Bisiklet tutkusunun Selim abisi

Bisiklet tutkusunun Selim abisi

Yaz – Çizim Aydan Çelik Fotoğraf Giraud aile arşivi

Bisiklet tutkusunun Selim abisi biz acaba ne demiş olabilir diye bön bön düşünürken, Selim abi, Pantani’nin o konuşmasını deşifre etmişti bile.

Bisiklet Nedir? diye başlayan ve bu soruya bir dizi cevap veren Bisiklet Manifestosu’nun iki maddesiyle başlayalım.

5. maddede “Bisiklet çocukluktur: Hayatla izdivacın balayı günlerinden…” yazar. 9. satırda ise ” Bisiklet rüyadır: Üç yaşında başlar, hayat boyu sürer diye okursunuz.

Doğru, bisiklet hepimiz için çocukluk aşkı. Onu gece yatağına alan şanslıdan, sokakta ” Bi tur versene, n’olur!” diye yalvaran garibana kadar. Ama kuruyup çölleşmemesi için her aşk gibi o da beslenmeye muhtaçtır.

Selim Giraud…

1950 yılında İstanbul’da doğdu. 3 yaşında eniştesinin aldığı 3 teker ile bisiklet aşkı başladı. 1969’da Bakırköy Bisiklet Kulübü’nde lisanslı olarak yarışmaya başladı. Aynı yıl askere gitti ve Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’nda bisiklet sporcusu olarak kariyerine devam etti. Askerliği sırasında geçirdiği kazadan sonra 15 gün komada yattı. Komadan çıktığında, burnu artık koku alamıyordu. Ama hiçbir engel onu bisikletten vazgeçirmedi. Sporcu olarak kariyerini sonlandırsa da, bisiklet hayatının hep merkezinde oldu. İşine iki tekerle gitti geldi. Bisiklet mekaniği üstüne çalışmalar, modellemeler yaptı. Sporcuların, bisiklet severlerin  moral hocası, “Selim abi”si oldu. 2007 yılında yakalandığı amansız hastalığa 6 yıl direndi. 2013 Ağustos’unda ebediyete intikal etti.

Selim Giraud, bugün kırklarını sürdüren bizim kuşağın o aşkı besleyen kaynaklarından biriydi.

Onun bisiklete olan sonsuz tutkusu, kıyısına yaklaşan herkesi çok etkilerdi. Üç yaşında oturduğu seleye olan sevgisi bu dünyadan göçene kadar hiç tükenmedi. Büyük bir neşe ve coşkuyla hikayeler anlatır, etrafına bisiklet kadar keyif saçar, araya serpiştirdiği ‘özel’ sıfatlarla muhabbeti renklendirirdi. Çalıştığı bisiklet mağazaları onun ustalığı ve muhabbetine meftun insanların uğrak yeriydi.

İlk karşılaşmamız doksanların hemen başında, Sirkeci’de Bülent Birson’un sahibi olduğu Pedal Bisiklet’de olmuştu. Uzun bir muhabbete girmiş, dükkanı birlikte kapatıp vapura binmiş, Kadıköy’e geçerken muhabbete devam etmiştik. Üstünden çeyrek asır geçse de neler konuştuğumuzu bugün gibi hatırlıyorum. 91 Fransa Turu’nda Özbek sprinter Abdoujaparov’un yaptığı kazadan söz etmiştik mesela. “Taşkent Terörü” lakaplı Abdülcabbaroğlu Paris’te finiş sırasında bariyerlere çarpmış, verilmiş sadakaları sayesinde hayatta kalmıştı.

O yıllarda (Pedal Bisiklet’in biri Sirkeci diğeri Üsküdar’da olmak üzere iki yeri vardı. İstanbul Bisiklet İhtisas Kulübü’nün merkeziydi. Bunlar, aradığınız her şeyi bulabileceğiniz Mucizeler Dükkanı türünden yerlerdi. Malzeme bulunmazsa çözüm bulunurdu. Halen de öyledir.)

Pantani, Allah ne verdiyse basmış çıkıyordu,

Zihnimdeki yüzlerce anekdottan aklımda en çok kalanını anlatmak isterim. 98 Fransa Turu’ydu. Marco Pantani Mayıs’ta İtalya Turu’nu kazanmış, iki ay geçmeden Alpler’de fırtına gibi esiyordu. Kardeşim Özgür’le oturmuş, Korsan’ın (il Pirata) solo kaçışını izliyorduk. Zirveye birkaç kilometre kala takım direktörü arabayla Marco’ya yaklaşıp bir şeyler dedi. Artık ne dediyse, il Pirata, sinirli el kol hareketleriyle başka bir şeyler söyledi ve zıpkın gibi fırladı, etabı da kazandı. Hem İtalyanca bilmediğimiz hem de konuşmayı duymadığımız için “Ne konuştular acaba?” diye merakta kaldık. O zaman tvit mvit olmadığı için öğrenmemiz de mümkün olmadı.

Ertesi gün Özgür’le, Selim abinin çalıştığı bisiklet mağazası Velespit’e gittik. Karşısındaki adama tam da o anı anlatıyordu. Ama ne anlatma…Büyük bir iştahla o anı yaşıyor, el kol hareketleriyle konuşmasını renklendiriyordu. (Kullandığı bazı kelimeleri buraya yazmam mümkün değil. Ama şunu belirteyim, Selim abi, aynı Can Yücel gibi, bazı kelimeleri yerinde ve yakışıklı kullanırdı.) “… Pantani, Allah ne verdiyse basmış çıkıyordu, takım arabası yanına geldi ve içindeki herif “Bassana oğlum, görmüyor musun arkadakiler yetişiyor!” deyince, Pantani:  ‘Yahu…… ……….. O kadar kolaysa, gel sen bas!’ dedi.”

Bizim bön bön seyrettiğimiz o anın şifresini kelime kelime çözmüş, önümüze koymuştu. Selim Giraud’un bisiklet sevgisi o hain hastalık vücuduna girdiğinde de bitmedi. Vefatından kısa bir süre önce evinde ziyarete gittiğimizde en son topladığı bisikleti çıkarıp neyi nereden bulduğunu, yeni aldığı gidonun karbon kalitesini, ondan önce getirttiği rublenin katalogda yazılandan 30 gr daha ağır olduğunu, evdeki kuyumcu terazisiyle yaptığı ölçümü üretici firmalara bildirdiğini şehvetle anlattı. Üstelik hastalık, sesinin büyük bir kısmını götürdüğü halde…

Selim abi, aynı bisiklet gibi şeffaf, içi dışı bir insandı. Artık o da göçmüş bisikletçiler bahçesi’nde… Eminim şimdi orada Pantani’ye: “Marco, o gün arabadaki herife öyle dedin değil mi?” diye takılıyordur.

Colnago’yla yarış

Cyclist Türkiye’nin bu sayısında Ernesto Colnago’yla bir söyleşi okuyacaksınız. Colnago, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bir efsanedir. Birçok bisikletçi bu markayla yarışmıştır. Selim Giraud da çeşitli defalar Colnago sahibi olmuştur. Bu sayfada solda gördüğünüz sarı-kırmızı Master Olympic de onlardan biridir.

Selim Abi’nin Colnago’yla bambaşka bir yarışı var. Sinyor, 98’de Türkiye’ye geldiğinde, yolu Selim abiyle kesişiyor. Biri İtalyanca, diğeri Türkçe bilmediği halde şevkle muhabbete başlıyor ve  “Kim daha hızlı akort yapar?” iddiasına tutuşuyorlar. Kronometreye basılmasıyla beraber iki usta akorda başlıyor. İkisi de 4 dakikada akordu bitiriyor. Ernesto amca birkaç saniyeyle ‘müsabakayı’ kazanıyor. Birbirlerinin ustalığını tebrik ediyorlar.


Benzer Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir