinci gün Narlıdere’ye geçtik ve orada hayatımın ilk kaya tırmanışını yaptım. Eşsiz bir duyguydu.

Daha sonra İstanbul’dan Bartın’a süren dört günlük bir tur yaptık. Bir termik santral yapımı için 49 bin ağaç kesilecekti. Bu çevre katliamına “Dur” demek üzere yola çıktık. Karadeniz kıyı şeridi boyunca, 400 kilometre pedal çevirdik.

Ardından yeni bir oluşuma gittik. Eşpedal Derneği’ni kurduk. Gran fondo yarışlarına katıldık. Kürsü gördük… Özetle bisikletle ilgili çok şeyin parçası olduk.

Evet bunları İki pedal Arasında kitabında anlatıyorsun. Her şeyi burada anlatmayalım şimdi. Merak eden kitabını alsın okusun değil mi? (Gülüşmeler) Peki, son bir soru sormak istiyorum. Türkiye’de ne yazık ki çok gelişkin bir bisiklet kültürü yok. Neden böyle sence? Bu konudaki fikirlerini öğrenmek isterim.

Ağabey, kitapta da yazdım. İkinci sürüşümü yaptığım arkadaşım Erhan ile Beşiktaş’a kadar gitmiştik. Sürüş bittikten sonra Erhan beni otobüs durağına bıraktı. Durak ana baba günü gibi kalabalık. Otobüsler desen tıklım tıkış. Orada aklıma şu geldi. “Bunca insan durakta neden bekler. Niye bunca çile çeker.  Hadi ben körüm de bekliyorum. Siz de mi körsünüz? Alıp bir bisiklet sürsenize” diye düşündüğümü hatırlıyorum. İnsanlar bu kadar çileye neden katlanıyor anlamıyorum.

Mevcut durumu bu kadar iyi özetleyen başka bir cümle duymadım. Sevgili Mustafa çok teşekkür ederiz. Yeni maceralar ve yeni kitaplarda buluşmak dileğiyle. Gönlüne sağlık.

Ben teşekkür ederim. Birlikte bol pedallı günlere…

İki Pedal Arasında, Cinius Yayınları tarafından yayınlandı. Kitaba ulaşmak için tıklayın.

E-Posta Bülteni

E-Posta bültenimize abone olun, en son haber ve röpörtajlardan ilk sizin haberiniz olsun!

Yorumlar için tıklayın

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Öne Çıkanlar

Ahmet Örken ABD Yolcusu!

Haberler

Opet Muğla Cup 4x Elımınator Yarışı İçin Geri Sayım Başladı!

Haberler

Anna van der Breggen: “Genç bisikletçiler korunmalı’’

Haberler

Bisiklet Endüstrisi Afgan Bisikletçilerin Afganistan’dan kaçması için yardıma çağrıldı!

Haberler

Bağlan
E-Posta Bülteni

E-Posta bültenimize abone olun, en son haber ve röpörtajlardan ilk sizin haberiniz olsun!