Bizimle iletişime geçin

Editoryal

CAN ÜSTÜNDAĞ, SAVAŞÇI

Can Üstündağ, artık Bisan ile Gelişimi Takip Et serisinde yazılarıyla Cyclist Türkiye’de olacak. Can Üstündağ, daha önce güler yüzü ve tükenmek bilmeyen enerjisinin ardında yatan kararlılık, azim ve savaşçı ruhu Cyclist Türkiye’ye anlatmıştı.

Yazı Erman Öner  Fotoğraf Tarık Gül

Cyclist Türkiye: Gençlik yıllarınızdan itibaren farklı spor dallarıyla uğraşıyorsunuz kısaca spor geçmişinizden bahseder misin?

CÜ: Spor hayatım küçük yaşlarda voleybol ile başladı. Sonrasında kendimi basketbol oynarken buldum ve önce amatör, sonrasında 2. ligde profesyonel olarak basketbol oynamaya başladım. 10 yıl boyunca Türkiye’de pek çok ligde ve grupta basketbol oynadım. Takım sporları çok eğlenceliydi. Sporun bu anlamda sosyal çevreme de katkısı olduğunu gördüm. Bu yüzden, Çalışma Ekonomisi ve Endüstriyel İlişkiler bölümünü 3. sınıfta bıraktım.

Sonrasında ailemin “Bir üniversite mezunu ol” baskısıyla spor akademisine başvurdum. Elemeleri geçtim ve akademiye kabul edildim. Böylece sevdiğim bir bölümde okuyarak, sevdiğim şeyi yaparak üniversiteyi bitirme şansı elde etmiş oldum.

Cyc: Triatlona geçişiniz nasıl oldu?

CÜ: Takım sporlarında bildiğiniz gibi performans olarak belli bir seviyeye geldiğinizde, hedeflenen başarıya ulaşamamışsanız yavaş yavaş uzaklaşmaya başlarsınız. Dolayısıyla yaşımın geçtiğini düşünerek takım sporlarını bıraktım ve bireysel sporlara yöneldim.

1990’ların başlarında triatlon Türkiye’de yeni yapılmaya başlandığında bu işi ilk yapanlardan biri kuzenim Önder Büyükdemirel’di.  Kendisi yaş grubunda şampiyon triatletlerden biriydi. Biz küçüktük o zamanlar, dolayısıyla çocukluğumuzdan beri ona imrenerek büyümüştük. Önder abime de özenerek triatlona başladığımda 25 yaşındaydım. Koşu yarışlarına katılıyordum, sonra hemen bir bisiklet alarak yanına da yüzmeyi ekledim ve hep aklımda olan triatlon sporuna başladım.

Cyc: Sportif alt yapınızdan dolayı farklı bir disipline adapte süreniz muhakkak kısa olmuştur ama yine de bu süreçte yaşadığınız zorluklar neydi?

CÜ: Profesyonel bir sporcuysanız bir şeyi ya yapmanız gerekiyordur ya da yapmamanız. Yıllardır aldığım sporcu terbiyesi bana bunu öğretti. Küçük yaşlardan itibaren kazandığım bu disiplin ve sorumluluk bireysel bir dal olan tiratlonda kendimi daha iyi disipline etmemi sağladı. Ayrıca, triatlonda takım sporlarından farklı olarak sizin eksik ya da zayıf yönünüzü kapatacak bir takım arkadaşınız olmadığından, tamamen kendi kendinizi yönettiğiniz, hem eksik hem de fazla yönlerinizle baş başa olduğunuz bir durum söz konusu.

Üstelik bu üç farklı branş için de geçerli. Haftada yaklaşık 10-12 saat aralığında, her gün farklı antrenman yapıyorum. Aslında başlangıçta iyi vakit geçirmek için başlamıştım ancak basketbolda olduğu gibi bunu da zamanla fazla ciddiye aldım ve bugün de üst boyutlara taşımak için elimden geleni yapıyorum.

Cyc: Ve sonrasında talihsiz  bir hastalık başınızdan geçiyor. O zor günlerin üstesinden gelmenizde sporun katkısı ne oldu?

CÜ: 30 yaşımdayken testislerimden birinin şişmesi sebebiyle doktora gittiğimde kanser olduğum söylendi. İlk başta bir reddediş oldu, çünkü uzun yıllar profesyonel spor yapmış biriydim. Düşünün, bir gün birisi geliyor ve size vücut bütünlüğünüzü tehdit eden bir hastalığınız olduğunu söylüyor. Tabii ilk aşamada bunu reddediyorsunuz. Kabullenmem bu anlamda geçekten uzun sürdü. Psikolojik olarak da her şeyi reddettiğiniz bir süreçten geçiyorsunuz. Aynaya baktığınızda size ait olmayan birini görüyorsunuz. Sesi size ait, davranışları size benziyor ancak şekil olarak bambaşka biri.

İki yıl sonra yeniden aynı hastalığa yakalandığımı öğrendim. Bu kez o kadar kolay olmadı, çünkü kemoterapi görmek zorunda kaldım ve bunun çok fazla yan etkisi vardır. Örneğin; hala sağ akciğerimde ufak bir nodül var. Kemoterapi sonrasında küçülen parçaların alınması için yaklaşık 4,5 saat süren zorlu bir ameliyat daha geçirdim. Bu ameliyata girerken kendi kendime “Beş saatlik Ironman’i bitiyorsun, 4,5 saatlik ameliyatın mı üstesinden gelemeyeceksin” dedim. Bu anlamda spor tedavi sürecim boyunca bana destek bir güç oldu.

Cyc: Özellikle hastalık ikinci kez nüksettikten sonra azim ve kararlılığınızı nasıl korudunuz?

CÜ: Bisikletçilerin hiç sevmediği biridir Lance Armstrong, ben de sportif anlamda yaptıklarını tasvip etmem ancak öte yandan Lance’in insanlara gösterdiği çok önemli bir şey var. Filminde “Bir daha hiçbir zaman eskisi kadar zayıf olmayacağım” diyor. Bu çok güzel bir cümle. Pek çok konuda çaresiz kaldığımız durumlar olabilir, ancak sağlıkla ilgili bir durumda çaresiz kaldığımızda insan ne yapacağını bilemiyor.

Benim de mental olarak çıkış noktam, normal hayatıma ne kadar hızlı dönersem hastalığın o kadar hızlı yok olacağıydı. Doktorlarım da benle aynı fikirdeydi bu konuda. Genelde insanların bu hastalığa yenik düşmelerinin temel sebebi, psikolojik olarak kendilerini bir üst basamağa çıkaracak bir dal bulamamalarıdır. İşte bu çok ince bir çizgi aslında; ya tekrar ben olmaya karar vermeliydim ya da o aynadaki kaybedişi kabullenmeliydim. Çünkü oradaki ben gerçekten kaybetmiş bir bendi.

Cyc: Hastalığınızı yenmekle kalmıyor, bir yandan da antrenörlük aracılığıyla insanlara yol gösteriyorsunuz. Antrenörlük kariyeriniz nasıl başladı?

CÜ: Ailemin benden en çok istediği şey üniversite mezunu olabilmemdi. Bu şekilde spor akademisini bitirdiğim gibi aslında antrenörlük hayatım başlamış oldu. Aktif spor yaparken antrenörlük de yapıyordum. Şimdilerde ise koşu koçluğu yapıyor olmamın yanında kuvvet ve kondisyonerlik yapıyorum, aynı zamanda da Ironman koçuyum.

Cyc: Ülkemize baktığımızda antrenör nezaretinde çalışmanın önemi tam anlaşılabilmiş değil, üç farklı disiplinin bir araya geldiği triatlon gibi son derece zorlu bir branşta niçin antrenörle çalışmalı?

CÜ: Her yıl dünya rekorları tazeleniyor. Bunun en büyük sebebi araştırmaların çok hızlanmış olması. Bunu en iyi takip eden kişiler de bu işi profesyonel olarak yapan antrenörlerdir. Genel form durumunun değerlendirilmesi, yükleme ve dinlenme dönemlerinde nelerin yapılması gerektiği gibi bilgiler belli bir program dahilinde ilerler ve kişi tarafından uygulanırsa 10 üzerinden 10 birim fayda sağlanır.

Triatlon koşu, yüzme ve bisikletin aynı anda yapıldığı bir branş olduğundan bunlardan birini tek başına yapıyor olmaktan daha farklı bir çalışma düzeni gerektiriyor. Kişinin antrenman sırasında uygulayacağı yüklemeler değişiklik gösteriyor. Öte yandan triatlon yaparken bisiklet, koşu ya da yüzme konusunda tek tek her branşın antrenöründen yardım almak yerine bir triatlon antrenörüyle çalışmak çok daha verimli ve doğrudur.

Çünkü bu branşların her biri için uygulanacak antrenman metodu, biyolojik ve kimyasal süreçler üç branşı aynı anda yaptığınızda çok daha farklıdır. Örneğin; bir bisikletçi 80-85 kadans çevirdiğinde, eğer güçlü bir bisikletçiyse, herhangi bir problem yaşamazken bir triatloncu bu kadar düşük kadansla bisiklet süremez, çünkü bisikletten indikten sonra ya koşacak ya da yüzecektir ve bu kadans aralığında bacaklarının şişme olasılığı ortaya çıkar. Dolayısıyla bir sonraki branşta göstereceği performansa etki edecektir.

Cyc: Peki Can Üstündağ’ın bir günü nasıl geçer?

CÜ: Can Üstündağ ilk önce kendisi için uyanır ve ilk antrenmanını kendisi için yapar. Kendine ayırdığı sürenin dışında yaptığı ilk şey işidir. Ben bu kararı hastalığımdan sonra aldım. Bir başkası için o kadar çok şey yapmaya başlamışım ki kendimi ihmal etmişim.

Eskiden olsa Can Üstündağ güne hemen işle başlardı. İnsan hayatında belirli şeyler yaşayana kadar en değerli şeyin kendi olduğunu atlıyor. Ne yazık ki ben bunu ağır bir bedel ödeyerek fark ettim ve hastalıktan döndüğümde aldığım ilk karar kendi öz benliğime saygı duymak oldu. Bu saygının altında yatan daha az antrenman yapmak, vücudu daha az yormak değil, tamamen hayatı kendime dönük yaşamak.

Cyc: Hastalığınız sonrası yarışlara dönüşünüzde eminim ki duygusal anlar yaşamışsınızdır, bu bakımdan, sizin için unutamadığınız bir yarış var mı?

CÜ: Red Bull Türkiye sağlık elçilerinden birisiyim ben bu arada. Ameliyat olduğum yıl Wings for Life yani omurilik felçlileri için dünyanın dört bir yanında aynı anda düzenlenen bir koşu vardı ve ben orada koşamamış, çok üzülmüştüm.

Bir sonraki sene, ameliyatım ve tedavimin üzerinden de bir yıl geçmişti. Tekerlekli bir sandalyeyi çekerek, 26,5 kilometre koştum. Unutamadığım yarışlardan birisiydi. Yalnızca kendim için değil bir başkasının da amacı için, hastalığım zamanında yarışamadığım bir yarışta arkamda 70kg’lik bir tekerlekli sandalyeyi çekerek 26,5km koştum. Benim için unutulmaz bir yarıştı.

Cyc: Boostcamp’in ilkini ekip olarak başarılı bir şekilde düzenlediniz. İkincisi geliyor. İlki için nasıl dönüşler aldınız?

CÜ: Sizlerin de katıldığı Boostcamp gibi güzel organizasyonlarda ilerde de görüşeceğimizin şimdiden müjdesini vereyim. Boostcamp sonucunda çok güzel tepkiler aldık. “İkincisi ne zaman olacak?” aslında ilk aldığımız tepkiydi. Biz daha kampı yaparken insanlar ikincisi ne zaman diye sormaya başladığında, ne kadar doğru bir iş yaptığımızı, insanların bir arada spor yapmaya ne kadar aç olduğunu anladık.  Elbette mutluluğumuzu perçinledi bu. Boostcamp’in ikincisinde de bisiklet sporunu sevenleri daha farklı coğrafyalarda farklı parkurlarda ve destekçilerle görmek bizi daha da keyifli hale getirecektir.       

Cyc: Savaşçı ruhunuzla kanseri iki kez yenmiş biri olarak, sizle benzer bir durumdan geçen kişilere tavsiyeleriniz var mı?

CÜ: Çok komik bir şey anlatayım. Kemoterapiye giriyorsunuz ve 30 kişi yan yana oturuyorsunuz. Bir koltuk var, dünyanın en rahat koltuğu diyebileceğim bir televizyon koltuğu. Arkanıza yaslandığınızda koltuk yatıyor ve ayaklarınız havaya kalkıyor. Ama bu kadar rahatken ayrı bir dünyaya bağlanıyorsunuz.

Bir kablo var kolunuzda ve beş saat boyunca bir zehir zorla size pıs pıs pıs veriliyor. Benim en çok dikkatimi çeken, ben kemoterapi alırken kola içen, sağlıksız beslenen kişileri görmem oldu. Bu kadar ağır şeyler yaşadığında bile insanlar bazen vurdum duymaz olabiliyor ama hayatın o kadar ucuz ve kolay olmadığını canım burnumda yaşayacak şekilde anladım.

Benim yaşadığım en kötü şey bir reddedişti. Bunu hızlı bir şekilde kabullenip, hemen o andan sonra yaşam görüşünüzde neyi değiştirmeniz gerekiyorsa, acil karar almanız gerekiyor. Çünkü bu kararı almazsan ya kemoterapi sizi öldürecek ya da o anda kurtulsanız bile o sinsi hastalık tekrar geri dönüp sizi vuracak.

Ve ben şanslıydım, ilkinde demek ki çok dikkate alamamışım, bir şeyleri iyi değiştirememişim, ikincisinde daha ciddi bir zorluk yaşayarak dikkat etmem gereken şey bana daha net bildirildi. Bunun sonrasında pozitifliğimi hiç bırakmadım, inanın iyi bir koşucu olmama rağmen, evin merdivenlerini çıktıktan sonra 15 dakika dinlendiğimi hatırlıyorum. Dinlenik nabzım 40 iken, 110’a çıktığını biliyorum. Sürekli bir savaş halindesiniz, sadece gözleriniz açık olduğu zaman değil, uyurken bile bir şeylerle savaşıyorsunuz.

E-Posta Bülteni

E-Posta bültenimize abone olun, en son haber ve röpörtajlardan ilk sizin haberiniz olsun!

Yorumlar için tıklayın

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Öne Çıkanlar

BİSİKLETÇİLER SESLERİNİ DUYURMAYA ÇALIŞIYOR

Haberler

DAĞ BİSİKLETİ MARATON DÜNYA ŞAMPİYONASI BAŞLIYOR

Haberler

BİSİKLETÇİ ZEYNEP ASLAN BİR KAMYONUN ÇARPMASI SONRASI HAYATINI KAYBETTİ

Haberler

SÜRDÜRÜLEBİLİR BESLENME VE “GEZEGEN DİYETİ”

Editoryal

Bağlan
E-Posta Bülteni

E-Posta bültenimize abone olun, en son haber ve röpörtajlardan ilk sizin haberiniz olsun!