Yazı TREVOR WARD Fotoğraf TAPESTRY
Henüz daha 1926’daki ilk seferinde dahi Tour de France zalim bir yarıştı. 17 etapta geçilen 5,745km bugün bile Tour tarihinin en uzun yarışı. Haklı olarak da “Acı Turu” ismi takıldı.
Fransız bisikletçi Marcel Bidot için özellikle ve ayrıca eziyet doluydu. 23 yaşında ilk defa Tour’da yarışan Bidot, art arda yaşadığı birtakım talihsizliklerin ve bazı kuralların kurbanı oldu.
Öncelikle pedallarından birini kırdı ve bir izleyiciden kendi tekerleklerini kullanması şartıyla kural dışı bir bisiklet ödünç almasına izin verilinceye kadar yalnızca tek ayağıyla pedal çevirmek zorunda kaldı. Daha sonra Pireneler’de arka rublesinin girdiği (arka arttırıcılar yasaktı) parça kırıldı; buna rağmen Tourmalet dahil beş geçidi tırmanmayı başardı.
Son olarak, Izoard’da lastik patlatan Bidot, yarış komiserinden lastiğini değiştirirken takım aracından verilen alyanı kullanması halinde diskalifiye edileceğine dair bir tehdit aldı. Her şeye rağmen Bidot, Paris’e vardığında 10’uncu sıradaydı ve tüm bu acımasız kurallardan sorumlu olan adamın küçümseyici övgüsüne mahzar oldu.
“Bidot miskin bir mizaca sahip, tembel ve kafası pek çalışmıyor” dediği yazıyordu Henri Desgrange’nin, Les Woodland’ın kaleme aldığı “Yellow Jersey Companion To The Tour de France“ adlı kitapta. “Fakat Bidot güçlü ve fit bir bisikletçidir. Üstelik tırmanabildiği gibi iyi de inebilir ve asla çeşmelerde su molası vermez. İlk Tour’unu tüm zorluklara rağmen tamamlayabilecek bir adamın cesaretine sahip olduğunu herkese gösterdi.”
Marcel Bidot’yu günümüze ışınlayıp bir bara davet etseniz, sizi kazananın tüm içecekleri ısmarlayacağı bir bilek güreşine ya da 50 şınav çekme düellosuna davet eder.
Evrensel olarak Tour’un Babası (aslında Tour’un fikir babası L’Auto’nun bisiklet gazetecisi Géo Lefèvre’dir) olarak bilinen Desgrange, 33 yıl boyunca Tour’u demir bir sopayla ödün vermeden yönetti. Hayali o kadar sert bir gösteri yapmaktı ki yarışı sadece bir tek pedal tamamlayabilecekti. Bunu başarmak için Desgrange içecek, vites aktarıcıları, deryara girme, yedek bisikletler ve mekanik destek dahil olmak üzere bir sürücünün acı çekmesine engel olacak her şeyi yasakladı. En fazla 400km olmak üzere etapların ortalama uzunluğu 300km’ydi. Bunun anlamı, bisikletçilerin gecenin geç saatlerinde veya şafak vakti karanlıkta etaba başlaması gerektiğiydi. Desgrange sabahın ürpertici soğuğundan kurtulmak isteyen bisikletçilerin fazladan giysi giymesi imtiyazına izin vermedi. Kural basit ve açıktı, sabahın erken saatlerine göre ilerleyen saatlerde daha az kıyafetle bitiş noktasına gelen bisikletçiler cezalandırılacaktır.

Desgrange sürekli olarak yarış formatı ile ilgilendi. Bazı yıllar kazananı belirleyen toplam zamandı, bazılarında ise puan sistemi devreye girdi. Sonra bir de etap galibiyetleri için zaman primi verilmeye başlandı. 1920’lerin sonunda etapların büyük bölümü, 37km’den 119km’ye kadar değişen zamana karşılar olarak koşuluyordu.
1930’da ticari ekipler belirlenen liderleri etrafında birlikte çalışmaya başlayınca, Desgrange bu sefer ticari takımları yasakladı ve Tour de France’ı milli takımların katılabildiği bir yarış haline getirdi. Bu kararın ardından oluşan finansal zaafı telafi etmek için – takım sponsorları ulusal takımlar adına yarışan bisikletçilerin yiyecek ve konaklama ücretlerini ödemeye yanaşmıyordu – Desgrange, tanıtım karavanını resmileştirdi, büyük işletmeleri bu sayede yarışa davet etti ve markalarını sergilemeleri için tahmini 15 milyon bisikletseveri yol kenarlarına çekti.
Desgrange açık bir şekilde söylemek gerekirse inatçı, bencil, sadist bir yaşlıydı. Ama o zamanın Fransa Turu’nun power metrelerin mücadelesinden ziyade saf gücün yarışı olduğunu görebiliriz: Teknolojik yenilikler ve marjinal kazanımların savaşı yerine adam adama bir yarış…
Geçtiğimiz yıllarda Hollandalı müzisyen ve bisiklet tutkunu Mathijs Leeuwis, Galibier adında “karşılaşabileceğiniz en büyük ve en acı verici tırmanışlara adanmış” güzel ve unutulmaz bir albüm kaydetti. Yaslı bir piyano sesi ve melankolik gitar sesinden oluşan üçüncü parçanın adı “Henri Desgrange”dı.
“Valloire’da bulunuyordum ve Desgrange’a ait bir anıtın bulunduğu Galibier’de eğitim aldım. Onun karakterinden etkilenmiştim” diyor Leeuwis bana. “Desgrange fiziksel güç, zeka ve ileri görüşlülüğün sıra dışı bir kombinasyonuydu. Bana göre ‘gerçek bisikletin’ – yalnız, acımasız, fiziksel – temsilcisidir. Bir erkek ve bir de onun bisikleti, hepsi bu kadar.
Bidon cole, takım radyoları ve “Ekstrem Hava Şartları Protokolü” düşünüldüğünde Desgrange’ın bugünün Tour’unda neler değiştirebileceğini hayal etmek güç değil.
Kendi de başarılı bir sporcu olmasına rağmen – 50 ve 100km’de saat rekoru kırdı (35.325km, 1893) – Desgrange, insanların bisikleti sadece sağlıklı kalmak için kullanmaları gerektiğine inanıyordu. İlk Tour’dan bir yıl sonra Desgrange, Audax France’ı kurdu ve insanları uzun mesafelerde bisiklet sürmeleri (ya da koşmaları, kürek çekmeleri ya da yüzmeleri) için teşvik etkinlikleri düzenledi.
Desgrange bir aslanın kalbine sahipti, 52 yaşında Birinci Dünya Savaşı’nda savaşmak üzere askere kaydoldu. Marcel Bidot, Desgrange’ı bir zorba olarak görmüş olabilir – ya da 1910 Tour’u kazanan Octave Lapize’in Aubisque’nin tepesinde acı çekerken bağırdığı gibi ‘suikastçi’ – ancak tarih onu temize çıkardı. Desgrange artık sporumuzun öncüsü, yenilikçisi ve koruyucusu olarak anılıyor.


