Cinelli’de çalışan Türk: Gürol Çaydaş söyleşisi

Cinelli’de çalışan Türk: Gürol Çaydaş söyleşisi

Röportaj Erman Öner Fotoğraf Gürol Çaydaş arşivi

Cinelli’de çalışan bir Türk? Bisiklet camiamızın sevilen simalarından Gürol Çaydaş, çoğu kişi tarafından uluslararası dağ bisikleti hakemi kimliğiyle tanınıyor. Nitekim yıllar boyunca Türkiye’de farklı bisiklet markalarında üstlendiği görevlerle sektörün gelişimine katkı sunan Çaydaş’ın kariyerinde ise daha az bilinen, ama bir o kadar da dikkat çekici bir İtalya sayfası var.

Dünyanın köklü bisiklet üreticilerinden Cinelli‘de görev alan Gürol Çaydaş, bugün hâlâ ürün gamında yer alan ve gravel dünyasında önemli bir konuma sahip olan Zydeco modelinin ortaya çıkış sürecinde aktif rol oynadı. Bir Türk bisiklet profesyonelinin İtalya’nın köklü tasarım ve üretim kültürü içinde yer alması, iki ülke arasındaki sektör dinamiklerini karşılaştırmak açısından da önemli bir perspektif sunuyor.

Bu röportajda Cinelli’de görev alan Gürol Çaydaş ile yalnızca İtalya’daki çalışma deneyimini değil; Türkiye ve İtalya bisiklet sektörleri arasındaki yapısal farkları, üretim kültürünü, tasarım anlayışını ve sektörün geleceğine dair öngörülerini konuştuk. Sonuç olarak ortaya, iki farklı bisiklet kültürünü aynı pedalda buluşturan ilham verici bir hikâye çıktı.

Cyclist Türkiye: Gürol Çaydaş Cinelli’de çalışmaya nasıl başladı? O dönemde markanın tasarım ve ürün geliştirme yaklaşımı nasıldı?

Gürol Çaydaş: Bisiklet dünyası EuroBike ve Taipei fuarlarında döner. Product Manager yolculuğum da bu fuarlardan birinde tanıştığım kişiler sayesinde başladı.

Eylül ayında başvurdum. Uzun bir değerlendirme sürecinin ardından Ocak ayında süreci netleştirdik. Şirket içindeki düzeni bildiğim yapılara benzettim; roller ve sorumluluklar netti. Ekip, stratejileri tamamen piyasa taleplerine ve müşteri geri bildirimlerine göre belirliyordu.

Özellikle NPI, yani yeni ürün devreye alma süreçlerini oldukça sistemli kurguladılar. Beklediğimden çok daha planlı ilerliyorlardı.

CT: İtalya’da çalışmak, bir bisiklet tasarımcısı olarak size mesleki ve kültürel açıdan neler kattı?

GÇ: Başarının anahtarı acele etmeden, planlı çalışmaktı. Bazen sadece bir renk onayı için Tayvan’dan boyalı kadronun gelmesini sabırla bekledik.

Bu konfora ulaşmak için sürecin en başında proaktif davrandık. Planlamayı ne kadar iyi yaparsanız, o kadar rahat ilerliyorsunuz.

Türkiye’ye döndüğümde en çok bu konuda zorlandım. Süreci önden götürmek için erken aksiyon aldım ancak yerel sistemin hantallığı beni yavaşlamaya zorladı.

Buna rağmen İtalya’da edindiğim disiplinli çalışma kültürü bana büyük avantaj sağladı. Özellikle Accell bünyesinde çalışırken bu deneyimin faydasını net şekilde gördüm.

İş-özel hayat dengesini ilk kez orada kurdum. Hayatımda ilk defa hafta sonlarımı tamamen kendime ayırdım.

CT: Cinelli gibi köklü ve ikonik bir markanın bünyesinde yer almak, sorumluluk ve beklenti anlamında nasıl bir deneyimdi?

GÇ: Cinelli gibi ikonik bir markada çalışmak ilk başta beni düşündürdü. “Bu kadar büyük bir markaya ne katabilirim?” diye kendime sordum.

Ancak zamanla sürece adapte oldum. Bir zamanlar dergilerde fotoğraflarına baktığım bisikletlerin geliştirilmesine doğrudan katkı sağlamak büyük bir tatmin duygusu yarattı.

İşimi yüksek kalitede ve zamanında teslim ettikçe sistem içinde yerimi sağlamlaştırdım. O büyük yapının taşları gerçekten kendiliğinden yerine oturuyor.

CT: O yıllarda Cinelli’de alınan tasarım kararları bugünle kıyaslandığında sizce nasıl bir evrim geçirdi?

GÇ: Bugün sistemin nasıl işlediğini tam olarak bilmiyorum. Cinelli’yi bir süre önce Amerikalı yatırımcılar satın aldı.

Buna rağmen genel merkez ve ekip hâlâ İtalya’da çalışıyor. Bu durum markanın İtalyan ruhunu koruduğunu gösteriyor.

CT: Zydeco modeli nasıl ortaya çıktı? Bu bisikleti tasarlarken çıkış noktanız neydi?

GÇ: İşe başladıktan kısa süre sonra iki modele odaklandık. İlki şehir içi kullanıma uygun çelik bir yol bisikletiydi: Gazzetta. Model uzun yıllar popüler kaldı.

İkinci hedefimiz ürün gamındaki büyük bir eksikliği kapatmaktı. Bir cyclocross modeline ihtiyacımız vardı.

Bu ihtiyacı görerek Zydeco projesini başlattık. İlk modeli cantilever fren sistemiyle tasarladık. Daha sonra tasarımın özüne sadık kalarak disk fren seçeneğini ekledik.

Zydeco’yu tasarlarken ergonomiye özellikle odaklandık. Üst boruyu, omuzda taşımayı kolaylaştırmak için yassı formda ürettik.

İki farklı prototip geliştirdik. Cyclocross sporcuları gibi bisikleti omuzlayarak testler yaptık. Engelleri aşma sürecini birebir deneyimledik.

CT: Zydeco’nun yıllar içinde küçük değişikliklerle Cinelli ürün gamında kalmaya devam etmesini neye bağlıyorsunuz?

GÇ: Zydeco’nun ürün gamında kalmasını satış başarısına bağlıyorum. Pek çok markanın cyclocross modeli zamanla pazardan çekildi.

Sektörde bu segmenti gravel disiplini domine etti. Geleneksel cyclocross modellerinin yerini büyük ölçüde gravel aldı.

CT: Tasarımcı olarak, bir modelin yıllar boyunca “yaşaması” size ne hissettiriyor?

GÇ: Ürün gamına dahil ettiğiniz her modelin hayata geçtiğini görmek başlı başına bir başarı. Ancak bir modelin on yıldan fazla üretimde kalması gerçekten gurur verici.

Bu durum doğru konsepti oluşturduğumuzu gösteriyor.

Kariyerim boyunca birçok modele dokundum. Çoğu zaman onları bir yerde tesadüfen gördüğümde gerçek bağımı hissediyorum.

Zydeco’yu da sosyal medya yayınınızda görünce hatırladım. Eski günleri yeniden yaşadım.

CT: Türkiye’de farklı bisiklet markalarında çalışmış biri olarak sektörün gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

GÇ: Bisiklet sektörü şu anda ciddi bir daralma yaşıyor. Sektör yönünü belirlemeye çalışıyor ve bu süreç sancılı ilerliyor.

Eurobike gibi köklü fuarlara katılım her yıl azalıyor. Sektör mobilite mi yoksa spor odaklı mı kalacağı konusunda tartışıyor.

Sportif markalar bu fuarlardan büyük ölçüde çekildi. Ayrıca stok fazlası hem üreticileri hem bayileri finansal olarak zorluyor.

Bu belirsizliğin uzun sürmeyeceğini düşünüyorum. Bir yıl içinde dengeler oturacaktır.

Elektrikli bisiklet segmenti mikro-mobilite ve ulaşım odağına kayacak. Geleneksel bisiklet pazarı agresif büyümese de varlığını sürdürecek.

Ekonomik daralmalar spor ve hobi bütçelerini doğrudan etkiler. Buna karşılık uygun fiyatlı elektrikli araçlara olan talep artmaya devam eder.

Son yıllarda yükselen markalar gücünü bu segmentten aldı. Umarım kalite ve güvenlik standartlarına bağlı kalarak pazarda kalıcı olurlar.

CT: Sektörel anlamda İtalya ile Türkiye’yi genel hatları ile nasıl kıyaslarsınız?

GÇ: Avrupa’da bisiklet bir araçtan fazlasıdır; köklü bir kültürdür. 2009’da İtalya’da katıldığım tek bir Gran Fondo yarışında 12 bin kişi start aldı.

Türkiye’de ise nüfus daha fazla olmasına rağmen bu rakamlara henüz ulaşamıyoruz. Kullanıcı sayısı arttıkça sektör ve ürün çeşitliliği de gelişiyor. Bu konuda Avrupa bizden ileride.

Öte yandan üretim kabiliyeti ve lojistik esneklik açısından Türkiye avantajlı. Süveyş Kanalı’nda Ever Given krizi yaşandığında Türkiye’de üretim büyük bir aksama yaşamadı.

İtalya’da ise bu krizin üretim bantlarını ciddi şekilde etkilediğini tahmin ediyorum.


İlgili Yazılar

Benzer Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir