SAYGI TURU | GRAN FONDO SCARPONI

SAYGI TURU | GRAN FONDO SCARPONI

Yazı FELIX LOWE  Fotoğraf MIKE MASSARO

Sokaklar Astana’nın mavi ve sarısı ile ışıl ışıl ve her bisiklet mağazasının vitrininde, “Filottrano Kartalı” Michele Scarponi’nin tebessüm eden bir fotoğrafı asılı. Şehir merkezine giden kemerin her iki tarafına da bisikletçinin dev bir resmi asılmış. İtalya’nın doğu yakasındaki Mache bölgesinde bulunan Scarponi’nin doğduğu kenti pedallayarak gerimizde bırakırken, kentteki evlerin garaj kapılarına balonlar yapıştırılmış. 

Sokaklar pankartlarla bezenmiş: “Scarpa – seninleyiz”, Michele – her zaman düşüncelerimizdesin”, “Kartal burada doğdu… Michi kanat çırpmaya devam ediyor”, “Grazie capitano”. Katıldığım Gran Fondo yarışları arasında en duygusal ve adrenalin yükleyen başlangıç. 

Bisikletin Peter Pan’i

Bir yıl önce Michele Scarponi cumartesi günü güneşli bir ilkbahar sabahında çıktığı toparlanma sürüşünde kendine bir aracın çarpması sonucu yaşamını yitirdi. Kaza, Scarponi adına düzenlenen etkinliğin başladığı kentten, bizi çıkartacak olan yolun hemen bir üst paralel sokağında meydana geldi. 

Yanımda iki yıl önce Londra’yı eşi ile birlikte yakınlarda bir mobilya mağazası açmak için İtalya’ya taşınan dostum Mike var. Mike ile bir yandan manzarayı seyre dalarken, bir yandan da burada pedal basma kararı alarak ne denli doğru bir tercihte bulunduğumuzu konuşuyoruz. 

Şık Toskana ve Umbria bölgeleri ile çevrili olan ve Apeninler ile Adriyatik Denizi arasında yer alan kırsal Marche, İtalya’nın gizli mücevherlerinden biri. Marche yüksek katılımlı Gran Fondo sürüşlerinin geleneğe dönüştüğü bir yer. Profesyonel kariyerini noktaladıktan sonra, antrenmanlarını gerçekleştirdiği yollarda amatör bisikletseverler için özel yarış düzenleme fikri Scarponi’nin her daim aklında olan bir fikirmiş. 

Mike dün Scarponi’nin de uğrak mekanlarından biri olan, Filottrano’nun merkezindeki meydanda bulunan Caffè Wally’de kahve içerken bisiklet sürüşlerinde sıklıkla denk geldiği yerel oğlan Scarponi’yi anlattı. “O yetenekli bir bisikletçiydi ama ailesine düşkünlüğüyle nam salmış bir aile babasıydı ve eğlenceli, sevecen, özverili bir takım arkadaşı olarak tanınırdı” diyor Mike. Gazeteci Daniel Friebe ise bir yazsında Scarponi’yi bir çeşit “Peter Pan” figürü ve “zaferlerden ziyade arkadaşlıklar biriktiren koleksiyoncu” olarak resmetmişti.

Scarponi’nin evinin önünden geçeli çok olmadı ve yolun kirli iki sektöründen ilkine yaklaşıyoruz. Yol selvi ağaçları ile kaplı bir tepenin doruğuna doğru daralıyor ve tırmanış başlarken önümüzde uzayıp giden yolun renkli çizgisini görebiliyoruz. Sürücülerin tekerlerinden toz kalkmıyor olabilir ama bu deneyim Strade Bianchi’de yarışma hissine en yaklaştığım an. 

Yol yükseldikçe bacaklarım kendini iyi hissediyor ve kendimi önümdeki bisikletçileri birer birer geçerken buluyorum. Siena’ya giden Strade Bianchi galibi Tiesj Benoot gibi tozları yutuyorum (ya da kendimi öyle hayal ediyorum). Beyaz yollar bana kendi halinde bir kahraman hissi veriyor ve Mike’ı çoktan koparmama rağmen hız kesmeden pedal çevirmeye devam ediyorum. 

Kısa ama dik tırmanış üçlemesi – Monte Roberto, Cupramontana ve Montevello – grubu parçalara ayırıyor. Zeytinlikleri ve Castelbellino’yu geçerken kendimi göstermiş olduğum tırmanış performansından dolayı tebrik ediyorum. Önümde ise 135km’lik uzun parkurun en zorlu testi Monte San Vicino’nun kubbeli zirvesi var. 

Git! Git! Git!

Bisiklet üzerinde haddinizin bildirilmesi için ufak bir küçük düşürme gibisi yoktur. Önceleri güçlü hissettiğim bacaklarla binicileri koparırken, ilk besleme bölgesinden kısa bir süre sonra zayıflık emareleri hissediyorum. Mario Cipollini’ye layık trenler halinde diğer yarışçılar jant uğultuları arasında beni geçiyorlar. Enerjim gittikçe azalıyor. Sonradan öğreniyorum ki, aslında beni geçenler 90km’lik kısa parkurda yarışan üst düzey amatör bisikletçilermiş.

Onlar “Hız! Hız! Hız!” diye sızlanan çocuklar gibiler. Hatta onlar (İtalyan Gran Fondo yarışları hakkında okuduklarım ışığında söylüyorum) manzaraya bakmaksızın kafaları önlerinde boş jel paketlerini fırlatan tarzda yarışçılar. 

Cennet hayatı yaşatan doğal kırların jel ve bar paketleriyle lekelenmesini görmekten duyduğum rahatsızlık, birkaç kilometre sonra Castreccioni Gölü’nün ışıltılı suları tarafından yatıştırılıyor. Köprüde klinik yarışçıları geride bırakıyor ve uzun rotanın fazladan 45km’lik döngüsüne başlıyorum. Birden kendimi yeniden yalnız hissediyorum ama bu yalnızlık sorun yaratmıyor, çünkü yalnızlığım aynı zamanda gölün kenarında bulunan vadinin pastoral güzelliğini doyasıya tatma şansı veriyor bana. 

Gelincikler, düğünçiçekleri, mor devedikenleri ve diğer bahar çiçekleri dalların yaprakları arasından geçen aynı esintiyle salınıyor. İtalya’yı daha önce hiç bu kadar yemyeşil görmemiştim. Ağaç yapraklarının çıkardığı ses kuşların cıvıltılarını kesiyor; kertenkeleler çalıların arasında kaçışıyor; vahşi atlar yeşil tarlalarda hızlıca yürüyor; koyun ve keçiler her adımda boyunlarındaki çandan çıkan şıngırtı eşliğinde özgürce otluyor. Küçük bir köyden geçerken bahçesini sulayan adamın beni ıslatması çok zaman almıyor. Scarponi’nin neden çok fazla gülümsediğine şaşırmamak lazım. Eğer buralar benim doğduğum topraklar olsaydı ben de daha neşeli bir insan olurdum. 

Etrafımı çevreleyen güzellikler tarafından mest oluyorum, ta ki bir virajı aldıktan sonra Monte San Vicino tırmanışına geldiğimi fark edene kadar. İki yıl önce Tirreno-Adriatico’nun 5’inci etabının 1,208m irtifadaki bu patlayıcı zirvede son bulması planlanıyordu; ancak ağır bir kar fırtınası etabın iptal edilmesine açtı. Bugün böyle bir ihtimal yok. Nisan sonlarını yaşadığımız şu aylarda hava ekstrem derecede sıcak. 

İlk açlık hissi tırmanışın neredeyse yarısına gelmeden vuruyor ve beni durmaya, bir şeyler yemeye, su bidonlarımı doldurmaya zorluyor. Yeniden yola koyulmakta gerçekten zorlanıyorum. Yolun şu ana kadarki bölümünde her zaman hazırda bir vitesim oluyordu ama bu tırmanışta bir sonraki vitesi aramak için nafile şekilde vites kolunu içe bastırıyorum. 

Yavaş yol aldığım tırmanışta mavi mayolarıyla bir takım oldukları belli iki sakallı erkek bisikletçi ile (baba ve oğullar) ortaklık kuruyoruz. Sakalı diğerine oranla daha beyaz olan ikiliden daha yaşlı olanı, zor durumda ve hatta bazen durmakta. Yine de oğlu babasını cesaretlendirmek için onun yanında kalıyor ve onu eğimin en yüksek olduğu % 16’lık rampada ittiriyor. Bu özverili hareket çok dokunaklı

Canfaito’nun kayın ormanına girdiğimde sıcaklığın düşmesinden kaynaklı bir ferahlama hissi geliyor; kuru etlerin, peynirlerin, meyvelerin ve keklerin beklediği zirvede bulunan beslenme alanına doğru uzanan yolculuğuma devam edebilmek için bir destek. 

Kısa parkuru tamamlayarak finiş noktasına ulaşan Mike’dan bir mesaj aldığımda inişe henüz yeni başlıyordum. Güzel bir kadeh içeceği hak ettik diyordu mesajında Mike ve bitiş çizgisinden geçerken göz yaşlarını tutmak için kendini zor tuttuğunu belirtiyordu. Mike bitiş kentinde yaşayan ailelerin bisikletçilere desteklerini sunmasından dolayı hayrete düşmüş. “Michele’nin yollarında geçirdiğimiz zorlu bir günü noktalamanın en dokunaklı ve muhteşem yolu” diyor Mike.

Kısa parkuru tamamlayarak finiş noktasına ulaşan Mike’dan bir mesaj aldığımda inişe henüz yeni başlıyordum. Güzel bir kadeh içeceği hak ettik diyordu mesajında Mike ve bitiş çizgisinden geçerken göz yaşlarını tutmak için kendini zor tuttuğunu belirtiyordu. Mike bitiş kentinde yaşayan ailelerin bisikletçilere desteklerini sunmasından dolayı hayrete düşmüş. “Michele’nin yollarında geçirdiğimiz zorlu bir günü noktalamanın en dokunaklı ve muhteşem yolu” diyor Mike.

Şu anda günümün tamamlanmasına tam 40 kilometrelik bir mesafe var ve moralim yavaşça azalıyor. Apiro kenti gerimde kalan gölün manzarası kadar görkemli, ama ben hala yalnızım. Pedal basış hızım bacağımdaki ağrıyı dağıtmak için egzersiz moduna düşüyor. Sürüşe bağlı olarak bacaklarımdaki ağrı bacaklarımdan sırtıma geçiyor ama ağır hep bir yerlerde var. Sonunda, neden burada olduğuma odaklanmak beni kendime getiriyor.

Fantezi uçuşu

Scarponi’yi düşünürken aklım, onun maskot papağanı Frankie’ye takılıyor. Egzotik kuş, Scarponi’ye yakın bir yerleşim yerinde yaşıyor ve Scarponi’yi antrenman sürüşlerinde takip ediyordu. Belki de Scarponi’ye duyduğu yakınlık, tüylerinin Scarponi’nin mavi ve sarı renkteki mayosuyla eşleştiği içindi, kim bilir. Aynı mayoyu bugün ben de giyiyorum.

Pro mayo giymeyle ilgili kuralı biliyorum ve şunun farkındayım ki eğer bir takımın papağanı olsaydım, bu Astana olmazdı (belki yalnızca Cadılar Bayramı’nda). Ancak takımın Scarponi’nin trajik ölümünü yönetiş biçimi – bugün katılımcılara Astana mayosu dağıtmayı düşünmeleri de dahil – oldukça etkileyici. 

Bu yüzden Astana renkleri içerisinde olmaktan gurur duyuyorum, ama aynı zamanda Michele’in eski antrenman partnerini yanıma çekebileceğime dair kendini beğenmiş bir umut taşıyorum. Bir noktada, kendi gölgemin üstünde uçan bir kuş silueti yola düşüyor ve bir kuşun kanat çırpış sesini duyuyorum. Bir anda kendimi bağırırken buluyorum.

“Frankie! Frankie!” Ama gökyüzüne baktığımda gölgesini gördüğüm kuşun, heyecanımı boşa çıkaracak koca bir kara kuş olduğunu fark ediyorum. Sonradan öğrendim ki Frankie sabah saatlerinde kalabalığı selamlamış. Dostunun ölüm yıl dönümünde start çizgisine gelen Frankie, Scarponi’nin eski sportif direktörü Zanini’nin omuzuna konmuş. Zanini gün sonunda, Frankie’nin start noktasında kendine ve takım mekanikeri Federico Borselli’nin yanına geldiğini” söylüyor. “Son derece duygusaldı, bilmiyorum ama böyle bir tesadüf insanı düşünmeye itiyor” diyor Zanini.

Böylesi duygu yüklü bir organizasyon olmasına rağmen bazen sürüşün bir an evvel bitmesini dilediğiniz noktalar oluyor. Cingoli tepesindeki kasabaya zalim bir yoldan çıktıktan sonra aynı his beni yakalıyor. Zaten dayanıklılık sınırında olan binicilerin yüzlerine Cingoli tepesi sert bir tokat gibi çarpıyor. Neyse ki işte tam bu noktada kurtarıcım Andrea’yla tanışıyorum.

İnişten sonra vadide takım halinde çalışıyoruz. Andrea yakındaki Senigallia’da bir plaj tesisi işletiyor ve kusursuz İngilizce konuşuyor. Andrea’nın arkadaşı tekerlek patlatmış ve böylece Andrea yalnız başına kalmış. Onunla konuşmak kendi yaşadığım zorluğu unutturuyor ve günün son yokuşu Filottrano’ya ulaşmadan önce Andrea bana Scarponi’nin kendisi için ne anlam ifade ettiğini anlatıyor. 

“İtalya’nın bu bölümünden çok fazla meşhur insan çıkmıyor, bu nedenle Michele gerçekten göze çarpan bir figürdü” diyor Andrea. “Ancak Michele aynı zamanda son derece alçakgönüllü ve herkese gülücükler saçan bir insandı. Burada yaşayan bisikletçilerden herhangi biri, herhangi bir zaman diliminde onunla sürüş yapabilirdi – bu da onun ölümünün neden büyük bir şok dalgası yarattığını açıklıyor. 

Filottrano’ya doğru yaklaştıkça, bir ay önce Tirreno-Adriatico’nun 5’inci etabında Adam Yates’in zafere giderken bu yollarda (çok daha hızlı olsa da) aynı yolculuğu yaptığını anımsıyorum. Çok değil, bir ay sonra da Yates’in ikiz kardeşi Simon, Maglia Rosa üzerindeyken bu yolların üzerinde bulunan Osimo’da Giro’nun 11. etabını kazanacaktı.

2016 yılında Vincenzo Nibali 2016 Giro’yu tüm rakipleri karşısında kazanırken – büyük ölçüde bunu Scarponi’nin sadakatine borçluydu – etap sonunda takım arkadaşlarının heykellerinin dikilmesi gerektiğini söylemişti. Popüler bir figür olan Scarponi bir yıl sonra sevdiklerinin arasından zalim bir kaza nedeniyle ayrıldı, Gran Fondo Scarponi ise – her yıl düzenli olarak organize edilmesi planlanıyor – onun hak ettiği heykeli olabilir. Kartal başka bir yaşama kanat çırpmış olabilir, ama o hala hayatımızda.  

Benzer Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir