Bizimle iletişime geçin

Turlar

KRAL YOLU | TERMESSOS

Tarihi kentler, portakal kokuları, sevimli köyler ve küle dönmüş bir orman. Cyclist Türkiye, sizleri Tour of Antalya’nın geçen yılki üçüncü etabına davet ediyor

Yazı ÖZGE SEÇKİN Fotoğraf TARIK GÜL

Helenistik dönemde, Bergama Kralı II. Attalos bir gün askerlerine, ‘Gidin ve bana yeryüzündeki cenneti bulun.’ der. Askerlerinin gösterdiği yeri beğenen II. Attalos, bölgenin stratejik dönemini dikkate alarak buraya bir liman şehri kurdurur ve kent, kurucusu Attalos’un adına binaen “Ataleia” ismini alır. Şehrin adı eski Arap kaynaklarında “Antaliye”, Türk kaynaklarında ise “Adalya” olarak geçer. 20. yüzyılın ilk çeyreğinden başlayarak ise kent “Antalya” olarak adlandırılır.”

Her döneme ait tarihi bir iz taşıyan kentin yeni heyecanı, “Antalya’nın tarihi güzellikleri” temasıyla bu yıl da Tour of Antalya olacak. 21 Şubat’ta ikincisi düzenlenecek UCI’ın uluslararası yol bisikleti takviminde 2.2 kategorisinde yer alan yarışın son gününde ise bisikletseverleri bir Gran Fondo bekliyor.

Cyclist Türkiye olarak geçtiğimiz yıl Akra Gran Fondo uzun rotasını dergimiz sayfalarında sizinle paylaşmıştık. Bu yıl ise Salcano Yerli Tur kapsamında, 21 Şubat’ta start alacak yarışın 91,8 kilometrelik üçüncü etabı Perge-Termessos’a konuk oluyoruz. Antalya’nın Aksu ilçesinde bulunan Perge Antik Kenti’nde start alacak ve Termessos milli parkında bitecek kraliçe etapta bisikletçileri, güneyin eteklerinde başlayan portakal kokulu antik bir yolculuk bekliyor.

Şansımıza, proların 23 Şubat günü pedallanacak etabının keyfine bizler ise Salcano Yerli Tur kapsamında öncesinde varacağız. Elbette, Tour of Antalya’nın en zorlu etaplarından birini geçerken yalnız değilim. Rota boyunca Unicycle’dan Emre Abadan bana eşlik edecek.   

Parkuru turlamaya başlamadan önce, İstanbul’dan 698km, Ankara’dan 479 ve İzmir’den 461km uzaklıkta bulunan, Perge Antik Kenti’ne ev sahipliği yapan Antalya’nın Aksu ilçesinde bir gezintiye çıkıyoruz. Aksu ilçesi, geçmişi M.Ö. 1200 yıllarına dayanan oldukça tarihi bir bölgede bulunuyor. Bugün ilçenin kurulu olduğu bölge; Helen, Roma ve Bizans dönemlerine ev sahipliği yapmış ve buna bağlı olarak pek çok antik kalıntıyı da bünyesinde barındırıyor. İlçede turizm önemli bir gelir kaynağı.

Bunun yanı sıra, Akdeniz ikliminin görüldüğü ilçede tarım yerel halkın önemli geçim kalemlerinden. Perge’yle birlikte Kurşunlu Şelalesi gibi doğal bir güzelliğe de ev sahipliği yapan ilçede, ilgi çeken bir diğer tarihi yapı “Ağalar Camii”. Yapıyı ilginç kılan ayrıntı ise caminin, 1800’lü yılların başında, Perge Antik Kenti’nin taşlarıyla inşa edilmiş olması. Özellik, teknik ve malzeme açısından Türkiye’nin sayılı camilerinden olan yapı, antik döneme ait taşlardan yapılmış olmasına karşın, günümüze dek sapasağlam bir şekilde ayakta kalmayı başarabilmiş.

Tarihi yolculuk

Parkur turumuza, Antalya şehir merkezine 18 kilometre uzaklıkta bulunan Perge Antik Kenti’nin girişinden başlıyoruz. Parkura başladıktan kısa bir süre sonra bizi, güneyin eteklerine inşa edilmiş Yunan – Roma tarzı dev bir antik tiyatro karşılıyor. Tiyatrodan şehre giden asfalt yolun sağında ise eski çağlardan günümüze dek kalmayı başarmış ve oldukça iyi korunmuş bir stadyum görülüyor.

Perge Antik Kenti’nin kimi kaynaklarda Troia savaşlarından sonra kurulduğu ifade edilse de Hitit tabletlerinde Perge adının geçmesinden, buranın daha öncelerde kurulmuş bir kent olduğu anlaşılıyor. Perge’de ilk yerleşim bölgenin kuzey tepelerine kuruluyor, ancak zamanla pek çok antik kentte olduğu gibi güneye doğru diğer alanlara da yayılarak büyüyor. M.S. 1. yüzyıldan itibaren Perge, Roma İmparatorluğunun oluşturduğu yeni dünya düzenine uyum sağlayarak sadece bölgenin değil, tüm Anadolu’nun en düzenli Roma dönemi kentlerinden biri olarak kabul ediliyor.

Müze haline getirilmiş antik kentin tamamını gezmek, kentin içinde bulunan sütunlu caddeyi, su kanallarını, surları, mozaikleri ve diğer tüm yapıları görmek isterseniz 35TL karşılığında haftanın her günü ziyaret etmeniz mümkün. Perge’nin antik güzelliklerini geride bırakarak yolumuza devam ediyoruz. Kış sezonu olmasından dolayı şehir genel olarak sakin. İlçenin kendi halkı dışında tek tük yerli ve yabancı turiste rastlıyoruz.

Ilıman ikliminden dolayı özellikle kış aylarında pek çok yerli, yabancı bisiklet takımının kamp yapmaya geldiği, yarışlarda da sıklıkla kullanılan bir rota olan Antalya’nın her yerinde halk bisikletçilere alışık. Haliyle bizi gördüklerinde şaşırmıyor, aksine mutlaka selam verip el sallıyorlar.

Yol boyunca köylerin içinden geçerek ilerliyoruz. Yolun sağında ve solunda mis gibi kokularıyla portakal, mandalina, limon ve zeytin ağaçları karşılıyor bizi. Sıra sıra dizilmiş ağaçlar, birer sanat eseri gibi görünüyorlar. Durup birkaç tane toplamak istediğimizde ise köyün delikanlı köpekleri bizi bu kararımızdan hızla vazgeçiriyor. Sürmeye devam ediyoruz. İstanbul’un buz gibi havasından sonra Antalya’nın öğle saatlerinde 18 dereceyi bulan ılık havasında sürdükçe süresimiz geliyor bisikletlerimizi. Bu sayede yaz özlemimizi biraz da olsa dindiriyoruz.

Yüzümüze vuran güneşin sıcaklığıyla pedal çevirmeye devam ederken korku filmlerini aratmayacak bir kesitle karşılaşıyoruz. Yemyeşil ormanlık alanlardan sonra sağımız ve solumuz yanık izleriyle kaplanıyor. Küle dönmüş simsiyah ağaçların hala ayakta durmakta ısrar eden hali bizi hem şaşırtıyor hem de üzüyor. Sonradan öğreniyoruz ki, Temmuz 2018’de bölgede çıkan orman yangınında toplamda yaklaşık 40 hektar alan küle dönmüş. Yangın yeri bize yeşilin değerini bir kez daha hatırlatıyor ve içten içe buna sebep olanlara kızarak yolumuza devam ediyoruz.

10 kilometre kadar sürdükten sonra sağa doğru dönüyor ve Aksu ilçesinin Alaylı mevkiinde üçüncü kategori bir eğimi tırmanmaya başlıyoruz. Çok uzun olmayan orta derece bir tırmanıştan sonra yolumuz inişli çıkışlı, yer yer de düzlüklerde devam ediyor. Anayoldan sola doğru dönünce tertemiz asfalt ve geniş emniyet şeridiyle yeni çevre yoluna giriyoruz.

Çevre yolunda ilerlerken bir yandan da Emre’yle sohbet ediyor, yarışa dair öngörülerimizi paylaşıyoruz. İkimiz de rüzgarın sertleştiği ve neredeyse 35-40 kilometre kadar devam eden bu temiz asfaltlı, düz yolda tırmanışçıların epey yıpranacağı konusunda Emre ile hemfikiriz. Çevre yolunu bitirip Döşemealtı mevkiine doğru dönüyoruz. Kısa bir ihtiyaç molasının ardından, anayoldan Termessos’a doğru sürmeye devam ediyoruz.

Yollar, araç trafiği bakımından oldukça sakin. Çevre yolunda şehirlerarası yolculuk yapan otobüs ve kamyonlar bizi biraz zorlasa da Döşemealtı’nda sürdüğümüz anayol, bu anlamda nispeten daha güvenli. Yolun sağında, solunda ve karşısında zirvesi karlı dağlar, tepeler uzanıyor ve yemyeşil ormanlık alanlar yol boyunca devam ediyor. Özellikle yamaçlarına güneşin vurduğu Toros dağlarının haşmeti bizi büyülüyor.

Nihayet Termessos’tayız

Nihayet, etabın merakla beklediğim sektörü olan Korkuteli yolunun 12. kilometresindeki ışıklı kavşaktan sola, Termessos’a doğru dönüyoruz. İkimiz de hem buraya ilk kez geldiğimiz hem de bisikletle geçeceğimiz için çok heyecanlıyız. Termessos bir milli park ve girerken belli bir ücret ödemek (6 TL) gerekiyor. Ancak o şekilde içeriye girebiliyorsunuz. Girişte piknik alanları mevcut.

Gişeden alabileceğiniz bir broşürle milli parkın detaylı yerleşim planına da göz atabilirsiniz. Biz de milli parka girebilmek ve yarışın son kilometrelerini tırmanabilmek için gişeye yönelip görevliye içeri girmek istediğimizi söylüyoruz. Ancak görevlinin şaşkın bakışlarıyla karşılaşıyoruz o an: “Bisikletle oraya çıkabilecek misiniz ki?” Kahkaha atmamak için kendimizi zor tutarak birbirimize bakıyoruz. Görevli halimize çok üzülmüş olacak ki bizden giriş ücreti de talep etmiyor ve bariyerleri açarak içeri girmemize izin veriyor.

Ancak bir sorunumuz var. Saat 16.10. Kapıdaki görevli saat beşe kadar çıkmamız gerektiğini, parkın kapanacağını söylüyor. Yani 9 kilometrelik, ortalama %6 eğimli birinci kategori bir tırmanışı bitirip tekrar aşağı inmek için sadece 50 dakikamız var. Yolda bizi nasıl bir zorluğun beklediğini dahi düşünmeden tırmanmaya başladık. Yaklaşık olarak dokuz kilometrede 500 metrenin üzerinde irtifa kazancına ulaşacağımız Termessos’ta zorlu ama müthiş bir yol bizi bekliyordu.

Anadolu’daki arkeolojik yöreler açısından bakıldığında, en iyi şekilde korunmuş antik şehirlerden biri olan ve milli parka adını veren Termessos; Antalya’nın kuzeyinde geniş düzlükler meydana getiren traverten basamaklarından sonra yükselen, Torosların Güllük Dağı yamaçlarında, deniz seviyesinden toplamda yaklaşık 1050m yükseklikte yer alıyor. Zirveye varıncaya dek hiç durmadan tırmandığımız yarış parkurunun bu kısmı, şüphesiz sürüşün en kırıcı noktası.

Tarih ile tabiatın bir arada olduğu Termessos’ta, pedalı her çevirişimizde durup uzun uzun etrafı seyretmek istiyoruz. Her metresinde ayrı bir güzelliğin olduğu Termessos tam anlamıyla saklı bir cennet.

Yolun ilk kilometresinde yemyeşil ormanlık alanlar bizi karşılıyor ve 113 kuş türünün olduğunu öğrendiğimiz milli parkta, ağaçlardaki kuş seslerinin eşliğinde sürmeye başlıyoruz. Soğuk asfaltlı, yer yer çukur ve tümseklerin olduğu yol, tırmanışı daha zorlu hale getirse de etrafta gördüklerimiz tüm sıkıntıları unutturuyor. Birkaç sert viraj döndükten sonra ormanlık alan arkamızda kalıyor ve sağ tarafımızda belki de hayatımız boyunca hiç görmediğimiz büyüklükte kanyonlar ve derin vadiler beliriyor. Solda ise sarp kayalıklar ve kayalıkların içinde yükselen kanallara, surlara, kapılara ve kemerlere hayranlıkla bakarak tırmanmaya devam ediyoruz.

Zirveye yaklaştıkça hava soğumaya başlıyor. Az önce terlediğimiz sıcak hava yerini buz gibi çarpan soğuğa ve üşümekten uyuşan ellere bırakıyor. Finale az bir mesafe kala beynimize açlık sinyalleri göndermeye başlayan midemizle yer yer ortalama %11’i bulan eğimleri ve sert virajları aşarak finiş noktasına ulaşmaya çalışıyoruz.

Bu sırada yolumuzu bir görevli kesiyor ve saatin beşe yaklaştığını, 10 dakika içinde milli park alanından çıkmamız gerektiğini söylüyor. Ancak bizim buraya kadar gelmişken finiş noktasına varmadan dönmek gibi bir niyetimiz yok elbette. O yüzden kendisinden biraz daha zaman istiyor ve “Kral Yolu”nu takip ederek tırmanmaya devam ediyoruz. Kral Yolu, şehir duvarlarının yanından düz bir istikamette şehir merkezine kadar uzanıyor. 

Yolun her metresinde tarihi ya da doğal bir güzellik ile karşılaşmak mümkün. Kayaların içine oyulmuş kapılar, duvarlar,  sarnıçlar, mezarlar, el değmemiş taş kalıntılar, kemerler gerçekten görülmeye değer. Diğer yandan, doğanın eşsiz bir mucizesi olan Torosların etkileyici manzarasıyla baş başayız. O an üzüldüğümüz tek nokta vaktimizin kısıtlı olması. Daha önce Ankara Kalesi’nde, kapanış saatini kaçırdığı için kapalı kalmayı başarmış biri olarak milli parkın üzerimize kilitlenip gitmesi düşüncesi pek de imkansız gelmiyor. Ve itiraf etmeliyim ki, bu talihsiz tecrübem beni epey panikletiyor.

Sonunda, antik kent merkezi görünmeye başlıyor. Tour of Antalya’nın üçüncü etabının bitiş noktasına varmak üzere olduğumuzu anlıyoruz. Yol boyunca gördüğümüz tüm güzellikler yolun sonunda da devam ediyor. Tırmanarak bitirdiğimiz yolun solunda geniş bir alana yayılmış agorayı, mezarları ve taş kalıntıları görüyoruz.

Agoranın hemen solunda bulunan ve yaklaşık 4000-5000 seyirci kapasiteli Termessos Antik Tiyatro, Roma tiyatrolarının en sağlam ve en güzel örneklerinden biri olarak Termessos milli parkta mutlaka görülmesi gereken bir diğer ayrıntı.

Bir yandan dinlenip bir yandan da etrafı seyrettiğimiz sırada yanımıza yaklaşan görevli, artık çıkmamız gerektiğini ve saatin beşi geçmiş olduğunu hatırlıyor. Buradaki güzellikleri uzun uzun seyredemediğimiz için üzgünüz ama üzerimize ceketlerimizi geçirip şehir merkezine doğru inişe geçmek de ayrı bir keyif.

Tarihi bir noktadan tarihi bir diğer noktaya ulaşan Tour of Antalya’nın üçüncü gününde proları izlemek için şimdiden sabırsızlanıyorum. Nitekim, tarih 23 Şubat’ta bir kez daha yazılacak ve bu sefer Tour of Antalya olarak adlandırılacak.

Perge-Termessos

Toplamda 8.7 km uzunluğundaki ve toplamda %6 eğim ortalamasına sahip ikinci kategori olarak konumlandırılan tırmanışın başlangıcı nispeten daha az eğimli. Ancak zirveye yaklaştıkça eğimleri ortalama %8 ile %11 arasında değişerek sertleşiyor.

Tırmanış esnasında göreceğiniz tarihi ve doğal güzellikler, eğimlerin etkisini bir nebze de olsa azaltırken, zirvedeki antik kent sizi büyüleyecek ve tüm yorgunluğunuzu unutacaksınız.

Nasıl gittik?

Antalya’nın Aksu ilçesinde bulunan Perge Antik Kenti’ne, Anadolu Yakası’ndan D675 kara yoluna bağlanarak Bozüyük, Bilecik, Kütahya, Afyonkarahisar ve Isparta üzerinden yaklaşık 9,5 saatte (745 km) gittik.

Bu yazı daha önce Cyclist Türkiye Şubat 2019 sayısında yayınlanmıştır.

E-Posta Bülteni

E-Posta bültenimize abone olun, en son haber ve röpörtajlardan ilk sizin haberiniz olsun!

Yorumlar için tıklayın

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Öne Çıkanlar

“ÇOK TERLEME YAVRUM HASTA OLURSUN”

Editoryal

AHMET ÖRKEN, KORONAVİRÜS MÜCADELESİNE DESTEK OLUYOR

Haberler

BİSİKLETLİ MACERALARINIZI KAYIT ALTINA ALIN | EN İYİ AKSİYON KAMERALARI

Editoryal

MAKSİMUM NABIZ ÇIKMAZI

Editoryal

Bağlan
E-Posta Bülteni

E-Posta bültenimize abone olun, en son haber ve röpörtajlardan ilk sizin haberiniz olsun!