Köklü İtalyan bisiklet üreticisi Cinelli Türkiye’de nasıl büyüyor? Şüphe yo ki Cinelli yıllardır İtalyan bisiklet kültürünün en güçlü temsilcileri arasında yer alıyor.
Peki Cinelli Türkiye pazarına nasıl giriş yaptı? Markanın Türkiye distribütörlüğünü üstlenen Zone4Ride nasıl kuruldu ve bu yolculuk nasıl başladı? Bu özel röportajda, iki teker tutkunu olan Zone4Ride kurucusu Sinan Kırat ile bir araya geldik. Cinelli bisikletlerini Türkiye’ye getirme sürecini ve köklü İtalyan bisiklet markasını tercih etmelerinin arkasındaki nedenleri konuştuk. Ayrıca Türkiye’deki bisiklet sektörünün gelişimini, kullanıcı beklentilerini ve Cinelli’nin gelecekteki hedeflerini de kendisinden dinledik.
Cyclist Türkiye: Öncelikle Zone4Ride’ın kuruluş hikâyenizi bizimle paylaşır mısınız?
Sinan Kırat: Zone4Ride’ın hikâyesi aslında benim Cinelli markasına olan hayranlığımla başladı.
Yıllardır fixie kullanan, bikepacking yapan ve yol ve gravel bisikletlerde uzun mesafeler sürmeyi seven biriyim. Bu süre zarfı içinde Cinelli’yi hep ilgiyle takip ediyordum. Markanın eğlenceli, sıra dışı ve karakter sahibi yaklaşımı beni çok etkiliyordu. Bir süre sonra “Bu marka neden Türkiye’de hak ettiği şekilde temsil edilmiyor?” diye düşünmeye başladım.
Bir gün arkadaş ortamında bu konuyu konuşurken biri bana “Sen zaten ithalatçısın, neden kendin getirmiyorsun?” dedi. Açıkçası bu fikir aklıma yattı. Distribütörlük almak, marka geliştirmek ve yabancı firmaları Türkiye pazarında konumlandırmak bizim 98 yıllık aile mesleğimiz. Böylece hobimi işime dönüştürmüş oldum ve Zone4Ride doğdu.
Bugün hâlâ işin en keyifli tarafı aynı: Eskiden yapmak için para ödediğim şeyleri, şimdi işimin bir parçası olarak yapabiliyorum.
Cyc: Zone4Ride’ı kurarken hedeflediğiniz temel misyon neydi ve bugün bu vizyon ne kadar değişti?
SK: Başlangıçta hedefimiz Cinelli’yi Türkiye’de hak ettiği şekilde temsil etmek ve bizim gibi bisiklet sürmeyi seven, kullandığı bisikletin sadece hızlı değil aynı zamanda karakter sahibi olmasını isteyen insanlarla bir topluluk oluşturabilmekti.
Bugün geldiğimiz noktada bu hedefimizden hiç sapmadık, aksine daha da güçlendik. Açıkçası bu işe hiçbir zaman sadece satış rakamları veya ticari hedefler üzerinden bakmadık.
Türklerin tarihine baktığımızda at her zaman sadece bir ulaşım aracı olmamış; gücü kadar güzelliği, duruşu ve karakteriyle de değer görmüş. Bence bu bakış açısı bugün kullandığımız bisikletlere de yansıyor. İnsanlar artık sadece hafif veya hızlı bir bisiklet istemiyor; kendisini yansıtan, hikâyesi olan ve baktığında heyecan duyduğu bir bisiklet de istiyor.
Cinelli’nin Türkiye’de bu kadar sevilmesinin nedenlerinden biri de bu. Biz de sattığımız her bisikleti bir satıştan çok, aynı tutkuyu paylaşan topluluğumuza katılan yeni bir arkadaş olarak görüyoruz.

Cinelli markasıyla ilk tanışmanız nasıl gerçekleşti? Bu markada sizi etkileyen şey neydi?
SK: Cinelli ile tanışmam birçok bisiklet tutkunu gibi markanın ikonik tasarımları sayesinde oldu. Ancak zamanla markayı daha yakından tanıdıkça sadece tasarım değil, arkasındaki kültürün de çok güçlü olduğunu gördüm. Cinelli her zaman biraz kuralları zorlayan, yenilikçi ve özgür ruhlu bir marka oldu. Beni en çok etkileyen tarafı da buydu.
Bugün Zone4Ride bünyesinde farklı markalar da bulunuyor. Bu markalar nelerdir ve ortak paydaları nelerdir tercih etmenizde?
SK: Portföyümüzde Cinelli’nin yanı sıra Spiny, RideNow ve çeşitli aksesuar markaları bulunuyor. Marka seçiminde en çok dikkat ettiğimiz konu, ürünün sadece teknik olarak iyi olması değil, gerçekten bir ihtiyaca cevap vermesi ve kullanıcıya değer katması.
Biz aynı zamanda aktif bisiklet kullanıcılarıyız. Bu nedenle yeni bir ürünü değerlendirirken yalnızca bir satıcı gözüyle değil, bir bisikletçi gözüyle de bakıyoruz. Mümkün olduğunca ürünleri kendimiz test ediyor, gerçekten işe yaradığına ve günlük kullanımda fark yarattığına emin olduktan sonra portföyümüze dahil ediyoruz.
Özellikle Türkiye’de bulunmayan veya bisikletçilerin ulaşmakta zorlandığı yenilikçi ürünleri ülkemize kazandırmaya çalışıyoruz. Ortak payda ise her zaman aynı. Kaliteli, işlevsel ve bizim de gönül rahatlığıyla kullanabileceğimiz ürünler olması.
Türkiye distribütörlüğünü alma süreci nasıl ilerledi? Cinelli’yi Türkiye’ye getirmeye karar vermenizin arkasındaki hikâye nedir?
SK: Açıkçası süreç ilk başta düşündüğümüz kadar kolay olmadı. Cinelli’ye birkaç kez ulaşmaya çalıştım ve sonunda global satış müdüründen dönüş aldım. Ancak ilk sorusu oldukça netti: “Sen bisiklet ithalatçısı değil, sanayi ürünleri satan bir firmasın. Cinelli ile neden ilgileniyorsun?”

Ben de ona bisikletçi tarafımı anlattım. İnstagramımı paylaşıp, fixie, yol ve gravel bisikleti kullandığımı, yıllardır markayı takip ettiğimi ve Türkiye’deki potansiyeline gerçekten inandığımı söyledim. Hatta kendisini İstanbul’a davet edip şehri ve bisiklet kültürünü yerinde göstermeyi teklif ettim.
Neyse ki teklifi kabul etti. Sabahın erken saatlerinde İstanbul’u birlikte gezdik, bisiklet topluluklarını ve mağazaları ziyaret ettik, Türkiye pazarının potansiyelini konuştuk. Günün sonunda sadece rakamları değil, bu işe olan tutkumuzu da görmüş oldu.
Sanırım Cinelli ile iş birliğimizin temelinde de bu yatıyor. Biz sadece bir markanın distribütörü olmak istemedik; sevdiğimiz bir markayı Türkiye’de hak ettiği şekilde temsil etmek istedik.
Cinelli’nin köklü İtalyan mirası ve tasarım anlayışı sizce markayı diğer bisiklet üreticilerinden nasıl ayrıştırıyor?
SK: Bugün birçok marka çok iyi bisikletler üretiyor. Ancak Cinelli’yi farklı kılan şey sadece performans değil. Cinelli aynı zamanda tasarım, sanat, mimari ve şehir kültürüyle iç içe geçmiş bir marka. Bir Cinelli’ye baktığınızda yalnızca bir ulaşım aracı veya spor ekipmanı görmüyorsunuz. Markanın 1948’den bu yana taşıdığı karakteri ve hikâyeyi de görüyorsunuz. Bu da onu çok özel kılıyor.
Cinelli tarafıyla ilk görüşmelerinizden veya iş birliğinin başlangıcından aklınızda kalan ilginç bir anı var mı?
SK: Aslında aklımda kalan en ilginç şey belirli bir olaydan çok, o gün hissettiklerim.
Bugüne kadar dünyanın birçok farklı markasının distribütörlüğünü aldık ve sayısız iş görüşmesi yaptık. Ancak ilk kez bir toplantı öncesi heyecandan uyuyamadığımı hatırlıyorum. Hatta toplantı sabahı çocukluğumdaki bayram sabahları gibi erkenden ve büyük bir heyecanla uyandım.
Çünkü bu sadece yeni bir iş ortaklığı değildi. Yıllardır hayranlıkla takip ettiğim bir markayla çalışma fırsatı yakalamıştım. Cinelli ile iş birliğine başlamak benim için bir ticari anlaşmadan çok, bir tutkunun gerçeğe dönüşmesiydi.
Aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen o günkü heyecanı ve mutluluğu hâlâ hatırlıyorum. Böyle özel bir markayı Türkiye’de temsil etmek benim için büyük bir gurur.

Cinelli’yi Türkiye pazarına sunduğunuz ilk dönemde kullanıcıların ve bisiklet topluluğunun tepkileri nasıldı?
SK: Açıkçası aldığımız ilk tepkiler beklentilerimizin bile üzerindeydi. En sık duyduğumuz cümlelerden biri “Ooo, Cinelli Türkiye’ye mi geldi?” oldu. İnsanlarda gerçekten heyecan, şaşkınlık ve mutluluk karışımı bir duygu vardı.
Marka genç bisikletçiler tarafından da biliniyordu ancak özellikle 50 yaş ve üzeri bisikletçilerden çok ilginç geri dönüşler aldık. Birçok kişi bize “Cinelli benim gençlik hayalimdi” dedi. Yıllarca dergilerde, kataloglarda veya yarışlarda görüp hayranlık duydukları bir markanın artık Türkiye’de resmi olarak temsil edildiğini görmek onları çok mutlu etti.
Bu da bize Cinelli’nin sadece bir bisiklet markası olmadığını, farklı kuşaklardan bisikletçiler için özel bir anlam taşıdığını gösterdi. Açıkçası bu heyecanı görmek, distribütörlüğü almaktan bile daha büyük bir motivasyon kaynağı oldu.
Son yıllarda Türkiye’de Cinelli’ye olan ilginin nasıl değiştiğini gözlemliyorsunuz?
SK: Cinelli’yi Türkiye’ye ilk getirdiğimiz dönemde bisiklet kültürüne hâkim kullanıcılar tarafından çok sıcak karşılandık. Hatta ilk gelen bisikletler beklentimizin üzerinde bir ilgi gördü. Yıllardır markayı takip eden ve bir gün Cinelli sahibi olmayı isteyen bisikletçiler ilk dalgayı oluşturdu diyebiliriz.
Sonrasında hedefimiz markayı henüz tanımayan insanlara anlatmak oldu. Granfondo etkinliklerinde standlar açtık, insanların bisikletleri yakından incelemesini ve test etmesini sağladık. Sosyal medya tarafında sürekli aktif kalmaya çalıştık ve bizimle iletişime geçen herkesi bir müşteriden çok, aynı tutkuyu paylaşan bir yol arkadaşı olarak gördük.
Bugün geldiğimiz noktada Cinelli artık sadece belirli bir kitlenin bildiği niş bir marka olmaktan çıktı. Türkiye’de karakter sahibi, farklı ve hikâyesi olan bisiklet arayan insanların yakından tanıdığı ve arzuladığı markalardan biri haline geldiğini görmek bizi çok mutlu ediyor.
Özellikle hangi Cinelli modelleri veya ürün grupları Türkiye’de beklediğinizden daha fazla ilgi gördü?
SK: Pressure ve Pressure ADR modelleri performans odaklı kullanıcılar arasında oldukça ilgi gördü. Gravel tarafında Zydeco serisi büyük ilgiyle karşılandı. Bunun yanında el yapımı çelik Nemo serisinin de beklediğimizden daha fazla ilgi görmesi bizi ayrıca mutlu etti. Çünkü Nemo, Cinelli’nin İtalyan el işçiliğini ve karakterini çok iyi yansıtan modellerden biri.

Türkiye’deki bisiklet pazarını bugün nasıl değerlendiriyorsunuz? Son yıllarda hangi önemli değişimleri gözlemlediniz?
SK: Bugün Türkiye’de çok daha bilinçli bir bisiklet kullanıcı kitlesi olduğunu düşünüyorum. İnsanlar ürünleri araştırıyor, karşılaştırıyor ve ne istediklerini çok daha iyi biliyorlar.
Bunun yanında bisiklet topluluğunun da ciddi şekilde büyüdüğünü görüyoruz. Bisiklet artık sadece bir spor veya ulaşım aracı olarak görülmüyor; aynı zamanda bir yaşam tarzının parçası haline geliyor. İnsanlar kullandıkları bisikletle kendilerini ifade etmek, karakterlerini ve zevklerini yansıtmak istiyorlar.
Bence son yıllardaki en önemli değişimlerden biri de bu. Artık insanlar sadece en hafif veya en hızlı bisikleti aramıyor. Hikâyesi olan, tasarımıyla heyecan veren ve sürücüsüyle duygusal bir bağ kurabilen markalara da ilgi gösteriyorlar. Bu da bizim gibi bisikleti sadece teknik bir ürün olarak görmeyen markalar için oldukça sevindirici bir gelişme.
Zone4Ride olarak sadece ürün getiren bir şirket olmanın ötesinde, bisiklet kültürüne nasıl katkı sağlamayı hedefliyorsunuz?
SK: Bizim için en önemli konulardan biri bu. Çünkü güçlü bir bisiklet kültürü oluşmadan güçlü bir bisiklet pazarının oluşmasının da mümkün olmadığına inanıyoruz.
Elbette yarışlara, etkinliklere ve sporculara destek vermeye çalışıyoruz. Ancak bunun yanında insanları yeni rotalar keşfetmeye, daha fazla pedal çevirmeye ve bisiklet kültürünün bir parçası olmaya teşvik etmeyi de önemsiyoruz.
Biz de aktif olarak bisiklet kullanan insanlarız. Bu yüzden her fırsatta yeni rotalar keşfetmeye çalışıyor ve deneyimlerimizi sosyal medya üzerinden paylaşmaya özen gösteriyoruz. Türkiye’nin bu konuda inanılmaz bir potansiyele sahip olduğunu düşünüyorum. Ülkemiz, dünyanın en güzel bisiklet rotalarından bazılarına ev sahipliği yapıyor.
Son birkaç yıldır her sezon farklı bölgelerde bikepacking turları gerçekleştiriyoruz. Yakın gelecekte bu sürüşleri Zone4Ride Social Ride adı altında daha organize bir yapıya dönüştürmeyi ve bizimle pedal çevirmek isteyen herkesi bu maceralara davet etmeyi planlıyoruz.
Sonuçta amacımız bisiklet satmanın ötesinde, insanların bisiklet sayesinde yeni yerler keşfetmesine, yeni dostluklar kurmasına ve unutamayacakları hikâyeler biriktirmesine katkı sağlayabilmek.

Önümüzdeki dönemde Zone4Ride ve Cinelli için planladığınız yeni projeler, etkinlikler veya belki yeni distribütörlükler var mı?
SK: Önümüzdeki dönemde hem Cinelli hem de diğer markalarımız tarafında üzerinde çalıştığımız heyecan verici projeler var. Sporcu destek programları, topluluk odaklı etkinlikler ve bisiklet kültürünü büyütmeye yönelik bazı çalışmalarımızı hayata geçirmeyi planlıyoruz.
Açıkçası hayallerimiz oldukça büyük. Avrupa’da katıldığımız ve hayranlıkla takip ettiğimiz birçok etkinlik ve organizasyonu bir gün Türkiye’de de gerçekleştirebilmeyi istiyoruz. Çünkü Türkiye’nin hem doğal güzellikleri hem de bisiklet topluluğu açısından bunun için gerekli potansiyele fazlasıyla sahip olduğuna inanıyoruz.
Türk bisikletçilerinin dünyanın herhangi bir yerindeki bisikletçilerden daha azını değil, en iyisini hak ettiğini düşünüyoruz. Biz de elimizden geldiğince bunun için çalışmaya devam edeceğiz.
Bugün bisiklete yeni başlayan veya ilk kez bir Cinelli sahibi olmayı düşünen kişilere ne tavsiye edersiniz?
SK: Öncelikle bisiklet seçerken sadece teknik özelliklere odaklanmamalarını öneririm. Kendilerini heyecanlandıran ve kullanmaktan keyif alacakları bir bisiklet seçmeleri çok önemli. Çünkü en iyi bisiklet sizi dışarı çıkıp sürmeye teşvik eden bisiklettir.
Son olarak sizlerin eklemek veyahut bahsetmek istediği bir husus olur mu?
SK: Son olarak şunu söylemek isterim: Cinelli’nin çok sevdiğim bir sloganı var: “Happy to make another rider happy.”
Aslında bu slogan bizim bisiklete bakış açımızı da çok güzel özetliyor. Çünkü sonunda hepimiz aynı şey için bisiklete biniyoruz: biraz özgürlük, biraz macera ve bolca mutluluk.
Hayat zaten yeterince ciddi. Biraz daha fazla pedal çevirmek, biraz daha fazla keşfetmek ve biraz daha fazla eğlenmek hepimize iyi gelir.
Ve mümkünse arada sırada yeni bir yola sapın. En güzel hikâyeler genelde rota planında olmayan yerlerde başlıyor.


