Yazı Gökhan Kutluer Fotoğraf Gökhan Yorgancı Styling Bulut Özdemiroğlu
Modeller Bulut Özdemiroğlu. Rasa/Ace Models
Neymiş bu bisiklette Cycle Chic?
Evimi değiştirdikten sonra ulaşımımı hemen hemen her yere bisikletimle sağlamaya başladım. Avrupa yakasında otururken de deniyordum ama haftadaki sıklığı oldukça az oluyordu. Şimdi ise aşırı bir yağmur olmadığı sürece havanın soğukluğuna çok takılmadan bisikletime atlayıp yola çıkıyorum. Markete, manava, arkadaşlarımla kahve içmeye, sahile, akşam yemeklerine, her gün iş yerine ve aklınıza gelebilecek her iş için her yere bisikletimle gidiyorum. Ara sıra yolda tanıdıklara denk geliyorum. ‘’Pantolonla, kazakla, çapraz taktığın çantanla bisiklet tepesinde ne işin var?’’ diyorlar. ‘’Cycle Chic’’ diyorum.
Bisiklete sadece taytla, formayla, yağmurlukla binileceğini sanıyorsanız, büyük bir yanılgı içindesiniz. Hayatın içine yerleşmiş biçimde şehrin sokaklarında bisikletinizle dolaşırken, bulunduğunuz şehrin dokusuna uygun olmanızda hiçbir sakınca yok. Gündüz veya akşam dışarı çıkarken ne giyecekseniz, aynı şeylerle bisiklete de binebilirsiniz. Terlemekten mi çekiniyorsunuz? Yedek bir tişört ve deodorant işi çözer. Atın çantanıza dursun. Hem zaten bisikleti ulaşım için kullanacaksanız, hız yapmanıza da gerek yok. Dik bir yokuş mu geldi? İnin bisikletten, yürüyerek devam edin. Bisiklet olmasa da o yoldan devam etmeyecek miydiniz zaten? Kendinizi yormadan da gidebilirsiniz.


Aynılaşmaktan korkan, etrafınızdakilerden bir farkınız kalmamasından rahatsız olan biriyseniz, bisiklet zaten tam size göre. Bir yere bisikletle giriş yapmak kadar eğlenceli ve hatta havalı bir şey yok. Hemen size bakıyorlar. Bisiklete ilgisi duyan kişiler bazen yanınıza geliveriyor. Bu insanlarla hiç beklenmedik ortak noktalara sahip olabiliyorsunuz ve sohbet sohbeti açarken zamanın nasıl geçtiğinin farkına bile varmıyorsunuz. Bisikletin başlı başına yarattığı bu sempati, sosyalleşmenize de yardımcı oluyor.
Elbette her şehirde veya o şehirlerin her bölgesinde bu şekilde bisikletle dolaşmanız mümkün olmayacaktır ama mümkün mertebe hem kendinize hem de bisikletinize şans vermenizde fayda var. Örneğin; İstanbul gibi bir şehirde bazı bölgelerde oldukça dikkatli sürüş yapmalısınız. Ayrıca arabaların arasında kasksız bisiklet sürmenizi de pek önermem. Yine de kişileri bisiklete özendirmek ve bisiklet kültürü için farkındalık yaratmak istiyorsak, işe önce kendimizden başlamalıyız.
Güzel giyinerek bisiklet sürmek

Kopenhag’da bulunduğum dönemde bu anlattıklarımı gözlemleme şansım olmuştu. Buz gibi havaya aldırmadan birbirinden şık kadın ve erkekler bisikletleriyle bir yerden bir yere gidiyorlardı. Günlük kıyafetleriyle bisiklet kullanıyorlardı. Oldukça özenmiştim. Biraz araştırdıktan sonra kendine ait bir manifestosu bile bulunan Cycle Chic akımının doğduğu şehrin Kopenhag olduğunu öğrendim. Hiç şaşırmadım. Görünümüne özen gösteriyor olmak, bisikletten uzak kalmak anlamına gelmiyor. Güzel giyinerek de bisiklet kullanabilirsiniz. Bisikletiniz sizin tarzınızı ve karakterinizi yansıtabilir. Hatta sizi tamamlayabilir.
Önemli olan buna ne kadar hevesli olduğunuz. Daha detaylı bilgi için Cycle Chic manifestosunu okumanızı tavsiye ediyorum. Şimdilerde dünya çapından bir sürü fotoğraf eklenerek derlenen ve kitap haline de getirilmiş olan akımın tohumları, 2007 yılında Mikael Colville-Anderson tarafından Kopenhag’da atıldı. Çektiği fotoğrafları yayınladığı sitesi sayesinde, şık bir şekilde bisiklete binen insanları dünyanın geri kalanıyla tanıştırmayı başardı. Instagram hesabında yayınladığı fotoğrafları da bakmaya değer nitelikte. Akım sadece bisiklete günlük kıyafetlerle binme üzerine temellendirilmiş durumda değil. Bisikletli olmanın ve bisiklete şehir hayatının ortasında yer açmanın da mücadelesini veriyor.
Bisikletten keyif almak


Bisiklet kültürü, hayatın kendisinden uzakta ütopik bir şey değil. Türkiye’de her ne kadar aksi düşünülse de, bisiklete binmek gayet normal bir şey. Yeniliklerini sürekli geriden takip ettiğimiz Batı’nın sunduğu belki de en masum şey, bisikletle hayata karışabiliyor olma durumu. Buna özenebilirsiniz. Bunu yapmak isteyebilirsiniz. Taklit edebilirsiniz. Hiçbir sakıncası yok. Garip tepkiler alabilirsiniz. Umursamayın. Zaten bisikletin üzerindeyken herhangi bir şeye kızgınlığınız olsa da hemen geçiveriyor. Biraz rüzgar, biraz da adrenalin hemen kendinize getiriyor sizi. Bisikletinizin ne olduğuna, nasıl gözüktüğüne de çok takılmayın. Bu kılıkla bisiklete mi binilirmiş, bu kıyafetlerle bu bisiklet hiç olmadı falan diye kafanızda kurup durmayın. Kimin ne düşündüğüne takılmayın. Siz sadece aldığınız keyfe ve kazandığınız vakte odaklanın. Trafik yok, hareket var, zaman kaybetmek yok, kurtulduğunuz kaloriler var.
Yaşadığınız şehre ve sürüş yapacağınız bölgeye göre değişiklik yaratabilse de, genellikle kask takmaya özen göstermeniz sizin yararınıza olacaktır. Kopenhag veya Amsterdam gibi şehirlerde kask takma oranı %15 civarında seyrediyor. Ancak biz henüz orada yaşayan toplumların bisiklet konusunda eriştiği bilince sahip değiliz. Dolayısıyla, kendimizi koruma işini başkalarının bakış açısına bırakmasak iyi olur.

Bu akımın sıkı bir takipçisi olarak İstanbul’daki mücadeleme başladım. Farklı meslek gruplarından eviyle işi arasında bisikletiyle mekik dokuyan başka insanlara da denk geliyorum ve bisikletlerimizden inmeden ayaküstü sohbetler ediyoruz. Sıcak bir gülümsemenin ardından yolumuza devam ediyoruz. Umarım sizler de bu işe bir yerinden başlar ve bisiklete hem kendi hayatlarınızda yer verir, hem de başka hayatlara dokunmasına öncülük edersiniz.


