Bizimle iletişime geçin

Profiller

RÜZGARIN KIZI

Dünyanın çevresini bisikletle en hızlı dolaşan kadın olan Juliana Buhring, geçtiğimiz aylarda İstanbul’daydı. Engelleri aşan ve sarsılmaz duruşuyla kadınlara örnek olan Juliana Buhring ile bisikletin özgürleştirici yanını, hayatını nasıl değiştirdiğini konuştuk

Röportaj ZEYNEP ARAPOĞLU  Fotoğraf  TARIK GÜL

Bisiklet hayatına nasıl girdi?

Bisikletle dünyanın çevresini dolaşmaya karar vermeden önce bisiklet günlük hayatımın bir parçası değildi. Hatta hiç bisiklet kullanmıyordum. Özetle spor yapan veya bisiklete binen bir insan değildim. Bisikletle dünyanın çevresini dolaştıktan sonra bir bisikletli oldum. Bisikletin üzerinde o kadar çok zaman geçirmiştim ki bir bisiklet bağımlısına dönüştüm.

Dolayısıyla o noktadan sonra bisiklete binmemek mümkün değildi. Böylece, bisiklet varlığımın bir parçası haline geldi. Şimdiyse eğer bisiklete binemiyorsam hayatımda bir şeyler eksik kalıyor. Bisiklet doğal yollarla hayatıma girdi ve hayatımın bir parçası oldu. Bisiklete binmeye başladığınızda, bağımlı oluyorsunuz ve bisiklete binmeyi bırakamıyorsunuz. Zaten bir süre sonra bisiklete binebileceğiniz fırsatlar yaratmaya başlıyorsunuz. 

Sen olabilecek en zor şekilde, dünya çevresini dolaşarak, üstelik bunu bir dünya rekoruyla taçlandırarak bisikleti hayatına dahil etmeyi başardın? Fakat herkes bu yolla başlamıyor.

Ben aşırı uçlarda yaşayan bir insanım. Şöyle dedim; “Bisiklete mi binsem, ah belki de bisikletle dünyanın çevresini dolaşırım (gülüyor)”. Genel olarak hayatımda bir şey yapmaya karar verdiğimde ondan biraz değil, olabilecek en fazla şekilde yapmaya gayret ederim. Sınırları ararım, azar azar başlamak yerine büyük adımlar atarım.

Seni farklı yapan özelliklerinden biri mi bu?

Her zaman çok iyi sonuç vermiyor. 

Sosyal medyada influencer – etki altında bırakan – olarak tanımlanan insanlardan biri olmayı seçmedin. Ancak yaşam biçimin öyle, en azından benim için. Instagram hesabının adı ‘2wheelsdoubletrouble’. Neden çifte sorun (double trouble)?

Çünkü iki, çift demek ve ben bisiklet sürerken bir çift sorunum. Ben ve bisikletim, sorunun ikiyle çarpımı demek. 

Neden bir sorunsun?

Çünkü her zaman sorunun içinde buluyorum kendimi. Şanssızım demek istemiyorum, ancak bisiklet sürüşlerim hep bir macera tadında ve her zaman sorunlar yaşıyorum. Bisikletimi çarpıyorum, bisikletten düşüyorum, hasta oluyorum, ölüme yaklaşıyorum veya çok dramatik bir olay yaşıyorum. Bu bir çeşit espri gibi aslında. 

Peki yarışmak mı, seyahat etmek mi, keşfetmek mi?

Seyahat etmek ve keşfetmek benim için tamamen eş anlamlı. Sanırım yarışmaksa kendimi ve sınırlarımı daha iyi keşfetmek için kullandığım bir yol. Çünkü yarıştığınız zaman, normalde gidebileceğiniz mesafeden daha fazlasını gidebilmek için kendinizi zorluyorsunuz. Yarışlar, yapabileceklerimin sınırlarını öğrendiğim bir platform benim için. Kendim hakkımda çok fazla şey öğrendim ve sanırım limitlerimi gördüm. Böylece yarışmak bana öğrenmek istediğim şeyi verdi. Belki de bu yüzden yarışmak artık bana aynı tadı vermiyor.

Kısacası yarışmaya eskisi kadar ihtiyaç duymuyorum. Bisikletle dünyayı, yeni ülkeleri, yeni maceraları keşfetmek yarışmaktan daha fazla zevk veriyor. O yüzden yolda durup insanlarla sohbet etmek, çevreyi hissetmek ve yeni yerler görmekten daha fazla keyif alıyorum. Ve bunu her şekilde uzun mesafe sürüşlerde bulabiliyorum.

Bisiklete binen bir başka kadın görmek senin için ne ifade ediyor?

Çok mutlu oluyorum. Bisiklete binmeye yeni başladığım zamanlarda, Türkiye’deki gibi Güney İtalya’da da bisiklete binen bir kadın görmek sık rastlanır bir durum değildi. Hatta şimdi bile yaşadığım yerde bisiklete binen tek kadın benim. Büyük gruplarla hep erkekler bisiklet sürüyor. Bisiklete yeni binmeye başladığım dönemlerde hiç bisiklete binen kadın görmedim. Uzun mesafe bisiklet sürüşleri yapmaya başlayan, dünyanın çevresini bisikletle dolaşan “ultra-cycling” [uzun mesafe bisiklet sürüşleri] dünyasına giren ilk kadın oldum.

O zamandan bugünlere ise daha fazla kadın yarışlara katılıyor. Gerçekten güçlü kadınlar, inanılmaz mesafeler yaparak erkekleri geçiyorlar. Ben de artık daha fazla kadının katılması için orada olmama gerek kalmadığını düşünüyorum. Yeni nesil için artık çok sayıda rol model bisikletli kadın var. Gittikçe büyüyen bir çığ gibi ilerlemeye başladı bence. Bu yüzden bisikletli bir kadın görmek, bir kadının bisiklet sürmeye başladığını görmek beni çok mutlu ediyor. 

Kadınlar olarak bisiklet bize harika bir özgürlük duygusu veriyor. Saf bisiklet sürüyor olmak, bisikletin üzerinde olmak, mutluluk ve özgürlük hissi… Bisiklet tarih boyunca erkeklerden daha çok kadınlar için kendini özgürleştirmenin ve aynı zamanda kadının güçlenmesinin bir sembolü oldu bisiklet, bugün de öyle.

Kadının özgürleşmesi ile bisiklet arasındaki bağı nasıl görüyorsun?

Bisiklet kadın için bir özgürlük sembolü. Bisiklete binip, istediğimiz yere sürebiliriz, ne istiyorsak onu yapabiliriz. Bu tam bir bağımsızlık sağlıyor. Amerika’da, İngiltere’de kadının güçlenmesi ve oy hakkı kazanması mücadelesine öncülük eden kadınların hepsi gündelik hayatlarında bisiklet kullanıyordu. Bu açıdan tarihsel olarak da kadının özgürleşmesinde bisiklet çok önemli bir rol oynuyor.

Kadınların bisiklet kullanmak ve diğer sosyal haklarını araması konusunda dayanışma içinde olmalarına nasıl bakıyorsun, sence bu bir ihtiyaç mı?

Kadınların bir araya gelip birlikte bisiklet sürmesine yakınlık duyuyorum. Biz kadınlar erkekler kadar rekabetçi değiliz. Erkekler bir grup olarak bisiklet sürmek için bir araya geldiklerinde bu hep kim önde olacak, daha iyi veya daha hızlı kim gidecek yarışına dönüşüyor. Kadınlar olarak biz, bisiklet sürmek için bir araya geldiğimizde, bunu kendi içimizde bir arada olmanın ve bisiklet sürümenin keyfini yaşamanın bir yolu olarak algılıyoruz.

Bu bizim için bağ kurmanın ve arkadaşlıklar edinmenin iyi bir yolu. Bisiklet sayesinde tanıştığım inanılmaz kadın arkadaşlarım var. Sayımız hala o kadar az ki aynı tutkuyu paylaşıyoruz ve aramızda özel bir bağ kurabiliyoruz. Bu nedenle birlikte bisiklet sürmenin, bir araya gelmemizin çok iyi bir yolu olduğunu düşünüyorum.

Diğer dünya şehirleri gibi İstanbul da giderek yeşilin azalması, beton alanların artması problemleriyle boğuşuyor. Bu bağlamda, genel resmi ve geleceği nasıl görüyorsun?

Ekoloji dostu bir kent olmanın ilk adımı insanların araba kullanmak yerine bisiklet sürmeye başlamasından geçiyor. Bu da ancak yolların bir kısmı bisikletlilere ayrılırsa mümkün olur. Diğer türlü insanlar kendilerini güvende hissetmeyecekleri için bisiklet sürmeyi tercih etmezler. Bisikletliler için güvenli bir şerit olursa daha çok insanın bisiklet kullanacağına, daha az arabanın yolda olacağına ve daha ekoloji dostu şehirler olacağına inanıyorum. Örneğin, Hollanda’ya gittiğinizde, tüm yıl soğuk ve yağmurlu olmasına, yılın yarısını karanlık geçirmelerine rağmen fark etmiyor ve herkes ama herkes bisiklet sürüyor. Anne çocuğunu alıyor, işine veya alışverişe gidiyor.

Herkes bisiklet kullanıyor. Düşünce biçimini değiştirmemiz gerekiyor, her yere arabayla gitmemize gerek yok. İstanbul özelinde, bisiklet kullanımının artması, kullanımı mümkün kılmaktan geçiyor. İnsanlar ancak böyle başlayabilir. Yolu bisikletliler için de açarsanız insanlar bisikletleriyle gelecektir. İstanbul’un geleceği ancak böyle kurulabilir. Yeşil alanları hakkında bir şey söyleyemem ancak plastik çok ciddi bir problem. Avrupa’da yapılmaya hazırlandığı gibi İstanbul da plastikten kurtulabilirse gelecekte çok büyük fark yaratabilir.

Koşu, yürüyüş yapabileceğiniz, çocukların oyun oynayabileceği pek çok park olması harika olur. Böyle büyük bir şehirde alanlar insan kalabalığıyla dolup taşarken insanlara yeni hareket alanları açmak çok güzel olur. Londra ve New York gibi büyük şehirler bu büyük parkları öncelikli konu haline getirdi. O nedenle bunu yapmanın mümkün olduğunu düşünüyorum. Şehirde yaşayanlar bu ihtiyaçlarını daha net dile getirmeliler. Dünya genelinde plastikten kurtulmak ve bisiklet kullanımını artırmakla kirliliğin azaltılmasında büyük bir adım atılacağına inanıyorum. 

Söz konusu çevre ve iklim olduğunda Greta Thunberg’e ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Kendisi hakkında ne düşünüyorsun? Çevresel sorunlara ve iklim krizine dikkat çekenin 17 yaşında genç bir kız olması senin için ne ifade ediyor?

Yaşı, gelecek neslin konunun farkındalığıyla büyüdüğünü gösteriyor. Mevcut durum sürdüğü takdirde bir gelecekleri olmayabileceğinin farkındalar. Bizim nesil daha ben merkezliydi, eğlenmeye odaklandık ve dert edinmeyi düşünmedik. Gelecek nesil ise “Hayır hayır! Hayatta kalmak için tek şansımızı yok ediyorsunuz” diyor. Bu nedenle Greta’nın gelecek neslin büyüyüp bizim yaşımıza geldiğinde neye odaklanacağının sembolü olduğunu düşünüyorum. Bizim başarısız olduğumuz bir şeye, dünyanın görünümünü değiştirmeye odaklanacaklar. 

Bu değişimin şüphesiz bir parçası da elektrikli bisikletler. Elektrikli bisikletler sizce büyük şehirlerin geleceğinde rol alabilecek mi?

Elektrikli arabalar, elektrikli motosikletler ve elektrikli bisikletler… Gelecek beş yıl içinde elektrikli bisiklet ve elektrikli taşımacılığın dünyanın yarısına yayılacağını düşünüyorum. Yakıt kullanmak yavaş yavaş kaybolacak. Gelecek 10 yılda yakıtlı arabalar kullanmayı tamamen bırakabiliriz ya da en azından hibrit olacaklar. Gelecek, kesinlikle böyle olmalı. 

Sadece Avrupa için mi konuşuyorsun?

Hayır, bence tüm dünya bu konuda değişim geçirecek. Çin bile değişiyor. Değişim hep birkaç ülkeyle başlar ve hızla yayılır. Avrupa’da bazı ülkeler yakıt kullanımında değişime başlamış durumda. Çok hızlı gerçekleşen şeylerden biri olacak. Öte yandan yakıtımız da bitiyor, o nedenle hızla yeni yollar denemeye mecburuz. Çevre açısından da değişim ne kadar çabuk gelirse o kadar iyi. 

Biraz da yarış dünyasını sormak istiyorum. Geçen sene Fiona Kolbinger, bisiklet sporunun en zor yarışı TransContinental’i kazandı. Bu yarışı geçmişte deneyimlemiş biri olarak, bir kadının kazanması sence sürpriz bir gelişme mi?

Hayır, hiç de değil. Fiona’nın şansı o yıl yarışta çok güçlü erkeklerin bulunmamasıydı. Fiona, diğer katılımcılardan daha hızlı değildi, sadece şanslıydı. Bu tip yarışlarda katılımcıların %10’u kadınlardan %90’ı ise erkeklerden oluşuyor. Bu oran %50 – %50’ye ulaşırsa, bir kadının kazanması olağan bir duruma dönüşür. Çünkü kadınlar da erkekler kadar hızlı sürebiliyor.

Atak yapma konusunda değil belki ancak uzun mesafede kadın sürdükçe güçlenirken, erkekler güçten düşmeye başlıyor. Kadınlar olarak biz ultra yarışların gerekliliklerine sahibiz. Sadece bisiklet konusunda değil, koşu ve Ironman gibi ekstrem sporlarda da kadınlar liderliği ele alabilir. Sayımız arttıkça içimizden kazananların sayısı da artacaktır. Son beş yılda bu yarışlara katılmaya başladık. O yüzden hepimiz için yeni bir durum. Neler yapabileceğimizi yeni keşfediyoruz ve yapabilme yeteneğine fazlasıyla sahibiz. 

TransContinental yarışına yeniden katılmayı düşünüyor musun?

Birkaç sebepten dolayı düşünmüyorum. İlk etkinliği yapan ilk kadındım. Organizasyonu yapan adam [Mike Hall] mentörum ve en iyi arkadaşımdı. Avustralya’da katıldığımız bir yarışta hayatını kaybetti. O öldüğünde ben ve birkaç arkadaşımız TransContinental’i ele aldık ve devam etmesini sağladık. Dolayısıyla artık organizatörü olduğum bir yarışta yarışamazdım. Birkaç sene evvel ise geri adım atmam gerektiğini hissettim. Benim için Mike olmayınca TransContinental aynı yarış değil. Çok canım yandığından yarışın yakınında olmaya duygusal olarak dayanamıyorum. Duygusal yanımın dışında yarış, onaylamadığım değişikliklere uğradı ve bu yüzden de artık bir parçası olmak istemiyorum. 

Tüm başardıklarına bakınca, kadınlardan aldığın en yaygın tepki ne oluyor?

Bilmiyorum, onlara hiç sormadım. En yakın kadın arkadaşlarım hep benim gibi, aynı tutkuları paylaşıyoruz, güçlü ve bağımsızlar. Onlarla birlikteyken, eşit akıllar buluşmuş gibi oluyor. Onlara hayranım ve onlardan öğrenmekten, çevrelerinde olmaktan mutlu oluyorum. Yaptıklarıma özel bir yorum getirmiyorlar, karşılıklı bir saygı besliyoruz. 

Erkeklerden aldığın tepkileri sorsam?

Görünüşe göre oldukça rahatsız ediciyim. Öyle olmamaya çalışıyorum. İlk zamanlarda güçlü ve bir şeyleri başaran kadın ya bir lezbiyen ya da bir cadı gibi görünüyordu. Benim gibi güçlü bir kadınla karşılaştıklarında korkuyorlar ve kısırlaşmış gibi hissediyorlardı. Her zaman şu düşünceyle yaşamaya çalışıyorum, ‘seni önemseyenler fark etmeyecek, fark edenler ise önemsemeyecektir’. Hayatımdaki erkekler beni eşit görüyor ve her konuda saygı gösteriyor.

Eşim ondan daha güçlü olduğumu biliyor. Ben ise onun güçlü yanlarını biliyorum, o da benim güçlü yanlarımı biliyor. Karşı cinste bunu ne kadar iyi görürsek birlikte o kadar iyi çalışabiliriz. Onların bizden daha zayıf olduğu özellikleri var ve bizim de onlardan daha zayıf olan özelliklerimiz var. Birlikte mükemmel kuvveti oluşturuyoruz. Farklılıklarımıza bakmak yerine bu şekilde bir yol seçiyoruz. Böylece herkes iyi olduğu konuya yönelir, iyi bir iş bölümüyle hayat yaşanabilir ve birbirimizi tamamlayabiliriz.

Yola çıkmadan önce plan yapmayı düşünenlere tavsiyelerin neler? Plan yapmanın ve akışa bırakmanın arasındaki denge sende nasıl?

Ne kadar çok plan yaparsan yap, olacak olanları asla ön göremiyorsun. Yaptığın tüm planlar bir anda çöküyor. İstediğin kadar plan yap ancak yola çıkacaksanız esnek olmayı öğrenmelerini tavsiye ederim. Ve her duruma nasıl uyum sağlanacağını bilmelerini tavsiye ederim. Hazırlıksız olmaya hazırlıklı olmak yapılacak en iyi hazırlık. Gideceğiniz bölgeyi ve çevreyi öğrenmeye çalışın. Hava durumuna göre giysilerinizi hazırlayın. Soğuktan donmak veya sıcaktan yanmak istemezsiniz. Temel hazırlığı yapın.

Bisikletin nasıl tamir edildiğini öğrenin ki bir yerde kaldığınızda bisikleti tekrar yürüyebilecek duruma getirebilin. Onun dışında yanınızda olması iyi olacak en iyi iki şey; esneklik ve gerçekten çok iyi bir mizah anlayışı. Çünkü başınıza bir şey geldiğinde bunu her seferinde ciddiye almamanız gerek. Her macerada bir şeyler mutlaka olacaktır. Bu nedenle adı macera. Bu iyi bir hikaye diye bakmaya başladığınızda ve çok ciddiye almadığınızda, bir yol bulacaksınız. Her zaman bir yol bulunur.

Bu söyleşi daha önce Cyclist Türkiye Mart 2020 sayısında yayınlanmıştı.

Juliana Buhring ile bir araya gelmemize vesile olan ve değerli organizasyonda emeği geçen tüm Üsküdar Bisiklet Peloton Spor Kulübü ailesine teşekkür ediyoruz!

E-Posta Bülteni

E-Posta bültenimize abone olun, en son haber ve röpörtajlardan ilk sizin haberiniz olsun!

Yorumlar için tıklayın

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Öne Çıkanlar

HATAY’A KESİNTİSİZ 25 KM BİSİKLET YOLU

Haberler

ÜÇ İSİM DAHA COVID-19 NEDENİYLE BURGOS TURU’NDAN ÇEKİLDİ

Haberler

BURSA’DA İKİ AYRI EVERESTING DENEMESİ GERÇEKLEŞTİRİLDİ

Haberler

ANTİK KENTLER BİSİKLET ROTASI İLE ÜÇ MİLYON TURİST HEDEFLENİYOR

Haberler

Bağlan
E-Posta Bülteni

E-Posta bültenimize abone olun, en son haber ve röpörtajlardan ilk sizin haberiniz olsun!