Yazı Erman Öner
Başta Belçika ve Hollanda olmak üzere, kökleri 1900’lerin başlarına dayanan cyclocross yarışları Avrupa ve Amerika’da binleri müsabaka alanına, milyonları ise ekran başına çekmeye günümüzde de devam ediyor. Kıyasıya rekabete sahne olan yarışlara sporcuların ilgisi de yoğun.
Yol bisikletçileri arasında yeni sezona, kış aylarında cyclocorss yarışlarıyla hazırlanmak oldukça revaçta. Genç bisikletçiler için ise cyclocross, bisiklet hakimiyetlerini, mukavemetlerini ve patlayıcılıklarını geliştirebilecekleri bir disiplin.
Bu nedenledir ki, son yıllarda cyclocross kökenli Mathieu van der Poel, Wout van Aert ve Tom Pidcock gibi bisikletçiler, kısa sürede yol bisikleti yarışlarına damgalarını vurdular. Peki ya Türk bisikletinin, Türkçeye kros bisikleti olarak çevirebileceğimiz branşla ilişkisi ne düzeyde?
Ülkemizde cyclocross’un doğrusal bir tarihini çizmek ne yazık ki mümkün değil. Lakin ilk girişimlerin 1970’lerde başladığı, takip eden yıllarda düzenli olmasa da bazı seyrek organizasyonların düzenlendiği görülüyor. Sonrasında koca bir sessizlik dönemi var. Ardından birkaç nadir girişim daha kayıtlara geçmiş.
Bu nedenle gelecek satırlarda sizlere, saman alevine benzer girişimlerden bahsetmeye çalışacağız. Dilerseniz sözü daha fazla uzatmadan, kros bisikletinin ülkemizdeki mihenk taşlarına göz atmaya başlayalım.
İlk dönemler
“İstanbul’da ilk defa yapılan 13 kilometrelik bisiklet kros yarışmasını Enver Cihan kazanmıştır. Ataköy’de özel parkurda yapılan yarışmanın teknik sonuçları şöyledir: 1. Enver Cihan, 2. Ferhun Öğünç, 3. Hasan Terzi” yazıyor, Cumhuriyet Gazetesi’nin 2 Mart 1971 tarihli nüshasında.
İstanbul, Ataköy’de düzenlenen söz konusu kros yarışı aynı zamanda Türkiye’de koşulan ilk cyclocross yarışıdır. “Cyclocross bir ilkti ve ben de bu ilk yarışı kazanmış olmaktan dolayı çok mutluydum. Hatta gazetelere haberi çıkmıştı” diyor, eski milli bisikletçi Enver Cihan.
Yarışın düzenlenmesinde ise dönemin İstanbul İl Temsilcisi, eski Bisiklet Federasyonu Başkanı Ünal Tolun’un gayretleri vardır. Telefonla görüştüğümüz Tolun, o günleri neşeyle yad ediyor. “Bir ton da fırça yedik” diyor kahkahalarla Tolun ve devam ediyor, “Zaten ekipman kısıtlı bir de çamurda yarış mı olur dediler.”
Ataköy parkurunda inşaat başlayınca cyclocorss yarışları Maçka Parkına alınır. “O zaman Maçka Parkı terk edilmiş bir yerdi” diyor Tolun. “Parkın bir bekçisi vardı, ona biraz para verir kazma kürek parkur yapardık.”
Tolun’un anlattıklarından da anlaşılacağı üzere, kış aylarında düzenlenen kros bisikleti branşının hiçbir bisiklet yarışına benzemeyen kendine has zorlukları vardır. Söz konusu zorluklar, kros bisikleti yarışlarını sporcular için kusursuz bir kondisyon idmanı haline getiriyor. Enver Cihan anlatıyor: “Engelli yerlerden geçerken bisikletle koşuyorsun, dere oluyor bisikleti sırtına alıyor karşıya geçiyorsun. Kumda yarış koştuğumuz bile olmuştu. İnanılmaz kondisyon kazandırırdı.”

İstanbul’daki yarışın ardından cyclocross’un yavaş yavaş Türk bisikletine nüfus etmeye başladığı bu dönemlerde, bir yarış haberi de Ankara’dan gelir. Akdeniz oyunlarında yarışacak bisiklet milli takımını tespit etmek amacıyla başkentte iki günlük kros müsabakaları düzenlenir. Hal böyle olunca, Türk bisikletinin altın çocukları da kros yarışları için kolları sıvar.
“Bisiklet yarışmasında Bursa bölgesinden Rıfat Çalışkan ile İstanbul bölgesinden Ali Hüryılmaz birlikte mücadeleye girecek ve birinci olmak için mücadele edecekler” yazıyor, Ankara’dan aktarılan 6 Mart 1971 tarihli Cumhuriyet Gazetesi haberinde.
Organizasyon sayısı arttıkça yarışlara katılan il ve sporcu sayısı da yükselişe geçer. Fakat aynı şeyi seyirci sayısı için söylemek mümkün değildir. “Yarışlar şehir merkezine uzak olduğu için çok izleyici gelmezdi” diyor Enver Cihan ve ekliyor. “Sadece kışın yapıldığı için de zaten çok fazla tutulmadı. Bizler bile yol bisikleti ve yol lastikleriyle girerdik yarışlara.”
Yalovalı yıllar
Bisiklet adına atılımlar gerçekleştiren Yalova bir süreliğine kros bisikleti yarışlarının bayraktarlığını üstlenir. İlki, 24 Ocak 1977’de Yalovaspor Kulübü ile Bisiklet Federasyonunun birlikte düzenlediği kros bisikleti yarışmasına Bursa, Kocaeli, Erdemirspor ve Yalovaspor kulüplerinden 25 bisikletçi katılır. 12 tur üzerinden koşulan 15 kilometrelik yarışı büyüklerde Enver Cihan (Erdemirspor), gençlerde Kasım Asma (Yalovaspor) birincilikle tamamlar.
Yalova’daki ilk yarışın da mimarı olan Tolun o günleri anlatıyor. “İlk yarışı Çiftliköy’ün merkezinde başlayıp bitiyordu. Arkasında bir tepe vardı, orada kepçeyle patikalar, itfaiye çağırıp suyla da çamur yaptık parkura.”
77’de düzenlenen bu kros bisikleti yarışı Yalova’da filizleri yeşertmiştir. Dönemin Yalova ajanı, eski federasyon başkanı Ünal Tolun’un da katkılarıyla ertesi yıl, bu sefer daha geniş bir katılımla kros bisikleti yarışlarına devam edilir.
29 Ocak 1978’de, bu sefer start çizgisinde 30 bisikletçinin yer aldığı Yalova-Termal arasında koşulan müsabakayı Mehmet Gönenç 40.10 dakikalık, gençlerde ise 41.05’lik derecesi ile Kasım Asma galip tamamlar.
Yalova şehri cyclocross’a verdiği önemin meyvelerini bir yıl sonra İstanbul’da alır. İstanbul Kros Birinciliği adıyla, Açıkhava Tiyatrosu-İnönü Stadı çevresinde düzenlenen 12 kilometrelik yarışı büyüklerde Faik Yağcı, gençlerde Kasım Asma kazanır. Etkileyici olan ise ilk üçe giren sporcuların tamamının Yalovaspor’dan olmasıdır.

Fotoğraf: Asena Özler
Ancak Yalova dışında kros yarışlarına diğer il kulüplerinin ilgisiz kaldığını söylemek gerekir. Zira müsabakalara büyüklerde beş, gençlerde yalnızca dokuz sporcu katılmıştır. Hem kulüplerin yarışlara ilgisizliği hem de Ünal Tolun’un federasyon başkanı olmasıyla kros bisikleti yarışlarını organize edememesi bu branşın henüz daha emekleme çağındayken gözden düşmesine sebep olur.
Sonun başlangıcı
Takip eden yıllarda Gülhane Parkı ve Çamlıca parkurları kros bisikleti yarışlarına sahne olur. Lakin katılım azlığı gazetelere dahi konu olacak cinstendir. “İki takım katıldı” başlıklı 2 Şubat 1982 tarihli Cumhuriyet Gazetesi haberinde şöyle denir: “İstanbul Bisiklet Kros Yarışmaları önceki gün Anadoluhisarı ve Yeşilyurt kulüplerinin sporcuları arasında yapıldı. Öteki iki İstanbul kulübünün katılmaması ise üzüntü yarattı.”
Haberin devamında görüşlerine yer verilen usta gazeteci Levent Donduran’ın sitemi yalnız kros bisikletinin bugünü değil, Türk bisikleti hakkında da fikir verir cinstendir.
“Sporun her dalında gerek yönetim gerekse sporcu katında çatışmalar birbirine ters düşmeler vardır. Ancak bisiklet camiasındaki kopukluk, anlaşmazlık doruk noktasında… Bir uyum bir işbirliği zevki bir türlü bu camiaya yerleşemedi. Geçtiğimiz hafta içerisinde Bulgaristan Bisiklet Ulusal Takımı Başantrenörü Nenco Hristov ile yaptığımız bir söyleşiyi yayınlamıştık. Hristov’un o söyleşisinde aynen şu sözleri vardı: ‘Sizde kulüpler çok rahat, isteyen katılıyor istemeyen katılmıyor. Bu dünyanın hiçbir yerinde yok…”
Hristov haklıydı. Ve haklı oluşunu o gün düzenlenen kros bisikleti yarışmalarında gördük.


